PROF. M. EFE ÇAMAN | YORUM
Artık gerçeklerle yüzleşme zamanı – Türkiye rekabetçi otoriter bir rejim falan değil. Rekabetçi otoriter rejime geçiş 17 Aralık 2013’te yürütme yargıya müdahale ederek onu kendi uhdesine aldığında gerçekleşmişti. Erozyon böyle başladı. Sonrasında 15 Temmuz 2016 kontrollü askeri darbe kalkışması oldu.
Türkiye’nin “Reichstag” yangını, nam-ı diğer “Allah’ın lütfu” darbe, Erdoğan’a ve güç paydaşlarına istediğini verdi: Rejimi bütünüyle değiştirmek.
Bunu yapmak için büyük bir tasfiye operasyonu yapmaları lazımdı. Tek başlarına bunu yapmaya güçleri olsa da cesaretleri yoktu. Ordunun müdahalesinden ve toplumsal meşruiyetlerini kaybetmekten – haklı olarak – çekiniyorlardı. Ama Ergenekon, Balyoz, Sarıkız, Ay Işığı, Askeri Casusluk gibi yargı süreçlerinden hüküm giyen Avrasyacı subaylar rehabilite edildi, derin yapı Kürtlerle yürütülen Çözüm Süreci’ni sonlandırma ve AB’yle köprüleri atma koşuluyla 17 Aralık soruşturmalarının üzerini kapatmak konusunda Erdoğan’a destek oldu.
Böylece Erdoğan Cumhuriyet tarihinin ilk sivil darbesini yaptı. Büyük bir güce kavuştu. Türkiye, 16 Temmuz 2016 sabahı artık başka bir yerdi. Belki 100 yıl sonra Türkiye siyasi tarihi yazıldığında bu güne ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkılış tarihi’ denecekti. Bu, o derece önemli bir değişimdir.
Cumhuriyet’in kuruluşu ve çok partili hayata geçiş kadar derin sonuçları olmuştur. Türkiye esasında 2016’dan beri adı konmamış, kamufle olmuş, konsolide olmayı başarmış bir otoriter rejimdir. Bu rejim rekabetçi otoritermiş gibi yapsa da, gözü olan görüyordu. Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararları tınlamayan, milli iradeyle seçilmiş milletvekillerini ve belediye başkanlarını hapse tıkabilecek kadar hukuk tanımaz ve hukuku kendine bağlamış bir yapı demokratik olamazdı.
Seçimsel süreç de asla demokratik – özgür ve adil – değildi. Buna karşın dediğim gibi birçok yazar gördüklerini ısrarla reddederek rejimin hala demokratik olduğuna toplumu inandırmaya çalıştılar. Bunu sürgündeki akademisyenler ve gazeteciler de yaptı.
Şimdiki evre artık onları da uyandırmış görünüyor. Dile kolay; Türkiye’nin en büyük metropolünün belediye başkanı olan Ekrem İmamoğlu’nun önce bir kumpasla üniversite diplomasını iptal ettirdiler ve onu cumhurbaşkanlığı adaylığından hukuken diskalifiye ettiler. Yetmedi, ertesi gün sabaha karşı evinden yaka paça götürüp gözaltına aldılar ve 3 gün sonra da hikâyeden bir mahkeme kararıyla tutukladılar.
Bu sistemde Selahattin Demirtaş ve 10 Kürt vekil, yerlerine kayyum atanan yüzlerce yerel yönetici, yüzlerce gazeteci içeridedir. Bu insanlar düşünce suçlusudur. Bunlar darbe dönemlerinde bile kolayca yapılabilecek uygulamalar değildir. Şimdi bunların üzerine bir de Ekrem İmamoğlu’nu içeriye aldılar. Bunu şu an Türkiye’nin en köklü partisinin cumhurbaşkanı adayına yapıyorlar. Bu parti bugün son yerel seçim sonuçlarına göre Türkiye’nin birinci partisidir. Buna karşın operasyonu ‘tereyağından kıl çekercesine’ başarılı bir biçimde sonuçlandırdılar. Öyle ki CHP Genel Başkanı Özgür Özel bile bunu kabullendi.
Bu aşamadan sonra seçimlerin bir manası kalmış gibi hala bir sonraki seçimden falan bahsediyorlar. Bu bir skandaldır. CHP lideri ve ekürisi vatandaşla dalga geçiyor. Yangını soğutma çabasından başka bir şey değil bu. Ortam gerildi, vatandaşın gazını alalım türü bir taktik izleniyor. Hala, “Rekabetçi otoriter bir rejim var ve biz bir mucizeye inanabiliriz!” diyorlar zavallı insanlara. Sandıktan tavşan çıkartma numarası!
Oysa bu “sandık” bildiğiniz sandık değil ki! Bu sandıktan çıkacak sadece bir dönem daha Erdoğan olacak. Evet, “Aday olamaz bilmem ne!” türü tartışmalar geride kaldı artık. Şaşırdınız mı? Siyaseti dizayn eden bir ekip var Erdoğan’ın arkasında. Bu siyaset tasarımında CHP’nin kontrol altında tutulması çok hayati bir rol oynuyor. CHP’ye biçilen görev, seçmenin gazını almak!
“Aman zinhar vatandaş sokağa çıkmasın! Bunun için ne gerekirse yapalım.” Meseleleri bu! Bunu Özgür Özel’e yaptırıyorlar. Demokrasi ümidini canlı tutalım derdindeler. Önlerine sandığı koy, iki-üç yıl sonranın “seçimine” hazırlansınlar. Saray buna odaklanacak.
Protestocular Ankara’dan uzak dursun. Yay onları bilimum periferik yere, algıyı yönet, insanları basınçlı suyla ve copla yıldır. Yılmayanları da zaman adam eder nasılsa!
Nasıl strateji ama?
CHP’ye göre bu stratejiyle seçim kazanacaklar. Gülmeyin. Seçim! Hani birilerini seçiyorsunuz, sonra sudan bir sebeple Erdoğan rejimi onları bir şekilde görevden alıyor, hapse tıkıyor. Bundan medet umuyor CHP. Bunu halka demokrasi diye kakalıyorlar. Özgür Özel bunu satacak. Ilıştırarak sizi tam teşekküllü otoriter rejime alıştırıyorlar. Kurbağanın içinde bulunduğu suyu hissettirmeden, usulca ısıtıyorlar. Klasik bir İslamcı taktiğidir! CHP ya stratejik körlük yüzünden veya hatta ihanetten mütevellit buna fit olmuş gibi. Hangisi daha ehven, kararı size bırakıyorum.
Rejim istediğini yapıyor. İstediğini içeri atıyor, istediğine işkence yapıyor, istediği “yargı” kararını aldırıyor, istediğinin özel mülküne çörekleniyor, istediğini KHK ile işinden atıyor, terörist ve vatan haini ilan edebiliyor. Pasaport iptal eden, yurtdışı yasağı koyan, gazete ve okul kapatan bir rejim! Mahkemelerinden her türlü siyasi karara uygun, mis gibi kararlar çıkartıyor. Ülkeyi ele geçirmişler, size bu oyunun aslında demokrasi olduğunu propaganda ediyorlar; “İnanmazsanız işte size seçim!” diyorlar.
Bu komedyayı ne kadar daha kabulleneceksiniz?
Gerçeği gördüğünüzde inanın zihniniz açılacak! Nedir o gerçek?
Türkiye otoriter bir rejimdir.
Seçimler sadece gaz almaya yönelik.
Hukuk sadece siyasi ip çekmeyi kılıfına uydurma işlevi olan bir mekanizma – siyasetin köpeği olan yargı, rejime hizmet ediyor.
Bu gerçekleri Ekrem İmamoğlu anlamış mıdır? Eşi, oğlu, babası anlamışlar mıdır?
Bu gerçeği siz anladınız mı?

devlet ortadan kaldırılmış, chp akp çekişmesi üzerinden zaman akıp gidiyor.
Tebrik ediyorum, sayın Mehmet Hocam. Şu ana kadar bu platformda gördüğüm en iyi analizlerden biri. çok güzel yazmısşınız kaleminize sağlık.