Tam “Ağır Sanayi Hamlesi!” başlatma zamanı

YORUM | KADİR COŞKUN

Asabiyetimiz artıp, tansiyonumuz yükseldiğinde alil ve demode milli hislerimizin ütopik ağrıları nüksediyor. Şu an ABD’ye fena kızgınız. Etrafta ABD askeri, turisti ya da din adamı bulsak bir kaşık suda boğacağız. Ama bu düşük kalibreli asabi tavırlarımız, küçük trafik kazaları sonrasındaki kısa vadeli, saman alevi afillenmelerimiz geçiciliğinde.

Şairin dediği gibi, “Azim ve gayretimiz!” süreksiz. Zira, Sayın Başkan, ABD’ye gideceği ve ABD Başkanı’ndan randevu dilendiğinde herkes nefesini tutup, “Aman, Trump’ın hey hey’leri üzerinde, çenemizi tutup işi berbat etmeyelim. Adam en az bizimki kadar divane! Öksürse, Dolar çıldırıyor!” deyip, Türk Heyeti’ni taşıyan uçak New York, JFK Havalimanı’ndan ayrılana kadar sessiz, sedasız oturuyorlar. Oldu mu şimdi? Milli gayretiniz madem bu kadar şahlandı, alevlendi, çağlayana dönüştü, elin, Portakal Renkli çorbacısından  mı tırsıyor ve ürküyorsunuz? Alın size “Ağır Sanayi Hamlesi!” yalan ve ütopyası için gereken hınç ve motivasyon! Bu günden tezi yok üzerinde Made in Emperyalizm yazan bütün teknolojiye kapıları kapatın ve savaş açın. ABD ve Rusya’dan alınan füze ve tanklar hariç. Onların yazılımları üretildikleri ülkeye ait ve size vermezlerse, bütün o savaş mühimmatı, çiçek saksısı olmaktan başka işe yaramaz. Zaten biz de sade suya tirit, basit şeylerden bahsediyoruz. Milli Otomobil yapmak gibi, asırlık hayallerimizden…

Milli meseleler sözkonusu olduğunda, herkesten fazla kızıyor görünüp, sağa-sola höykürmek, ecdat yadigarı sporlardan. Ne var ki, geçtiğimiz yüzyıl içinde, eksik olduğumuz şey milli gayret, asabiyet ya da hamaset değil; ufuksuz ve müstebit devlet adamlarının bir türlü anlamak ve kavramak istemedikleri, küresel değişim trendinden habersizlik. Bunun neticesi teknolojik atalet. Alınıp, gücenmeyelim; ekonomik ve siyasi eğilimlerin virajlara hızlı girdiği dönemlerde, savrulmak devlet-i aliye’den devraldığımız kötü zaaflardan.

Alman hayranlığımız başladığında “Sanayi Hamlesi” retoriğinin kıblesi Alman Teknolojisi olmus. Japonların, harakiri pahasına giriştikleri teknolojik atılım pervasızlıklarını farkedince “Japon Kalkınma Modeli”nin peşine düşülmüş. Japon tutkusu öne geçip, başımızı döndürdüğünde, Almanlara sırt çevirenler, yine alışılmış hissi bahaneler bulmuşlar; “Japonlar daha dindar ve muhafazakar. Almanlar ahlaksız!” Hiç kimsenin de aklına “Ya hu, oğlana düğür mü gideceksiniz? Size ne aile yapısından!” diyesi gelmemiş. Köprü, yol, alt geçit, su altından tünel gibi Japonların tekelinde olan sektörler konusunda adresimiz yine, Japon Modeli.

Meclisteki yemin merasiminden sonra hiç görmediğimiz milletvekilleri, ya da beceriksizliği ile marka olmuş, gündeme sadece Dolmabahçe Görüşmeleri skandalı ile gelen Emekli Genelkurmay Başkanlarının gönülleri alınmak istendiğinde, Alman Mühendislik Harikası sayılan Mercedes ya da Audi marka araçların, hem de “Custom Design!”, müşteriye özel versiyonlarının, sipariş edilmesi, teknolojik tercihler konusundaki ince zevklerimizin önemli göstergesi. Yerli ve yabancı otomobil piyasasından haberdar bazı dostlarım, bu tür araçların, Türkiye’deki en yüksek memur maaşı ile bile alınamayacak kadar astronomik rakamlarından bahsettiler.

Tam “Sanayi Hamlesi” zamanı!

Türkiye’deki imkansızlıkların aşılma ihtimali, güneşin dünyaya 30 santim yaklaşma muhalliği içinde  dile getirildiğinde, milli hisleri konusunda kendisini özel donanımlı, seçkin, ya da vatanseverliği, koltuk değneği partilere oy vermekten ibaret sayanlar fazla alınıyorlar. En az teknolojik kafa yapımız kadar küflü, milliyetçi-muhafazakar zihni arıza, ilaç ve tedavi tutmuyor.

“Su ile çalışan araba icad ettik!” dendiğinde, “Gerçekten mi?” insani refleksi, “Herşeyi biz yaparız, yapmalıyız. Biz hala yapamadıysak, herkes beklemeli!” saplantılarında gezenler için “Biz de yaptık, Ne var bunda?” umursamazlığında eriyor. Karadenizli Temel Usta’nın yaptığı otomobil, Eski Hacı Murat kasasına, Ford Lastikleri, Mercedes amblemi, Alman, İtalyan ve Fransız Motor aksamından, ortaya karışık motor-şanzuman kokteyli. Elektrik, iç dizayn ve fren aksamını zikretmeye gerek yok. Otomobil bir hareket etsin, durdurması kolay. Saatte yirmi mil gideceği için frene, sadece gündüz kullanacağınız içinde elektrik aksamına ihtiyacınız olmayacak.

Laf aramızda; su ile çalışan araba icad edileli neredeyse, yarım asır olmuş ama, fizibilite ve kullanım problemlerinden dolayı kimse üzerinde durmuyor, ciddiye almıyor. Farz muhal, Karadeniz Bölgesinde, su ile çalışan bir otomobil yapsanız, aynı otomobil bırakın okyanus ötesi ülkelerde, Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında bile çalışmaz. Malum Karadeniz’in tuzluluk oranı, Akdeniz ve diğer deniz sularından daha yüksek! Burada hatırlattım. Karadenizli Ustalar, artık bu hatayı yapmazlar, umarım. Bölge halkı dünya’da Karadeniz’den daha büyük su birikintilerinin olduğunu inkar etmiyordur, herhalde.

Ustalık başka, mühendislik ise bambaşka!

Teknolojinin üretildiği ya da üretilme ihtimalinin olduğu bölge, yetişmiş eleman ve personelin etnik kimliğinin bir ehemmiyeti yok. Önemli olan, iş taksiminde kime neyin düştüğü. Türk Medyası, teknolojiye ait orijinal fikirlerin hemen hepsini-Saray’ı memnun etmek içinde olabilir-Karadeniz Bölgesine hasrederek, icad olarak sunulan herşeyi bölgenin fıkra edebiyatına mal etmekten başka bir şey yapmıyor. Mühendislik ve ustalığın fıkralarda da olsa arasının ayrılması şart.

Geçmiş gün, ne zaman ve hangi kanalda seyrettiğimi hatırlamıyorum, bir televizyon programında, Mimar Sinan ile alakalı bir değerlendirme, şimdiye kadar Efsane mimarımız ile alakalı duyduğum en makul ve ikna edici ayrıntı idi. Koca Sinan, kendisi efsane de, yaptığı her şey efsaneden ibaret değil. İnşa mevzuundaki kerameti, plan, proje ve hesaplarını sarıp sarmalayıp, yaptığı eserlerin bir köşesine gizlemesi gibi, boş ve abes gizemler içermiyor.

Bahsettiğim programdaki o misafir, gayet açık gönüllülükle, “Sinan çok iyi bir matematikçi. Size garip gelebilir ama, belki hayatında bir kez bile eline mala, çekiç, kürek, çivi veya keser almamıştır.” dedi. Oldu mu şimdi? Ne yani Koca Sinan, inşaat şantiyesinde, sırtından ter akan, taş kırmaktan elleri nasırlaşmış, güneşin altında rengi kiremite dönmüş ağır siklet inşaat ustası değil mi? Önümüzdeki milenyum için, parlattığımız ve dehaları(!) hususunda tereddüt etmediğimiz “Karadenizli Ustalar Projesi” çöktü mü demeye getiriyorsunuz? Bunun en basit tabirle, hukuki açıdan “İhanet!” ile kovuşturmaya konu olacağı hiç mi aklınıza gelmez? Bu ima, üç çeyrek asırdır beslenen “Ağır Sanayi Hamlesi!” ütopyasının, milli-babayiğitlerine (!) hakaret sayılmaz mı? Bu endişelerimden dolayı, programın sunucu ve misafirini gizli tutuyorum.

Türkiye’nin düşük kaliteli siyasetçileri, hasbelkader hizmete sunulan-yabancılara ihale edildiği için, üretilen diyemiyoruz-, teknolojik yatırımların açılışlarına katılmaya ayrı bir özen gösteriyorlar. Medyaya yansıyan bu görüntüler, az gelişmiş ve diktatörlüğün kol gezdiği üçüncü dünya ülkelerinin aşina olduğu kareler.

Gelişmiş dünya farklı

Bu tür teknolojik, gelişmeleri onları üreten mühendisler, mucitler veya bu işte zihnen enerji sarfetmiş iş arkadaşları tanıtıyor. Steve Jobs, 2006 yılında ilk  iPhone’u piyasaya sürdüğünde, dönemin ABD Başkanı, Bush idi. O gün ve sonrasında, Bush iPhone ile alakalı hiç bir reklam, tanıtım ya da etkinlikte kameralara “iPhone benim zamanımda icad edildi!” diyerek poz vermedi. Hadi çok uzağa gitmeyelim. “Milli Otomobil” in üretimine katkıda bulunsun diye getirdikleri ve devlet töreni ile karşıladıkları, Elon Musk, elektrikli otomobil ile ABD Pazarı’na girerken, hala hayatta olan 5 ABD Başkanı’ndan hiç birisi kameraların görüş mesafesinde değildi. İşte bahsettiğimiz, gelişmiş teknolojik zihniyet bu. Yoksa, Belediye Otobüslerinin şöfor mahalline oturup, “Ağır Sanayi Hamlesi!” nden bahsetmek değil.

Teknolojik zihniyet açısından tıkanıp kaldığımız bu açmazda Almanya yine yardımımıza yetişecek gibi. Önümüzdeki beş yıl içerisinde, ellerinde kalan mozotlu araçlardan bir şekilde kurtulmanın çarelerini düşünüyorlarmış. Türk yetkililer, Karadeniz menşeli ustalardan bir kaç mucid ayarlayıp, yol masraflarına da katlanarak-malum Euro, dur-durak bilmiyor. Yol masrafları pahalı- Almanya’dan bir şeyler bulup, “Biz icad ettik!”  diyerek piyasaya sürebilirler. Hem böylece, Türkiyede, Siyasi-İslam eğiliminin babası sayılan rahmetlinin de ruhu şad olmuş olur.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin