Sürgün profesörün başarı dolu hikayesi: İki defa tıp okudum, iki defa ihtisas yaptım

Ailesiyle birlikte İsveç'e sığınan İlyas Akdemir, Norrköping Hastanesi’nde kardiyoloji uzmanı olarak görev yapıyor.

TR724 HABER MERKEZİ

Türkiye’de 25 yılı aşkın süre hekimlik yapan, en son Fatih Üniversitesi Sema Hastanesi’nde başhekimlik ve kardiyoloji profesörlüğü görevlerinde bulunan Prof. Dr. İlyas Akdemir’in hayatı 15 Temmuz 2016’dan sonra tamamen değişti.

Hakkında başlatılan süreçlerin ardından Türkiye’den ayrılmak zorunda kalan Akdemir, 49 yaşında gittiği İsveç’te mesleğine yeniden başlayabilmek için dil öğrendi, yeniden tıp eğitimi aldı ve kardiyoloji ihtisasından geçti.

Gazeteci Ahmet Daştan’ın hazırladığı Tutunanlar adlı Youtube programına konuk olan İlyas Akdemir, bugün Linköping Üniversitesi’ne bağlı Norrköping’deki hastanede kardiyoloji bölümünde uzman ve konsültan hekim olarak çalışıyor. Aynı zamanda öğrenci ve asistan eğitimi veren Akdemir, yaşadıklarını, “İki defa tıp fakültesi okudum, iki defa ihtisas yaptım, iki defa klinik şefi konumuna geldim” sözleriyle anlatıyor.

Ancak Akdemir ailesinin hikâyesi yalnızca bir hekimin mesleğini başka bir ülkede yeniden kazanmasının değil, dört buçuk yıl süren aile ayrılığının ve engelli bir çocuğun anne ve babasına yeniden kavuşmasının da hikâyesi.

GECE YARISI PERSONELİ EVİNDEN ALIP KALP KRİZİ GEÇİREN HASTAYA KOŞUYORDU

1967 yılında Tarsus’ta doğan Akdemir, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Koşuyolu Kalp Hastanesi’nde kardiyoloji ihtisasını tamamladı. Ardından Gaziantep Üniversitesi’nde çalışmaya başladı.

Akdemir, Gaziantep’te kardiyoloji bölümünde bir süre tek başına çalıştığını, imkânların kısıtlı olması nedeniyle özellikle gece gelen acil hastalara müdahale etmekte zorlandıklarını anlatıyor:

“Telefonla arıyorlardı, ‘Hocam, kalp krizi geçiren bir hasta geldi’ diye. Gece 11-12’de kalkıyordum. İki tane personeli Gaziantep’in ücra köşesindeki evlerinden alıyordum. Hastaneye gidiyorduk, hastalara müdahale yapıyorduk. Müdahale bittikten sonra ben tekrar personeli evine bırakıp eve geliyordum.”

Akdemir daha sonra İstanbul’a döndü. 2006’dan Temmuz 2016’ya kadar Sema Hastanesi’nde hem başhekim hem de kardiyoloji uzmanı olarak görev yaptı.

Sema Hastanesi yıllarını “Cennetimiz Sema” sözleriyle anlatan Akdemir için hastalarıyla kurduğu ilişki mesleğinin en önemli taraflarından biriydi. Anadolu’nun farklı şehirlerinden gelen hastaları, ağır kalp hastalığı nedeniyle gebeliğini sonlandırması önerilen kadınları ve yıllarca tedavisini takip ettiği insanları anlatırken, “Hastalarımız bazen bana o kadar güzel şeyler öğretiyordu ki bu zor mesleği güzelleştiren, aşkla ve şefkatle devam ettiren bir tedavi aracıydı bize” diyor.

15 TEMMUZ’DAN SONRA HAYATI DEĞİŞTİ

15 Temmuz 2016’dan sonra ise Akdemir ailesinin hayatında yeni bir dönem başladı.

Akdemir, 15 Temmuz’un ardından ilk pazartesi günü hastaneye gittiğinde daha önce hastaneden sağlık hizmeti alan bir esnafın başhekimlikte kendisine “terörist” diyerek saldırdığını, güvenlik görevlilerinin araya girdiğini anlatıyor.

“Anladım ki durum düşündüğümüzden çok daha vahim” diyen Akdemir, çocuklarını eşinin ailesinin bulunduğu Aydın’a götürdü. Birkaç gün içerisinde Sema Hastanesi de kapatıldı.

Akdemir ve eşi, planlamadıkları bir şekilde Türkiye’den ayrılarak İsveç’e gitti. Ancak çocuklarını yanlarına alamadılar. Kızları Nalan o sırada dil eğitimi için Amerika’daydı. Üç oğulları ise Türkiye’de kaldı.

Akdemir, “Yolculuk bir günlük ya da bir gecelik gibiydi başlangıçta. Ama bir ömür olduğunu fark ettik. Bir günlüğüne çıktık ve sonra tekrar vatana dönemedik” sözleriyle o günleri anlatıyor.

ENGELLİ OĞULLARI DÖRT BUÇUK YIL ANNE VE BABASINDAN AYRI KALDI

Ayrılık en ağır etkisini ailenin en büyük çocuğu Ahmet üzerinde bıraktı.

Sekiz aylık dünyaya gelen Ahmet, doğumundan birkaç gün sonra beyin kanaması geçirmişti. İlk yıllarında yatağa bağımlı yaşayan Ahmet’in yürüyebileceği dahi düşünülmüyordu. Ancak yıllar süren tedavinin ardından birkaç adım atmaya başladı. Konuşması sınırlı olmasına rağmen ailesiyle kendine özgü bir iletişim kuruyordu.

Anne ve babasının İsveç’e gitmesinin ardından Ahmet ve iki küçük erkek kardeşi Aydın’da teyzeleri ve eniştelerinin yanında kaldı. Ahmet, yaklaşık dört buçuk yıl anne ve babasından ayrı yaşadı.

Ailenin İsveç’teki iltica sürecinin uzaması nedeniyle çocuklar için aile birleşimi başvurusu da yapılamadı. Akdemir’in anlattığına göre, Amerika’da bulunan kızları Nalan’ın durumu da ailenin başvurusunun değerlendirilmesinde sorun oluşturdu. Nalan daha sonra İsveç’e gelerek iltica başvurusunda bulundu. Onun başvurusunun kabul edilmesinin ardından Akdemir ailesinin oturum süreci sonuçlandı ve Türkiye’deki çocuklar için aile birleşimi yolu açıldı.

Ahmet İsveç’e geldiğinde yaşadığı ayrılığın izlerini uzun süre taşıdı. Babasından bir adım bile ayrılmak istemiyor, Türkiye’ye geri götürüleceğini düşünüyordu.

Akdemir, çocuklarının bir gün FaceTime üzerinden aynı anda görüştüğünü ve Ahmet’in kardeşleriyle anne babasını ekranda bir arada görünce ağlamaya başladığını anlatıyor:

“Bizi bir arada sandı ve ağlamaya başladı. ‘Beni niye götürmediniz? Siz bir araya gelmişsiniz’ diye duygulandı. Zamanla alıştı. Ama yine o korkuları tabii depreşiyor. Bir zaman gece korkularıyla çok bağırarak uyanırdı.”

49 YAŞINDA HER ŞEYE YENİDEN BAŞLADI

Türkiye’de profesör ve başhekim olan Akdemir için İsveç’e gitmek, mesleki hayatına kaldığı yerden devam etmek anlamına gelmedi.

49 yaşındaydı. İsveççe bilmiyordu. İsveç sağlık sistemine girebilmek için yeniden eğitimden ve sınavlardan geçmesi gerekiyordu. Üstelik aile parçalanmış, maddi imkânları son derece sınırlıydı.

“Ben bazen 45 dakika yürüdüğümü hatırlıyorum bilet parası olmadığı için” diyen Akdemir, bir dönem ambulansta sağlık personeli olarak çalışmak için dahi başvurduğunu ancak yeterli dil bilgisi olmadığı için kabul edilmediğini anlatıyor.

Tam bu dönemde Karolinska Üniversitesi’nden emekli iki profesörün, Türkiye’den gelen hekimleri İsveç sağlık sistemine kazandırmak amacıyla düzenlediği programa katıldı. Türkiye’den gelen, aralarında uzman, doçent ve profesörlerin bulunduğu yaklaşık 15 hekimle birlikte bir yıl eğitim gördü.

Ardından gerekli aşamaları tamamlayarak Linköping Üniversitesi’ne bağlı Norrköping Hastanesi’nde yeniden kardiyoloji alanında çalışmaya başladı.

Akdemir, ikinci kez kurduğu meslek hayatını şu cümleyle özetliyor:

“İki defa tıp fakültesi okudum. İki defa ihtisas yaptım. İki defa klinik şefi konumunda bir konuma gelmiş oldum.”

“ÜLKEMİN KAYBETTİĞİ İNSANLARI DÜŞÜNÜYORUM”

Akdemir’i en fazla etkileyen olaylardan biri Karolinska’daki eğitim sırasında yaşandı.

Kendilerine eğitim veren iki emekli profesörün İsveçli bürokratlara yaptığı bir sunumu hâlâ unutamadığını söylüyor. Akdemir’in aktardığına göre sunumda, İsveç’te bir hekimin yetişmesinin devlete yüz binlerce euroya mal olduğu, uzman ve ileri düzeyde yetişmiş hekimlerde bu yatırımın bir milyon euro seviyesine ulaşabildiği anlatıldı. Türkiye’den gelen tecrübeli hekimlerin sisteme kazandırılmasının İsveç açısından büyük bir kazanım olduğu vurgulandı.

Akdemir için bu hesap başka bir anlam taşıyordu:

“Ben hicranla ülkemin kaybettiği milyar dolarları düşünüyorum. On yıl içerisindeki yaptıkları tahribatın boyutunu siz düşünün. Yani insan kaybı. Bir de bu insan, gece hasta için evinden personeli alıp müdahaleye giden bir insan. Yafta vurdukları insanlar bunlar.”

KIZLARI NALAN İSVEÇ’TE PSİKOLOG OLDU

Ailenin İsveç’te yeniden kurduğu hayatın bir başka önemli dönüm noktası ise kızları Nalan’ın mezuniyeti oldu.

2016 Temmuz’unda dil eğitimi için Amerika’ya giden Nalan, daha sonra ailesinin yanına İsveç’e geldi. İsveççe öğrendi ve psikoloji eğitimi aldı. Beş yıllık eğitimini tamamlayan Nalan, klinik psikolog olarak meslek hayatına hazırlanıyor.

Ailesinin yaşadıkları ve özellikle engelli ağabeyi Ahmet’le büyümesinin meslek seçiminde etkili olduğunu anlatan Nalan, “İnsanları dinlemeyi seviyorum. İnsanları tanımaktan çok keyif alıyorum. Rabbimin vermiş olduğu bir yeteneği nasıl kullanabilirim diye düşündüğümde hep aklıma psikoloji alanında insanlara yardım edebileceğim geldi” diyor.

Mezuniyet gününü ise, “Biriken bütün duygular bugün patlıyor. Belki bazen ağlıyoruz, bazen gülüyoruz ama bu gerçekten özlemle beklediğimiz bir gündü” sözleriyle anlatıyor.

“GÖÇ YOLUNUN YALNIZ ÇOK ZOR OLDUĞUNU ÖĞRENDİM”

Yaklaşık on yılın ardından Akdemir ailesi bugün yeniden bir arada. Prof. Dr. Akdemir ise göçün kendisine öğrettiği en önemli şeyi anlatırken yine uzmanlık alanından, insan kalbinden örnek veriyor.

Kalpteki bir damar tıkandığında diğer damarların oluşturduğu “kollateral” adı verilen yan damarların kalp kasını besleyebildiğini hatırlatan Akdemir, göçmenlerin birbirleriyle dayanışmasını da buna benzetiyor:

“Kalp damarlarındaki birbirine olan destek, kollateral dediğimiz yan damarlar, kalp kasının hayatiyetini devam ettirir. Aynı onun gibi burada yaralı bir arkadaşımız varsa birbirimize ne kadar çok destek olursak o travma o kadar kolay atlatılıyor. Göçün bana öğrettiği en önemli şey, göç yolunun yalnız çok zor olduğu.”

Türkiye’yi ise bütün yaşadıklarına rağmen “ilk göz ağrımız” diye tanımlıyor:

“Orası bizim güzellikleri yaşayıp öğrendiğimiz yer. Orası bizim vatanımız. Zulüm yapan, zulüm yapanları destekleyen kişilere bakarak biz memleketimizle ilgili kötü düşünemeyiz.”

Akdemir’in yıllar süren göç, ayrılık ve yeniden başlama hikâyesinin sonunda vardığı yer ise tek kelimeyle “sevgi”.

Eşinin WhatsApp profilinde bulunan ve kendisinin de “herkesin kalbine koymak istediği” sözleri şöyle aktarıyor:

“Allah insanları birbirine bağlama konusunda sevgiden daha güçlü bir irtibat unsuru, bir zincir yaratmamıştır. Aslında dünya köhne bir harabeden ibarettir. Onu taptaze ve canlı kılan sevgidir. Sevginin açamayacağı kapı yok, tesir edemeyeceği alan da yok.”

“Herkesin kalbine o sevgiyi koymak isterdim.”

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin