Tak-şak yargıç Mehmet Yılmaz [Metamorfoz Portreler]

METAMORFOZ PORTRELER | BÜLENT KORUCU

‘Tak-şak’ kavramını siyasi literatüre eski Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş sokmuştu. Başbakan Tansu Çiller’le uyumlu çalışmalarını anlatırken “Tak diye söylüyor, şak diye yapıyoruz” demişti. Demokratik hukuk devleti niteliklerine sahip bir ülke için normal durumdu. Elbette başbakanın hukuka uygun her emri yerine getirilecekti. Ancak orduyu siyasetin üzerinde vesayet kurumu olarak kodlayanlar için büyük suçtu ve işi Güreş’e montajla etek giydirmeye kadar vardırmışlardı.

Hukuk devletlerinde yargıçların durumu ise tam tersidir. Onların ayırt edici özellikleri bağımsızlıklarıdır ve anayasaya bile ‘hiç bir merciden emir ya da talimat almazlar’ yazılmıştır. Hakimler Savcılar Kurulu (HSK) Başkanvekili Mehmet Yılmaz, ‘siyasetin köpeği yargı’nın sembol isimlerinden. İleride sadece onu ve yaptıklarını anlatarak ülkenin geçtiği karanlık dönemi tasvir etmek mümkün olacak. Bazen iktidar sarhoşluğundan kaynaklanan dayanaksız özgüveniyle, bazen kendisini savunma telaşıyla durmadan gaf yapıyor. Ve bu gaflar hem tarihe hem de hukuk geri geldiğinde yapılacak işlemlere ışık tutacak.

Arada sırada ‘Adil olmak Allah’ın emri’ türünden açıklamalar yapması, Egemen Bağış’ın cuma günleri Google’dan ayet sallamasına benzer bir taktik. Yılmaz’ın 17-25 Aralık’a kadar Siyasal İslamcılarla yolu neredeyse hiç kesişmedi. Ülkücü gruplar arasında takılan, abartılı içki alışkanlığı ile bilinen bir başmüfettiş olarak ikbal kapıları önüne açıldı. Yılmaz, kıymeti bilinmediğinden yakınan bir kariyerperestti; Erdoğan’ın ise hukuka arkadan dolaşabilecek birine ihtiyacı vardı. Tencere kapak misali birbirlerini buldular. Açıkçası Erdoğan, kendisine bu hizmeti sunabilecek çok fazla yargı mensubu bulamaz. Zira herkes eninde sonunda hesap vermek zorunda kalacağı için bazı sigortalar yaptırıyor. Belli sütrelerle koruma alanları oluşturuyor. Yılmaz ise hayat boyu ulaşamamanın ezikliğini yaşadığı koltuğu verene tam teslimiyet ve borçluluk hissi içinde. Buna suç ortaklığının doğal sonucu olan kader birlikteliği de eklenince, Erdoğan’ın iktidarda kalmasını en çok isteyen ikinci kişi diyebiliriz. Erdoğan giderse sokağa çıkamayacak isimlerin başında geliyor.

HSK Başkanvekili Mehmet Yılmaz ve TBB Başkanı Metin Feyzioğlu

ÖZÜRLÜ YARGI!

Yılmaz kayda geçen ilk büyük hukuk cinayetini Erdoğan’ın fırçası üzerine özür dileyerek işlemişti. 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarına karşı intikam amacıyla tutuklanan bazı sanıkları tahliye eden yargıçların cezalandırılması talimatını veren Başbakan, iki günlük gecikme için kurulu azarlamıştı. Yılmaz araya haftasonunun girdiğini belirterek özür dilemiş  akabinde yargıçlar Mustafa Başer ve Metin Özçelik ihraç edilerek tutuklanmıştı.

Yılmaz, Akşam’daki beyanatında “7 Haziran seçim sonuçları sonrası ülkede bir şaşkınlık yaşanıyordu. 12 Haziran’da AYM’nin dershaneler kararı açıklandı, biz aynı gün 49 ihraç kararı aldık” diyor ve bunu kararlılık göstergesi olarak sunuyordu. Anayasa Mahkemesi’nin içtihadına karşı idari bir kurul olarak tavır alıyorlar ve gözdağı amacıyla 49 hakimi ihraç ediyorlar. Ayrıca AKP’nin seçim yenilgisinin psikolojik baskısını hafifletmeye çabalıyorlar. Oluşumunda az da olsa yargıçların söz sahibi olduğu HSYK’da durum böyleyleydi; 2017 Anayasa değişikliği ile HSK üye sayısı 13’e düşürüldü ve 6’sının atama yetkisi Cumhurbaşkanı’na verildi. Geri kalan 7 üyeyi ise AKP’li Meclis belirliyor. Şimdiki hali pürmelali anlatmaya gerek yok.

Yılmaz ve HSK asıl performansını 15 Temmuz sonrasında gösterdi; 2 AYM üyesi, 140 Yargıtay üyesi, 48 Danıştay üyesi ile 2745 hakim-savcı hakkında daha sabah olmadan ihraç ve tutuklama kararları verildi. Yalnız bir sorunları vardı; hakimler ve savcıların bağımsızlığını korumayı amaçlayan kanuna göre ağır cezalık suçüstü hali müstesna tutuklanmaları mümkün değildi. Çaresizliğin çaresi Yılmaz’ın kıvraklığı oldu. Önce “İtirafta bulunan hakim, savcılar olursa ihraç yoluna gitmeyeceğiz ama her şeyden önce onlar için cezasızlık hali söz konusu” dedi.

Daha sonra o açıklamanın tuzak olduğunu ve delil elde etmek için meslektaşlarını kandırdığını itiraf etti. 28 Aralık 2016 tarihli yazısında Habertürk Gazetesi yazarı Sevilay Yılman’a şöyle anlatmıştı: “Meğer bu örgütün yargılama safhasında kullanılacak delil için bir oyun kurmuş Mehmet Yılmaz, “Herkes rahat olsun! HSYK, Etkin Pişmanlık Yasası’ndan faydalanan kimseyi yeniden göreve döndürmeyecek. Kurulumuz bu konuda kesin kararlıdır. Açıklamayı tamamen itirafçılığı teşvik amacıyla yaptım ve çok da başarılı oldum. Çünkü o vakitlerde hiç itirafçı yokken, o açıklamam sonrası patlama oldu. 200’ün üzerinde itirafçı sayesinde 2400 hâkim ve savcı hakkında FETÖ üyesi olduğuna dair delil elde ettik. Darbeye teşebbüs noktasında zaten biz bu yasadan faydalanmıyoruz. Sadece silahlı terör örgütü üyesi olarak yargılama yapabileceğiz; zira henüz yargı camiasında darbeye karıştığını, bizzat içinde olduğunu ispat ettiğimiz kimse yok! Onu henüz delillendiremedik. Bizim yargıyla ilgili soruşturmanın tamamı silahlı terör örgütü olmak suçundan dolayı yapılıyor.”

Yılmaz’ın itirafları, hakim ve savcıların suçüstü haline dair delilleri olmadığını ortaya koyuyordu. Zaten bu yönde en küçük bir iz bulunamadığı aşikardı ama en üst ağızdan itiraf edilmesi önemliydi. Örgüt üyeliği konusunda da dosyaların boş olduğu bu vesileyle tavazzuh etmiş oldu. Şantaj ve tuzakla elde edilmiş ifadenin hiç bir gerçek mahkemede delil olmayacağını, tam tersine tuzağı kuranlar aleyhine döneceğini söylemeye gerek bile yok. Aslında sadece tutuklama değil yapılan işlemlerin tamamı dayanaktan yoksun.

Yılmaz, üç bine yakın hakim ve savcının bir kaç saate meslekten savurmasız atıldığını itiraf ederken, “Darbe olmasaydı sonbahara kadar savunmalarını alıp işlem yapacaktık” diyor. Savunma, hunharca adam öldüren insanlara bile kullandırılan kutsal hak. Binlerce hakim ve savcı bu haktan yoksun biçimde cezalandırıldı. Ben söylemiyorum, HSK Başkanvekili itiraf ediyor. Diğer bir incisi de şu: “Allah’tan Bylock çıktı da delil olarak kabul edebileceğimiz argüman elde ettik. Yoksa işimiz çok zordu. Delil olmadan nasıl ceza vereceksiniz?”

Mehmet Yılmaz çok kullanışlı bir aparat; Erdoğan’ın yargıyı teslim almasının önde gelen işbirlikçilerinden. Hâlâ ihtiyaç duyulduğu için koltuğunu koruyor. O, yıllarca ezikliğini duyduğu kariyer putuna kavuşmanın tatminini yaşayadursun, hukuksuz biçimde hayatlarını kararttığı meslektaşları hesap gününü bekliyor sabırla…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin