Su savaşları bir efsane mi?

HABER ANALİZ | YÜKSEL DURGUT 

2000’lere girerken siyasetçiler ve bilim insanları suyun yeni dünya düzeninde petrolün yerini alacağını ve dünyanın yakın zamanda su savaşlarına tanıklık edeceğini dile getirip durmuşlardı. Peki ifade edildiği gibi su savaşları yaşandı mı? Yoksa bu bir efsane mi?

Gündeme getirildiği ölçüde bir “su savaşları” krizi yaşanmadı henüz dünyada. Ancak bu hiçbir zaman yaşanmayacağı anlamına da gelmiyor. Arz-talep ve iklim değişiklikleri, su kaynakları paylaşımlarının çatışmalara dönüşeceği dönemlere gebe.

Dünya üzerinde birden fazla ülke tarafından paylaşılan 310 kadar ‘uluslararası’ nehir var. Pakistan, Mısır, Suriye ve Macaristan, kendi topraklarından geçen nehirlere su kaynağı olarak bağımlı ülkeler arasında. Haliyle eğer su savaşları yaşanacaksa, bu ülkelerde ektileri olacağı muhakkak.

Şimdiye dek ülkeler su kaynaklarını yaptıkları anlaşmalarla barışçıl bir şekilde paylaşma yolunu tercih etti. Ren, Tuna, Kolorado ve Kolombiya nehir havzaları bu türlü anlaşmalara konu olan su kaynakları. Gelişmiş ülkeler, sanayi üretimi sebebiyle oluşan su kirliliğiyle mücadele için sürekli bir araya geliyor. Ancak susuzluk, kirlilikten daha ciddi bir tehdit olarak görülüyor.

İsrail ile Ürdün, Hindistan ile Pakistan aralarında su paylaşım anlaşmaları imzalayan ama normalde diplomatik ilişkileri gerilimli ülkeler. Hâlen anlaşma imzalanmayı bekleyen Fırat-Dicle veya Amuderya gibi havzalar sebebiyle biraz soğukluk var fakat gerilim hiçbir zaman askerî seviyeye çekilmedi.

Mısır ile Etiyopya ise geçen yıl Nil Nehri’nin suyu sebebiyle savaşın eşiğine gelmişti. Etiyopya, Nil’in yukarısında büyük bir baraj inşa etmeye başlayınca Mısır bunu bir tehdit olarak görmeye başladı. ABD Başkanı Donald Trump, Ekim ayında Mısır’ın yapılan barajı havaya uçurabileceğini öne sürerek olası bir savaştan bahsetti. Trump’ın bu açıklamasından birkaç gün sonra iki ülke Nil’in suyu için yeniden müzakere masasına geri döndüler.

Paylaşılan nehirlerde haliyle güçlü olan ülkelerin sözü daha çok geçiyor. Kamboçya’nın Çin’e, Bangladeş’e veya Hindistan’a karşı bir “su savaşı” başlatması teknik olarak mümkün değil. Bunu düşünmeleri bile intihar olur. Bu yüzden de müzakereyi tercih etmek zorundalar.

Öte yandan bu küçük ülkeler, bu su havzalarına yapılacak barajların inşası ve bakımı için kaynak bulmak adına da aynı nehri paylaştıkları ülkelerin kapısını çalıyor. Paraguay’ın Brezilya’dan, Lesotho’nun Güney Afrika’dan ve Butan’ın Hindistan’dan talebi, bu nehirler üzerine baraj inşa etmeleri. Çünkü dar ekonomileri, uluslararası fon bulmayı da zorlaştırıyor.

Ancak nehrin başını tutan ülkeler, çoğu zaman küçük ülkelerle bu yönde anlaşma imzalamak yerine kendileri için yatırım yapıyor. Türkiye mesela Fırat-Dicle üzerinde bir dizi baraj inşa ederken, Etiyopya da kendi iç kaynaklarıyla Nil üzerine Afrika’nın en büyük barajını yapmaya hazırlanıyor.

Su savaşları, medyadaki uzmanlar için heyecanlı bir konu olsa da, dünya henüz buna tanıklık etmiş değil. Ülkeler, yapılan anlaşmaların adil olmadığını düşünseler de gün sonunda masaya oturmak durumunda.

Ancak bir savaş durumunda su kaynaklarını hedef almak, hâlen önemli bir savaş taktiği. İkinci Dünya Savaşı, Kore Savaşı ve Vietnam Savaşı sırasında barajlar hedef alınmıştı. 1991’deki Körfez Savaşı’nda da Bağdat’taki su tesisleri vurulmuştu. Buna karşılık Hindistan-Pakistan arasındaki savaşlarda ise barajlar hiçbir zaman hedef alınmadı.

IŞİD gibi terör örgütleri ise enerji ve su kaynaklarına saldırılarıyla tanınıyor. Suriye ve Irak’taki yayılma döneminde IŞİD bazı barajları imha etmişti.

Eski BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, 2010 yılında şöyle seslenmişti dünyaya: “Dünyada insanlar savaş dahil tüm çatışmalardan daha fazla, temiz su bulamamaktan dolayı hayatını kaybediyor.”

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin