Taş!

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Bir kayaydık hepimiz.

Rüzgâr, kar, kış, kıyamet sizim için vardı. Bilirdik; geldiğimiz günden bu yana tutuluruz borana. Ve alır elbette bizden de bir şeyler. Götürür, işin tabiatında var bu, şikâyet etmeyiz ne ala!

Göbek deliğinde penye pamuğu biriktirmeye benzemiyor bazı şeyler. Ve kelime her zaman tutmuyor insanı elinden ve ruhundan. Cesaret denilen şey, aynada bir anlam ifade etmiyor. Vakta ki, siz en afili kelimelerinizi bile alay-ı valalar ile sallayıp duranlardan olasınız. Zaiddir efendim.

Diyelim ki, gölgeniz var ve öyle böyle değil, haddinizden bile uzun ve diyelim ki o memlekette güneş doğmakta ya da batmakta.

Ve bir kez daha diyelim ki, güneşi üzerine doğurttuğu ruhiyesinde olanlar, dişleri kırık, halleri yamuk olsa da, yine suyun başında ve aşağısını yukarısını sulandıranları paralamakta. Elbette, sattığınız caka sizi gölgenizden dolayı öyle bir zehaba sürükler.

Kapı tektir mesela bazıları için ve eskimezdir. Her gün yeni kapı icat edilmezdir, hakiki cesurlar için. Öpmekten eriyen dudaklarınızı hangi boyayla saklayabilirsiniz ki, sürülen biberlerin kızartılmışlığını görmeyelim.

Ben cesareti tanımlamış olayım da, korku ve korkusuzluğu, bunun yanılsamasıyla, eşiğine tapındıklarınıza siz fısıldayıverin.

Çıktığınız mağara ile hedeflediğiniz delik arasındaki rakım farkı, dünyanızın hacim ağzını döker eteğinize, siz ki o rahimleri ebedi mekan bellemişken, daha kim ve niye uğraşsın ki kulağınıza hakikati haykırmaya. Açıkça söyleyeyim, sadece bir delik o; bir delik, o kadar. Satmayın bir şeyinizi onun için. Değmiyor bu yangın yeri, avuç açmaya.

Üç kuruşluk bir dünya bu dünya dostlar, bunu dünyası sadece bu dünya olmayanlar anlar. Bir bakarsınız ki, ‘abus el kamtarira’ olmuş çıkmışsınız; hayat, hayatınız… Ve canavarların kemerini süslemekte kafa deriniz.


Biz taştık, siz taştınız nedense, coştunuz hatta. Coştukça taşlaştınız, koku ve renk geldi ruhlarınıza. Her kokuya talip olunmaz, bilir bunu künhüne varanlar. Ve renk dediğin ne ki, kir tutar nihayetinde, belki çoğu zaman görünmez.


Övününüz, zira biz kıyamette sizin azlığınızla övüneceğiz. Övünmeyeceğiz de, çünkü bu nobranlığın hesabı bir ucundan da bize sorulacak biliriz.

Cesaret dedik misal, yürek dedik faraza. O elinizdeki üç kuruşluk ayna ölçmez onu ölçemez. Şahkülünüz kaldı mı, paralığının miktarını sorgulayalım! Evinin üç metre dışarısına konulunca, korkudan kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştıran evcil ve itaatkar ruhlar bunu bilemez. Nasıl bilsin ki? Ha unutmadan, ama aynadan karar verilecekse, bilaistisna en cesuryürekler aynadır çağımızın. Bilemez ama çalım da ondadır hani. Sizin gibi…

Taş olduk sonra, yuvarlandık sözgelimi… Çamura bulandık, çarpa çarpa yaralandık mesela. Ama taştık, haddimizi aşmadık.. Bilirdik çünkü, taşın yanabilirliğini. Ya, evet. Yanar taş da, üstelik köpürür de, çok mu şaşırdınız? Altıncı Tahrim’e bakmak aklınıza gelmez tabi. Leyl’leriniz farklı kaygılarla geçer zira. Nereden bileceksiniz ondördü, yirmidördü.

Biz taştık, siz taştınız nedense, coştunuz hatta. Coştukça taşlaştınız, koku ve renk geldi ruhlarınıza. Her kokuya talip olunmaz, bilir bunu künhüne varanlar. Ve renk dediğin ne ki, kir tutar nihayetinde, belki çoğu zaman görünmez.

Hadsizlik en çok korktuğumuzdur, bilenlerdeniz, aşmamayı öğrendik ama öğrenilmişliğin de çok para etmediğini biliriz bu konuda. Ser levhalarımızdan biri de bu farkına varmışlıktır. Ne olur ne olmaz ‘laakal 15 günde bir” okur ve okuturuz…

Türümüzün fıtratından gelen sertliğimiz hoyratlığımızı engeller, ki bu nedenle çoğu zaman bizi kulak memesi kıvamında olmakla eleştirirsiniz. Bizim fedailiğimizin türünü yedi düvel öğrendi de, bir tek zımnî hasedin kavurduğu siyah taşlaşmışlara anlatamadık, buna yanarız.

Korkma biz sizi sorgulamayız. Aidiyetinizi, samimiyetinizi, sözlerinizle, yaptıklarınız arasındaki derin uçurumlardan bahsetmeyiz. Utanırız çünkü, bir adımız da hayadır bizim.

Bir kayaydık hepimiz, yuvarlandık, kirlendik, kanadık, taşlaştık ve taşladık… Şimdi neredeyiz?

Çok mu karıştı aklınız, hiç mi anlamadınız?

Varsın bu seferlik öyle olsun…

Ki biz her daim yaptığımızı yapalım, dönelim yönümüze ve ellerimizi açalım: “İnna nehafu min dinina yevmen…”

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin