Tayland-Kamboçya gerilimi | Savaşa dönüşme ihtimali düşük

THANACHATE WISAIJORN | YORUM*

Tayland kamuoyunda son haftalarda belirgin bir sertleşme yaşanıyor. Tayland–Kamboçya sınırındaki gerilimler yeni değil; ancak birçok Taylandlıya göre artık kritik bir eşik aşılmış durumda. Özellikle, PMN-2 tipi anti-personel mayınlarının döşenmesi yoluyla Kamboçya’nın Tayland topraklarına girdiği algısı büyük bir öfke yaratmış durumda.

Bu mayınlar Rus menşeli olup Tayland ordusunun envanterinde bulunmuyor ve yaygın biçimde Kamboçya stoklarıyla ilişkilendiriliyor. Kamuoyundaki tepki, yalnızca birkaç hafta önce Cenevre’de sunulan ve Ağustos ayında Kamboçyalı askerlerin birbirlerine mayın döşemeyi öğrettiğini gösterdiği iddia edilen video görüntüleriyle daha da arttı.

Tayland toplumu açısından bu durum artık kazara ya da muğlak bir sınır ihlali olarak değil, açık çatışmalar başlamadan önce dahi insan hayatını tehlikeye atan kasıtlı bir eylem olarak görülüyor. Bu nedenle uzlaşmaya yönelik toplumsal tolerans ciddi biçimde azalmış durumda.

Stratejik açıdan bakıldığında Tayland’ın, diplomasiyi hukuki ve fiilî netlikle birleştiren çift yönlü bir yaklaşımı sürdürmesi gerekiyor. Mevcut dışişleri bakanı yönetimindeki Dışişleri Bakanlığı, ikili mekanizmalar ve uluslararası ortaklarla temaslarını sürdürürken itidalli ve profesyonel bir tutum sergiledi; bu da ani bir tırmanmayı önlemeye yardımcı oldu. Ancak Tayland’ın hâlâ eksik kaldığı alan, uluslararası kitle medyası ve küresel haber akışı. Tayland’ın tezlerini destekleyen olguların — özellikle toprak ihlalleri, mayın kullanımı ve insani sonuçlara ilişkin doğrulanabilir kanıtların — çok daha proaktif biçimde aktarılması gerekiyor. Günümüz dünyasında diplomasi yalnızca kapalı kapılar ardında yürütülmüyor; aynı zamanda küresel bilgi alanında da gerçekleşiyor.

ABD ile ilişkiler bağlamında Tayland, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Washington’un yakın bir müttefiki oldu ve bölgesel ile küresel güvenlik düzenlemelerinde ABD’nin yanında yer aldı. Tayland açısından bu uzun soluklu ilişki, otomatik bir hizalanma beklentisi değil; adalet, doğruluk ve empati beklentisi yaratıyor. Bu nedenle Tayland, ABD’nin sahadaki gerçekleri — özellikle açık çatışmalar başlamadan önce dahi mayınlar nedeniyle uzuvlarını kaybeden Taylandlı askerlerin yaşadığı acıları — dikkate almasını bekliyor. Bu gerçekleri kabul eden bir yaklaşım, güveni güçlendirecek ve ittifakın yalnızca stratejik çıkarlar değil, ortak değerler üzerine kurulu olduğunu yeniden teyit edecektir.

Sınır çatışmalarının tam ölçekli konvansiyonel bir savaşa dönüşme ihtimali düşük görünüyor. Her iki hükümet de savaşın, özellikle siviller açısından ne denli yıkıcı olduğunu; can kayıpları, yıkılan evler ve kaybedilen geçim kaynaklarıyla ağır sonuçlar doğurduğunu biliyor. Siyasi, ekonomik ve diplomatik maliyetler, elde edilebilecek muhtemel kazanımlarla kıyaslandığında son derece yüksek olur. Bununla birlikte, mayınların devreye sokulması ve olayların tekrarlanması, yanlış hesaplama riskini artırıyor; bu da şeffaflık ve kriz yönetimi mekanizmalarını daha da hayati hâle getiriyor.

Çatışmalar ve buna bağlı güvenlik riskleri şimdiden ciddi insani sonuçlar doğurdu. Tayland’da en az 500 bin kişi, sınır bölgelerinden tahliye edilme veya geçici yerinden edilme yoluyla bu krizden etkilendi. Bu tür hareketler “önleyici” olarak tanımlansa bile, derin toplumsal ve psikolojik izler bırakıyor. Sınır toplulukları açısından yerinden edilme, uzun süredir var olan kırılganlık ve dışlanmışlık duygularını pekiştiriyor; zamanla bu deneyimler kolektif hafızaya yerleşerek güvensizlik ve algılanan adaletsizlik üzerine kurulu ulusal anlatıları şekillendiriyor.

İleriye bakıldığında en olası senaryo, tırmanmadan ziyade kısa vadeli bir istikrar sağlanmasıdır. Ancak hesap verebilirlik ve gerçek anlamda güven artırıcı önlemler olmaksızın benzer krizlerin tekrarlanması muhtemeldir. Bölge, gerilimlerin geçici olarak kontrol altına alındığı fakat hiçbir zaman tamamen çözülemediği “yönetilen istikrarsızlık” döngüsüne hapsolma riskiyle karşı karşıya.

ABD ile Çin arasındaki küresel rekabet, bölgesel siyasetin arka planını oluşturuyor; ancak Tayland–Kamboçya geriliminin temel itici gücü değil. Sorunun kökleri yerel ve tarihsel nitelikte olup, özellikle sınırlar ve egemenlik meselesine dayanıyor. Her iki ülke de büyük güçler arasında denge politikası izlemeye devam ediyor ve ikili bir anlaşmazlığı vekâlet çatışmasına dönüştürme niyetinde değil.

Son olarak, Kamboçya’daki “scam compound”lar (siber dolandırıcılık merkezleri) meselesi, Tayland–Kamboçya ilişkilerinde önemli ve rahatsız edici bir unsur hâline gelmiş durumda. Kamboçya, giderek uluslararası alanda, ulusötesi suç ağları tarafından yürütülen çevrimiçi dolandırıcılık faaliyetlerinin küresel merkezi olarak algılanıyor. Bu ağların, Tayland–Kamboçya sınırı boyunca uzanan kumarhanelerde konuşlandığı düşünülüyor. Kısa vadede bazı bölgelerde finansal girişler sağlasa da, bu faaliyetlerin uzun vadeli etkileri son derece olumsuz. Kamboçya’nın uluslararası itibarına zarar veriyor, hukukun üstünlüğünü aşındırıyor ve komşu ülkelerle ilişkileri geriyor. Tayland açısından bu mesele hem kriminal hem de insani bir boyut taşıyor; zira Tayland vatandaşları da bu operasyonlara insan ticareti yoluyla sürüklenen ya da zorlanan kişiler arasında yer aldı. Bu durum, Kamboçya’nın “küresel dolandırıcılık merkezi” olarak algılanmasını pekiştirdi ve özellikle kolluk kuvvetleri ile sınır yönetimi alanlarında ikili iş birliğine duyulan güveni daha da zayıflattı.


* Tayland Ubon Ratchathani Üniversitesi, Siyaset Bilimi Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı… Bu yazı TR724 için kaleme alınmıştır… 

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin