Sudan’da cunta ve siviller anlaştı ama cevabı bilinmeyen pek çok soru var

YORUM | CUMALİ ÖNAL

Türkiye’de, ‘Savakin Adası Türkiye’de kalacak mı?’ tartışmasına indirgenen Sudan, tarihi bir dönemden geçiyor. 2010 sonunda başlayan Birinci Arap Baharı ve bu yıl Nisan ayında Cezayir ve Sudan’ı etkisi altına alan İkinci Arap Baharı’nda bir ilk yaşandı.

Sudan’da askeri cunta ve demokrasi yanlısı göstericiler gizli görüşmeler sonrası dün anlaşmaya vardı.. Anlaşmanın en önemli maddesini cunta ve sivillerin üç yıl boyunca dönüşümlü olarak ülkeyi yönetmesi oluşturuyor. Akabinde de eğer bir sorunla karşılaşılmazsa seçimler yapılacak. Anlaşmanın detayları üzerinde hala görüşmeler devam ediyor ve bu hafta başında yazılı bir metnin yayınlanması bekleniyor.

En az 128 sivilin öldürüldüğü 3 Haziran kanlı baskınından sonra ülkede cuntanın hızla durumu kontrol altına alacağı ve Mısır’daki Abdulfettah el Sisi benzeri bir rejimin tesis edileceği yorumları yapılıyordu.

Ancak pes etmeyen göstericiler geçtiğimiz Pazar günü büyük bir gövde gösterisi yaptı ve bir milyondan fazla cunta karşıtı başkent Hartum sokaklarını doldurdu. Bu cuntanın da belini kıran bir yürüyüş oldu.

Konuyla ilgili dün bir haber analiz yayınlayan New York Times gazetesi, cunta ile muhaliflerin biraraya gelmesine öncülük eden Amerikan ve İngiliz diplomatların bu büyük gösteriden sonra cuntayı masaya oturtabildiğini belirtiyor.

Amerikan ve İngiliz diplomatlara, Suudi ve Birleşik Arap Emirlikleri diplomatları da gönülsüzce katılarak

geçtiğimiz Cumartesi günü tarafları bir masa etrafında topladı.

Sudanlı önde gelen bir işadamanın sarayında gerçekleşen görüşmede gergin anlar yaşandı, çünkü masanın cunta temsilcilerinin oturduğu tarafında 3 Haziran kanlı baskınını gerçekleştiren Hemedti lakaplı General Muhammed Hamdan Degalo da bulunuyordu.

Darfur’daki altın madenleri işletmesinden, Yemen’deki savaşa gönderdiği militanları üzerinden Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’dan elde ettiği yüzmilyonlarca dolarlık servetle bilinen Hemedti, aslında devrik lider Ömer Hasan el Beşir’in 2003’ten itibaren Darfur’da gerçekleştirdiği kantliamları yöneten isim. Cancavidler olarak bilinen bu milisler daha sonra Beşir tarafından Hızlı Destek Gücü olarak legal bir yapıya dönüştürüldü ve toplumsal gösterileri bastırmakta kullandığı en etkin kuvvet haline geldi.

Nisan ayında Beşir’e karşı gerçekleştirilen darbenin başarılı olmasında Hemedti’nin ikna edilmesinin de kritik bir rol oynadığı belirtiliyor.

Zaten cuntanın iki numaralı ismi olarak ortaya çıkan bu gizemli isim kimilerine göre aslında perde arkasından ülkeyi yönetiyor.

Suudi Arabistan ve Emirlikler ile Sudan arasındaki ilişkilerde köprü olduğuna göre onunla ilgili fazla söze gerek yok.

Görüşme neredeyse başlamadan bitmişti. Çünkü Hemedti yine iş başındaydı ve ona bağlı güçler muhaliflere ait ofisleri basmıştı. Ara verilen toplantının yeniden başlayıp başlamayacağı bilinmiyordu.

Ancak ertesi gün sokakları dolduran yüzbinler cuntaya büyük bir gözdağı verdi. Birgün önce nazlanarak oturdukları masaya bu kez koşarak dönmüşlerdi.

Aslında cuntanın masaya dönmesi Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır için istenmeyen bir senaryoydu. Varılacak bir uzlaşma, bu üç ülkenin cunta üzerindeki etkisinin sınırlanması veya bitmesi anlamına gelebiliyordu.

Cuntanın yönetime el koymasından hemen sonra iki ülke Sudan’a 3 milyar dolarlık bir yardım paketi açıkladı. Bu paketlerin ne anlama geldiğini Mısır’dan iyi biliyoruz.

Sisi’nin Temmuz 2013’de Mısır’da yönetime el koymasından hemen sonra iki ülke 22 milyar dolar yardım vaadinde bulunmuştu.

Cunta lideri Abdulfetteh el Burhan ve yardımcısı Hemedti, darbeden sonra sırasıyla Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’a ziyaretler gerçekleştirerek aslında ülkeye ne tür bir yönetim tarzı getireceklerinin ipuçlarını vermişlerdi.

Aslında masada göstericileri temsilen muhalefete mensup isimlerle cunta temsilcileri görüşürken, sokaklardaki yüzbinler cuntanın kayıtsız şartsız görevi bırakmasını şart koşuyordu. Bu da görüşmelerde bir anlaşmaya varılmasını imkansız kılıyordu.

Çarşamba günü gösteri temsilcileri önşartlarını geri çekince taraflar da geçiş konseyinin yapısı hakkında anlaşmaya vardı.

Afrika Birliği adına görüşmelere arabulucuk eden Mohamed El Hacen Lebatt, dün taraflar arasında bir anlaşmaya varıldığını duyurdu.

Varılan anlaşmaya göre ülkenin demokrasiye geçişi için üç yıllık bir süre üzerinde karara varıldı. Bu süre zarfında 21 ay asker, 18 ay da sivil bir isim geçiş konseyinin başında bulunacak. 11 kişilik geçiş konseyinin yarısı siviller, yarısı da askerlerden olacak.

Ayrıca geçiş konseyinin altında teknokratlardan oluşan bir hükümet görev yapacak.

Türkiye ve Katar’ın sözünün geçmediği bu yeni dönemde akla gelen pek çok soru var.

Bunlardan ilki, geçiş döneminin neden 3 yıl gibi uzun bir süreye yayıldığı… Ve bu üç yılın neredeyse ilk iki yılında bir asker ülkeyi yönetecek. Bu süre içinde askerler çok rahatlıkla güçlerini pekiştirip, muhtemel muhalif isimleri bertaraf edebilirler.

İkincisi gerçekten 3 Haziran kanlı baskınını gerçekleştirenler hakkında bir soruşturma açılacak mı? Eğer açılırsa, bu Hemedti’nin kanlı yüzünü ortaya çıkaracak? Cunta ve muhalifler arasında varılan anlaşmaya göre bu kanlı baskının araştırılması da var. Peki Hemedti, kendisini risk altına sokacak bu tür bir soruşturmaya nasıl razı oldu?

Üçüncüsü ülkede hala internet kesik ve bu ortamda anlaşmaya varıldığı söyleniyor. Bu durum kafalarda soru işaretleri meydana getiriyor.

Dördüncüsü aralarında birlik olmayan muhalefeti geçici konseyde temsil edecek isimler nasıl belirlenecek? Bu parçalanmışlık cunta tarafından kullanılmayacak mı?

Beşincisi Hemedti’nin başında bulunduğu gizemli yapı lağvedilmeden siviller kendilerini nasıl güvende hissedecek ve varılan anlaşmanın kısa süre içinde rafa kaldırılmayacağı nasıl temin edilecek?

Altıncısı Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan cunta liderlerini kendi safına çekerken, sivil temsilciler karşısında sessiz mi kalacak?

Önümüzdeki hafta başında detaylarının kamuoyu ile paylaşılacağı belirtilen anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonra tıpkı Mısır’daki gibi farklı senaryoların yürürlüğe girmesinden endişe ediliyor.

Mısır’ın demokrasiye geçiş süreci bir anda Müslüman Kardeşler hareketinin tüm bürokratik kurumları domine etmesiyle sekteye uğramış, demokrasi yanlısı gruplar ‘askeri cuntayı Müslüman Kardeşlere tercih ederiz.’ pozisyonuna gelmişti.

Benzer bir risk Sudan için de geçerli. Pek çok İslami grubun bulunduğu ülkede, Mısır benzeri bir senaryonun yaşanması durumunda demokrasi yanlılarının cuntayı desteklemesinden endişe ediliyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin