Soylu’ya AK Parti içinden muhalif sesler kendini gösterdi

HABER-İZLENİM | M. AHMET KARABAY

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, son zamanlarda en çok tartışılan isim olarak orta yerde duruyor. Popüler söylemde kullanılan replikten ilham alarak ifade etmek gerekirse, “Cumhur İttifakını yıkarsa Süleyman Soylu yıkar” denecek noktaya gelindi.

Süleyman Soylu, “çekirdekten siyasetçi” denilen tiplerden biri. Medyada geçmişi eski olanlar, Soylu’yu DYP İstanbul İl Başkanlığı yaptığı 1990’lı yılların başından itibaren tanır.

Soylu, medyanın her rengi yansıttığı dönemlerde sivri söylemleri ile gazetelerde yer bulmasını bilirdi. Demokrat Parti Genel Başkanlığı yaptığı 2007-2009 arasında ise Erdoğan hakkında sarf ettiği ağza alınmayacak sözlerle muhalif merkez medyanın siyaset ikonuna dönüştü.

DP’nin zirvesinde iken kendisini “derin bir omuz darbesi” ile parti dışında buldu. 2011 seçimlerinde aracıların AK Parti’ye katılması yolundaki telkinlerine, “uygun pozisyon olmadığı” gerekçesiyle katılmadı. Aslında Erdoğan’ın yeniden kazanıp kazanmayacağını görmek için beklediğini yakın çevresi biliyordu.

İLK HOMURDANMALAR 2013’TE BAŞLAMIŞTI

30 Eylül 2012’deki kongrede törenle AK Parti’ye katıldı ve MKYK’ya seçildi. Hemen ardından “Teşkilatlanmadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı” yapıldığında parti içinde homurdanmalar başladı. Milli Görüş geleneğinden gelen partililer, kendilerinin dışlandığını söylemeye başladılar.

O zaman Bursa Milletvekili Ali Koyuncu, dost sohbetlerinde sözünü esirgemeden konuşurdu. “Bu adam gittiği yerde AK Parti teşkilatından önce DP’li arkadaşlarıyla buluşuyor. Partiyi bunlarla doldurmaya başladı” diye yakındıktan sonra da “Bu adan Reis’in altını oyuyor. Partiye bir görevle gelmiş. Gözü onun yerinde” tarzında konuşmalar yaptığında yıl 2013 idi.

Sonra Koyuncu’yu bir daha konuşmaması için kulağını fena halde çektiler. Bir daha milletvekili yapmayacak kadar sert bir çekme idi bu.

Soylu’nun Erdoğan’ın koltuğuna göz dikmeye başladığını söyleyenlerin bazı şeyleri ne kadar geç fark ettiklerini anlasınlar diye Ali Koyuncu anekdotunu aktardım.

Soylu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olduğu dönemde, parti içinde agresif bir rekabet havasına girmedi. O dönemde parti kulislerinde konuşulanlara göre, Soylu pasifize edilmek amacıyla siyasette “iğneli kazan” olarak nitelendirilen Çalışma Bakanı yapılmıştı.

İşin ilginç tarafı, yaşanan gelişmeler Soylu’yu yıpratacağı yerde, adını daha ön plana çıkarmaya başladı. 15 Temmuz kontrollü darbe girişiminden kısa bir süre sonra da 31 Ağustos 2016’da istifa eden Efkan Ala’nın yerine İçişleri Bakanlığı’na getirildi.

DANANIN KUYRUĞU İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NDA KOPTU

Soylu, İçişleri Bakanlığı’na oturduktan sonra kartlarını açık oynamaya başladı. Parti içinde kendisini istemeyen kesimi iyi bildiği için onlarla açıktan kavgaya girişmeden futbol tabiriyle söylemek gerekirse kırmızı kart görmeyecek şekilde “omuz omuza mücadele” ederek ilerlemeye çalıştı.

Dünkü siyasi rakibi MHP’lilerle AK Partililerden daha iyi anlaşır oldu. Medya içinden etrafında oluşturduğu ekiple adını ön planda tutmayı iyi bildi. Onlarla ne tür ilişkiler içinde olduğuna dair şu sıralar hayli malzemeler ortaya saçılıyor.

Saray ve çevresinin “after day”e ilişkin planlarının farklı olduğunu bilmesine ve bunun bilinmesine rağmen bu mücadeleyi sertleştirerek sürdürdü. 12 Nisan 2020’de blöf yaparak İçişleri Bakanlığından istifasını açıkladı.

İstifanın tek taraflı bir müessese prensibine rağmen, Saray tarafından istifası kabul edilmeyerek göreve döndü. Yeniden dönüş sonrası Soylu, mücadelesinin dozunu azaltmak yerine lavel atlattı.

Daha önce Ahmet Davutoğlu’nu partinin başından atan Pelikan Grubu, adını ön plana çıkarmadan açık cephe politikası izlemek durumunda kaldı.

15 MİLLETVEKİLİNİN İSYANI YALANLANMIŞTI, ŞİMDİ AÇIKTAN BAŞLADI

Suç örgütü lideri olarak bilinen Sedat Peker, parti içindeki mücadelede Soylu’nun en güvendiği dayanaklardan birisi idi. Son zamanlarda herkesin öğrendiği gerekçelerle Soylu ile Peker birbirine düşman oldu.

Bu aslında Soylu’nun savaşında en önemli muharebelerden birini kaybetmesi anlamı taşıyordu. Soylu-Peker düşmanlığı Pelikan Grubu ve arkasındakiler için iki yıl önceye göre düşünemeyecekleri bir pozitif gelişme idi. Artık işleri daha kolaydı.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın 10 Haziran’da yayınladığı, “AKP’de Süleyman Soylu tartışması: 15 milletvekili rahatsızlıklarını parti yönetimine iletti” başlıklı haberi büyük yankı yarattı. Genel Başkan Yardımcısı Bülent Turan, haberi yalanlar gibi yaptı. Satır arasını okumasını bilenler için Turan’ın açıklamaları haberi doğrular nitelikte idi. Turan, kendisine görev verildiği yolundaki bilgiyi yalanlar görünüyordu sadece.

Bu çıkışla Soylu’ya karşı olanların sesinin kesileceğini kimse sanmaz elbette. Soylu parti içinde “pisliğe dibine kadar bulaşmış” bir isim olarak görülmeye başlandı. Parti içi sohbetlerde “pislik” kelimesi Soylu ile özdeş hale geldi. Kamuoyunda nasıl “diktatör” kelimesi birisi kastediliyor olabilir diye kullanılmaktan çekiniliyor ise “pislik” kelimesi de parti içinde Soylu ile özdeş hale geldi.

“GİTSİN” DİYENLER ARTIK SESLERİNİ KAMUOYUNA DUYURUYOR

Düne kadar Soylu’ya karşı parti içindeki muhalif kesim, seslerinin dışarı aksetmesinden çekiniyorlardı. Hem parti içinde huzursuzluk var görünümü vermek istemiyorlar hem de tepeden gelebilecek bir tokattan korkuyorlardı.

Bir kaç gündür her şey değişmeye başladı. Şimdi parti içi muhalefet Süleyman Soylu adını kullanmadan ama kamuoyuna açık mesajlar veriyorlar.

Sabah Gazetesinin Ankara Temsilcisi köşe yazarı Okan Müderrisoğlu, bu kesimin sözcülüğünü yaparak, “herkes hesap verebilmeli” dedikten sonra ekliyor:

“Görev ve sorumluluğunun gereğini unutan, ihmal eden, şeytana uyan varsa sisteme yük olmamalı.” 

Soylu’ya verilen mesaj açıkça “Çek git” deniyor.

Sadece Pelikan Grubu’nun merkez üssünden açıktan ateş edilmedi. Parti içinde “Doğrucu Davut” diye nitelenen Şamil Tayyar ise Soylu’ya değil, Saray’a seslendi.

Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek olmadığı tespitinde bulunduktan sonra, “Sepetteki çürük elmalar korunursa, çürüme yayılarak sürer. Zira hal, sirayet eder” dedi. Erdoğan’a, “Soylu’yu koruma, gönder” dedi.

Kimse akşamdan sabaha büyük bir değişim beklemesin. Büyük yapılarda dönüşümler, doğadaki gibi gerçekleşir. Gecenin gündüze, kışın yaşa, kuru odunun yemyeşil ağaca dönüşmesi gibi.

1 YORUM

  1. Türk Devleti ve Milleti bunlar kadar aşağılık ve soysuz insanlar tanımadı. Tarihi vesikalar da buna şehadet edecektir. Kıyamete kadar lanetle anılacaklar. Akıbetleri bu asra İBRET olacaktır. Hiç şüpheniz olmasın. Biiznillah

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin