Suriye hezimeti iç politikaya nasıl yansır?

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Türk birliklerinin bulundukları bölgede Suriye rejim güçleriyle yaşadıkları sıcak çatışma sonrası verilen kayıplar Türkiye gündemine bomba gibi düştü. Sonunda uzun süredir korkulan oldu ve Suriye Esad rejimi birlikleriyle Türk Silahlı Kuvvetleri karşı karşıya geldi. Ankara’nın iddiasına göre Türk askerleri saldırıya karşılık verdi ve Suriye tarafına ağır kayıplar verdirdi. Bu yaşananlar durumun çok dramatikleştiğini ve Türkiye’nin önemli bir dönemece geldiğini gösteriyor. Yalpalanılan Suriye politikasında gemi alabora olmak üzere! Bu noktaya nasıl gelindi ve bundan sonra ne olur?

Şunu hemen tespit ederek başlayalım. Beğenin ya da beğenmeyin, Suriye’de BM tarafından temsil edilen taraf, Esad rejimidir. Suriye ordusu ve devleti Esad rejimine bağlı, onun tarafından yönetiliyor. Bu hükümet son bir yıldır ülke sınırlarının çok büyük bir kısmında tamamıyla kontrolü sağlamış durumda. ABD’nin Kürtleri yarı yolda bırakmasının ardından, Rusya Suriye’de kendi politikasını dünyaya kabul ettirdi. Ve Rusya böylece saha hâkimiyetini kurdu. Kürtler Rusya’yla ve Esad’la anlaşarak kendilerini Türkiye’ye karşı korumak zorunda kaldı. Yani Türkiye, kendi Kürt paranoyası nedeniyle, sınırlarının güneyinde seküler ve demokratik olabilme potansiyeli taşıyan bir Kürt oluşumunu Esad’a teslim etti. Böylece Esad, kontrol edemeyeceği bir bölgeyi hâkimiyet alanına soktu. Tüm bunlar Moskova’nın akıllı politikaları sayesinde gerçekleşti.

Moskova daha Suriye iç savaşı başladığı günden itibaren Esad rejimine arka çıktı ve bu politikasından milimetre sapmadan bugün tüm çıkarlarını maksimize etmiş oldu. ABD büyük kayıp vermeden, ama bir şey de kazanmadan Suriye’den çekildi. Ortadoğu’daki genel güç kaybı oranında zararı oldu, o kadar. Türkiye ise oyunun esas kaybedeni!

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️


Şam Emevi Camii’nde Cuma namazı kılınacakken, bugün “bundan iyisi Şam’da kayısı” noktasına gerilemiş bir Ankara var. İslamcılar tabanlarına anlattıkları masalları içeride oya çevirdiler. Başlangıçta Neo-Osmanlıcı ve İslamcı bir güç politikası izleyerek Suriye’de “Özgür Suriye Ordusu” adında, cihatçı ve İslamcı ideolojilere inanan grupları desteklediler. Ankara çekinmeden Esad rejimini değiştirmek istediğini dünya âleme ilan etti. Böylece Suriye’deki yangına körükle giderek iç savaşın yayılmasında en belirleyici rolü oynadı. Tüm bölgede statüko karşıtı bir Türkiye algısını güçlendirdi. Aynısını Türkiye’ye yapmış olsalar Türk karar alıcılar ne hissederdi? Böylece Suriye’de nefret objesi haline gelen Ankara, kısa sürede ABD’nin sahada peydahlanan IŞİD’e karşı cihatçıları destekleme politikasında yan çizmesi üzerine, tek başına daha büyük bir gayretle tüm cihatçılara destek oldu. IŞİD’e karşı ağırdan mücadele ediyormuş gibi yaparken, el altından bu Sünnici politikayı fütursuzca devam ettirdi. Rus uçağının düşürülmesi ve 15 Temmuz olayları sonucunda Rusya giderek Türkiye üzerinde belirleyici olmaya başlarken, Batı’nın etkisi azaldı. 15 Temmuz’dan sonra keskin bir dönüşle Suriye’de tümüyle Rusya güdümünde bir politika izlenmeye başlandı. Bu arada Ankara hedef küçülttü ve Suriye’de rejim değişikliği hedefinden fiiliyatta tümden vazgeçerek, varsa yoksa Kürtlerin Suriye’de Irak’takine benzer bir federal statü ya da bağımsızlık elde etmelerine karşı pozisyon aldı. Böylece Şam’da namazdan Suriye Kürtlerini engellemeye doğru, iç siyasette malzeme oluşturacak bir yönelime girmiş oldu. Suriye’ye asker sokarak İslamcılarda “fütuhat”, nasyonalistlerde vatan-millet-Sakarya imajı çalışması yaptı. Erdoğan bu işlerden iyi de oy devşirdi. İçeride ulusalcıların ve MHP’cilerin gazını almakla kalmadı, onları çok memnun etti. Bu arada Türkiye’de Kürt siyasetini ötekileştirerek Ergenekon-derin yapıların istediği türde bir formata geldi.

Bu maceralarla dolu Suriye politikasının en ciddi bedeli, Türkiye’ye giren yaklaşık dört milyon Suriyeli mülteci oldu. Şimdi son krizden sonra bir milyon Suriyeli daha Türkiye sınırlarından giriş yapmak üzere sınıra yöneldi. Rusya baskıyı arttırdıkça bu göç akını tetiklenecek diyordum, maalesef bu şu an gerçekleşiyor. Suriye ordusu kendi topraklarında uluslararası hukuktan doğan haklarını kullanarak, bir yabancı ülkenin illegal olarak kendi topraklarında bulunan güçlerini oradan çıkartmaya çalışıyor. Olay en sade biçimiyle budur. Elbette olan zavallı askerlere oluyor. Gariban ailelerin çocukları, uydurma ve yalan bir ideolojik beyin yıkamayla ve yaratılan yeni milliyetçi diskurla, Suriye çöllerinde mahvoluyor.

Erdoğan yönetimi hala dünyaya masal anlatıyor. Fakat aslında bu anlatılan masala kimsenin inanmadığının farkında! Zaten masalı anlatma nedeni iç politik kaygılar. Fakat bunda bir sona yaklaşıldı. Rusya açıktan Esad güçlerine destek oluyor ve Ankara artık Suriye’de günlerinin sayılı olduğunu anlamış bulunuyor. Türkiye tümüyle Suriye dışına atılacak. Olan budur. Rusya buna yeşil ışık yakmamış olsa Esad güçleri TSK’yı vurabilir mi? Bu bir hezimete yol açtı. Erdoğan ve ortakları kendilerini Ruslarla eşit bir güç olarak masada zannediyordu, daha doğrusu iç kamuoyuna bunu propaganda etmekteydi. Fakat Erdoğan’ın derin ortakları uzun süredir Erdoğan’ın Esad’la anlaşmasını tekli ediyordu. Erdoğan imajını tabanında tümüyle sıfırlamamak adına buna karşı çıkmaktaydı. Şimdi anlaşmasa da Suriye’de Esad ve Rusya’nın dikte ettiği koşulları kabul etmek zorunda kalıyor Ankara. Bu Moskova ve Şam için olduğu kadar, Avrasyacı derin yapı ve TSK’daki hizbi için de bir zaferdir. Erdoğan Ukrayna ordusuna ciddi ekonomik destek vererek veya Kırım’ın ilhakını kabul etmediğini deklare ederek paçoz ve komik bir karikatür görüntüsü çiziyor. Putin bu askeri yardımın açıklandığı gün Suriye’de Esad birliklerine TSK’yı taciz ettirterek Erdoğan’a mesaj veriyor. Bir de üzerine, Erdoğan rejiminin “Esad birliklerine ağır kayıplar verdirdik!” şişirmesini yalanlıyor. Üç beş güne – eğer yeni bir pazarlık olmazsa ve Moskova’ya daha büyük tavizler verilmezse – Türkiye tüm askeri varlığını Suriye’den çekecek. Zaten hava sahasını da Rusya kontrol ediyor. Dolayısıyla Moskova isterse Suriye üzerinde Türkiye’den sinek bile Suriye hava sahasına giremez.

Erdoğan için bu çok acı bir sonuç, çünkü Türkiye’deki güç hesaplamalarında Erdoğan ve Ergenekon-Avrasya-derin devlet arasında, Erdoğan’ın bir gün miadını dolduracağı ve siyasi ömrünü tamamlayacağı yorumları yapılıyordu. Bugün itibarıyla bu noktaya yaklaşıldı. Erdoğan’ın bu noktada Batı’ya yönelip ABD-NATO yanlısı bir pozisyonla Moskova’yı dengelemesi ihtimali sıfıra yakın. Zaten bu olursa Erdoğan iktidarını anında kaybeder. Hapisteki anti-Avrasyacı subaylar çıkarsa eğer, Türkiye’deki rejim de değişir. Bunun olması çok düşük ihtimal. Olası gelişme, Avrasya-Rusya istikametinin devam etmesidir. Bugün CHP’den veya MHP-İYİP sıralarından bunu severek kabullenecek birçok potansiyel başkan adayı çıkabilir. Türkiye toplumu Kürdofobi, Gülen Cemaati’nin şeytanlaştırılması, içe kapanma, komplo teorileri, Rusyacı-Çinci Avrasyacılık gibi patolojik ideolojiler arasına sıkışmış durumda. Batı yönelimini bir tür teslimiyet olarak algılayan bu çevreler, Rusya’ya enerjide, nükleer santralde, silah alımlarında, jeopolitikte bağımlı hale gelmeyi hiç de sorun etmiyor. Erdoğan bu yeni koşullarda tasfiye olursa, bu durum aynen devam eder.

Bakın şöyle basitçe izah edeyim: Rusya girdiği yerden kolay çıkmaz. ABD gibi NATO türü, çerçevesine sadık kalınacak bir uluslararası örgüt de yok, Türkiye’nin Rusya ile olan edilgen ilişkilerinde. Suriye’deki teslimiyet, esasında içerideki teslimiyettir. Bu içerideki sekülerlerin “demokrasi olmasın ki Kürtler ayrılıkçılar ve dinciler tasfiye edilsin” algısına çok uymuyor mu? Ulusalcılara, Ergenekonculara, Avrasyacılara sakın bu sempatik geliyor olmasın?

Erdoğan son koz olarak Suriye ile bir sıcak çatışmaya oynamaya kalkabilir mi? Bu açıkçası tamamen TSK üzerindeki gücüyle alakalı. Kanımca TSK’da etkin hizip, böyle bir şeye sıcak bakmaz. Fakat Erdoğan SADAT ve emniyet-bekçiler vs. üzerinden bir direniş kararı alabilir. Bu ciddi bir kaos, hatta çatışma doğurur. Kanımca iş bu noktaya varırsa son sözü ordu söyler. Dediğim gibi, ordu hala her ne kadar Avrasyacı da olsa son kertede seküler ve Kemalist. Ulusalcı-milliyetçi (nasyonalist) damar üzerinden biri – mesela Akşener veya İmamoğlu gibi bir isim – bulunur ve bu halk emin olun buna dakikasında fit olur. Tüm siyasi “elitler” gibi, yeni gelen mama bekleyen çevrelere mamalarını – veya kemiklerini – atabilme refleksiyle donanmıştır, bundan emin olun! Yani bugün reisçi olanların yarın nasıl yeni liderliğe övgüler dizdiğini görürseniz, hiç şaşırmayın.


1 YORUM

  1. Erdoğan paramiliter güçlere sahip olmasının yanıbaşında, mit eliyle tskda başta yaşar güler olmak üzere bircok kurmayın ve rütbeli subayın yularını elinde tutuyor. Avrasyacıların güçlü olduğu doğru ama erdoğan yazdığınız kadar aciz değil. Suriye ve rusya karşısında dışarda aciz olan erdoğan içerde de bir o kadar pazarlık gücüne sahip. O yüzden 15 temmuzdan sonra böylesine kazanımlar elde etmiş avrasyacılar kendi bekaları söz konusu olmadıkça erdoğana,erdoğan da kendi bekası söz konusu olmadıkça avrasyacılara karşı bir savaşa girmez.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin