NECİP F. BAHADIR | YORUM
DEM Parti Eş Başkanı Tuncer Bakırkan’ın, “Öcalan, önümüzdeki günlerde tarihi çağrıya hazırlanıyor!” çıkışı sürpriz mi? Değil. İddialar vardı zaten. Tarih bile veriliyordu: 15 Şubat… Açıklamanın resmi ağızdan gelmesi önemli elbette. Artık iddiaların gerçeğe dönüşmekte olduğunu söyleyebiliriz. Adı konmamış süreçte bir ‘dönüm noktası’ bu.
Tuncer Bakırhan açık tarih vermedi, ‘önümüzdeki günler’ demekle yetindi. “15 Şubat mı?” sorusunu, “Bilmiyorum…” diyerek cevapladı. 15 Şubat sıradan bir gün değil, Öcalan’ın hayat hikayesinde anlamlı tarih. Sonun başlangıcı aslında… 1999’un 15 Şubat’ında Kenya’da yakalandı ve Türk yetkililere teslim edildi. ‘Tarihi çağrı’ için bugünü seçmesinin ne anlamı olabilir? Sonuçta Öcalan için güzel ve özel bir gün değil. Ankara bu tarihi özellikle istediyse o başka…
İlk açılım sürecinde Öcalan’ın kısaca ‘silahlara veda’ diye özetlenen mektubu Nevruz’da okunmuştu. Nevruz, Güneydoğu bölgesi ve Kürt halkı için özel bir gündü. Sadece baharın başlangıcı değil, siyasi anlamı da vardı. Nevruz yıllarca devletle bölge halkı arasında kavga nedeni oldu. Devlet, Nevruz etkinliklerini engellemek için her yolu denedi. Kürt halkı da kutlamak için… Öcalan’ın o mektup barış adına büyük umut doğurmuştu. Fakat sonu hüsranla bitti. Umut, derin hayal kırıklığına dönüştü. Süreci ne AKP iktidarı, ne de PKK tarafı sağlıklı yürütebildi. Masayı deviren Erdoğan oldu. O günden zihinlerde sadece ‘Megri megri…’ türküsü kaldı.
Şimdi her şeye rağmen, tarihi çağrıyı bir ‘umut’ olarak nitelemek mümkün. Süreç ekimin ilk günü Devlet Bahçeli’nin DEM’e ‘el uzatmasıyla’ başladı. Ve çok hızlı gelişti. MHP lideri Öcalan’ı, konuşma yapması için Meclis’e davet etti. En ileri nokta, en son atılacak adımdı. Olmadı tabii. Bunun üzerine, “DEM, Öcalan’a gitsin…” dedi. Erdoğan uzun süre düşündü, ardından İmralı’nın kapılarını DEM’e açtı. DEM heyeti Öcalan’la iki kez bir araya geldi. Öcalan’ın “Ben hazırım!” dediği duyuruldu. Bu arada Ahmet Türk’ün de eklendiği heyet Meclis Başkanı ve siyasi partileri turladı.
Bakırhan, ateşi harladı!
Sürecin mimarı Bahçeli, “Elinizi çabuk tutun…” çıkışıyla taraflara ayar verdi. Heyetin ikinci görüşmesinden ‘somut sonuç’ beklentisi boşa çıktı. Kamuoyunda heyecan sönmeye yüz tutmuşken Bakırhan tekrar alevlendirdi. Önce grup toplantısında kayyım politikalarını sert sözlerle eleştirdi. AKP’ye yüklenmekten çekinmedi; “Kara bir leke!” dedi.
Haksız değildi. AKP bir yandan İmralı’ya heyet gönderirken, diğer yandan DEM’in kazandığı belediyelere kendi bürokratlarını atıyordu. En azından bir çelişkiydi bu? Tarihi bir çelişki hem de… Sandığı anlamsızlaştırıyordu.
Tuncer Bakırhan’ın ‘tarihi çağrıya’ ilişkin sözleri, kayyım eleştirisini geri plana itti. Bakırhan’ın cümleleri arasında tarihi çağrının içeriğine dönük bazı ‘ipuçları’ var. Öcalan’ın ‘silahları gömme’ çağrısı bir sonuç değil, yeni bir başlangıç. Oysa tam tersi olmalıydı. Sondan başlandı.
Bakırhan’ın ifadesiyle Öcalan ‘silahlara veda’ çağrısını ‘Kürt sorunun köklü ve kalıcı çözümü için demokratik bir Türkiye’nin inşası için…’ yapacak. ‘Umut’ diyoruz ama daha ilk kelime problemli; Erdoğan ‘Kürt sorununun’ varlığını kabul etmiyor… Ki ‘çözüm ve demokratik Türkiye’ için adım atsın.
Öcalan’ın çağrısının muhatabı kim? PKK ve türevlerini kastetmiyorum. Masanın diğer ucunda kim var? DEM sadece aracı. Devlet Bahçeli’nin yürütmede görevi yok. Sadece gayr-i resmi bir ortak. AKP iktidarı veya Erdoğan kendisini Öcalan’ın muhatabı olarak görüyor mu? Meclis mi muhatap? AKP sisteminde Meclis’in bir ağırlığı ve rolü var mı? Numan Kurtulmuş inisiyatif alabilir mi? İrade ortaya koyabilir mi? Erdoğan’a rağmen adım atabilir mi? Bu sorular hala cevapsız.
Bakırhan’ın şu cümleleri manidar; “İktidarı da bu tarihi çağrıya uygun şekilde rolünü oynamaya çağırıyoruz. Sayın Bahçeli yürütmenin başı değil. Yürütmenin başındaki Erdoğan’a büyük adım düşüyor. Artık top Erdoğan’da. Milyonlar artık demokratikleşme gelsin diye bekliyor, güven artırıcı adımların atılmasını bekliyoruz. Bizler eşit bir yaşamdan yanayız. Yönümüz ve istikametimiz barış ve demokrasi yoludur. Her şeye rağmen bu yolda cesaretle yürümeye devam edeceğiz.”
Erdoğan artık konuşmalı!
Belli ki Öcalan ve DEM’in de ‘muhataplık’ konusunda endişeleri var, kafaları karışık. Bakırhan “Top Erdoğan’da…” dedi doğru, olması gereken bu. Ya Erdoğan topu sahiplenmezse veya taca atarsa ne olacak? Erdoğan, şu ana kadar oyunun içinde olduğuna dair en ufak bir işaret vermedi. Bahçeli’ye ‘Hayır…’ diyemedi sadece. O kadar… Yoksa projeyi sahiplenmedi. ‘Terörsüz Türkiye’ gibi sloganı tekrardı, durdu. Peki oraya nasıl ulaşılacak? Erdoğan’a kalırsa tek seçenek var, o da; ‘demir yumruk’. DEM’in İmralı trafiğine siyasi anlam yüklemekten özellikle kaçındı.
Öcalan’ın çağrısının içeriğini tahmin etmek zor değil. Detaylı yorum için muhtevayı görmek lazım. Bir de PKK ve uzantılarının sözlerini ne denli pratiğe dönüştüreceklerini… Asıl önemlisi Suriye… Bahçeli’nin çıkışını Suriye gelişmeleriyle ilişkilendirenler hiç de az değil. Öcalan’ın çağrısında Suriye’nin önemli yer tutacağını tahmin edebiliriz. Çağrı, Suriye’de sahaya nasıl yansıyacak? Ankara’nın beklentileri karşılık bulacak mı?
Artık Erdoğan daha fazla ‘renksiz’ kalamaz. Süreç tek taraflı yürümez. Masanın bir ucunda Öcalan oturuyorsa diğer ucuna Erdoğan oturmak zorunda. “Ortada masa falan yok!” diyebilir. O zaman “DEM heyeti neden İmralı’ya gidip geldi?” diye sorulur. Bunca çaba nedendi? Sırf Bahçeli’nin sözünü havada bırakmamak için miydi? Mesele ortağının gönlünü almaktan mı ibaretti. Erdoğan, ‘muhatap ben değilim’ derse kim olduğunu söylemeli…
Ben başından beri Erdoğan’ın elini görmeden yapılan yorumların sağlıklı olmadığını düşünüyorum. Erdoğan, meseleye Bahçeli gibi, aynı yerden ve aynı hassasiyetle bakmıyor. İYİ Parti’yi dışarıda tutarsak DEM heyetiyle görüşmeyen tek lider o. AKP düşük profille ağırladı DEM’i.
Ben ‘umutlu’ olmak istiyorum ama AKP iktidarına baktığımda demokrasi ve barışa şans tanıyacağına pek ihtimal veremiyorum. Şu an ülkede yaklaşık 10 yıl önce Fransız yapımı bir dizide rol olan bir sanatçıyı ‘terör örgütü propagandası yapmak’ suçlamasıyla ifadeye çağıran rejim söz konusu… Yine de ‘umut’ diyelim. ‘Çağrının demokrasi ve barışın önünü açmasını’ dileyelim…

Sayın yazar, yazınızda umut vurgusu yapmanız ve demokrasi ile barışa olan inancınızı koruma çabanız gerçekten takdire şayan. Zorluklar karşısında umudu diri tutmak ve değişim için iyi niyet temennisinde bulunmak, toplumsal barışın inşasında önemli bir adımdır.
Sizin de bildiği gibi,bu sürecin yanında milyonları ilgilendiren meseleler var ve KHK mağdurları da bu kapsamda değerlendirilmeli. Hukukun adil ve kapsayıcı bir şekilde işlemesi, geçmişe takılmadan ileriye bakmayı gerektiriyor. Kapsamlı bir adalet anlayışıyla kısmi af,genel Af ve belki de toplumsal barışı sağlayacak daha büyük düzenlemeler, toplumu daha güçlü bir birlikteliğe taşıyabilir.
Şimdi tam da umut olma zamanı. Yüzbinlerce insan geleceğe dair bir ışık arıyor ve her bireyin toplumsal barış için elini taşın altına koyması gerekiyor. Bu süreçte her kesimin, her paydaşın yapıcı bir tutum içinde olması, geçmişin kırgınlıklarını aşarak ortak bir gelecek inşa edilmesini sağlayabilir. Demokrasi ve adaletin güçlenmesi için diyaloğun sürmesi ve iyi niyetin korunması büyük önem taşıyor.
Umudu büyütmek ve adaletin gerçekleşmesini sağlamak için her bireyin katkısına ihtiyaç var. Şimdi, barış ve huzur içinde bir gelecek için sorumluluk alma zamanı.Umudunu yitiren yuzbinlerce umud olmak için bu bağlamda yeni yazılarınıza ihtiyaç var. Belki kelebek etkisi yapar…..
Sunî bir gündem yaratıldı o kadar….Öcalanın ” silahları bırakın ” çağrısını devlet de kabul edip yurtiçinde ve dışında operasyonlardan vazgeçmeyeceğine göre artık eski gücü kalmasa da PKK ve türevlerinin silah bırakacağına inanmak saflık olur.Türkiye artık Otokratik korkutularak yönetilen bir ülke…Öcalanla görüşmeleri destekleyen tek Parti DEM…CHP bu trafikle ilgili yorum yapmıyor.Hükümlü ve tutuklu sayısı kapasiteyi hayli aşmış durumda.Ki bu sayı hergün daha da artıyor.15Temmuz denen Danışıklı dövüş ve FETÖ abartmasıyla yaratılan binlerce KHK li mağdur. Türkiyede halkın sokaklara çıkıp yönetimi protesto etmesi çölde su bulmakla eşdeğer.Hayat pahalılığı,işsizlik felaket halde.Ama kısmî veya genel bir af topluma biraz nefes aldırabilir.Ecevit gibi görevini yapamaz hale gelmediği taktirde Recep Tayyip ölünceye kadar başımızda.