Sorumluyum, Sorumlusun, Sorumlu(lar)

Analiz | Hakan Zafer

Ünlü Fransız Ziraat mühendisi Maximilien Ringelmann, bir ipin ucuna kuvvet ölçmeye yarayan dinamometre takar. Bir kişiden, tek başına ipi var gücüyle çekmesini ister. Bir başka kişiyi de öncekine yardıma çağırır. Sonra üçüncü, sonra dördüncü derken ipi çeken kişi sayısı yirmi kişiye kadar çıkar. Her sayı artışında, ölçümü ayrı ayrı kaydeder.

Ölçüm sonuçlarına göre, deneye ikinci kişinin katılmasında, birinci kişi uyguladığı kuvveti %7, üçüncü kişide %13, yirminci kişi de de %50 azaltır.

“Ringelmann Effect” olarak adlandırılan bu yaklaşım, “Social Loafing” (sosyal kaytarma) olarak tanımlanır. Ringelmann, deney yorumlarını iki temel başlıkta toplar: Motivasyon ve koordinasyon kaybı.

Ortam kalabalıklaştıkça birey, görünmediğini düşünüp daha az çaba harcamaktadır. Düzenleyici bir kural da yoksa sayı arttıkça, birey başına düşen verimlilik git gide azalır.

Bir araya gelebilmiş ve birlikte bir işin ucundan tutabilme başarısını gösterebilmiş insanları bekleyen bu istenmeyen durumla mücadele edilebilir. Sorunun kaynağı olarak aşağıdaki problemlere bulunacak çözümler, bireyin kalabalık arasında da kendi varlığını azaltmadan devam ettirmesine yarayabilir.

 

  • Yegânelik Zannı

 

Birey, tek başına sahiplenemeyeceği durumların başarısına katkı sağlamada daha geri durabilir. Aksine, ipi birlikte çekerken, etrafta kimse yok gibi düşünmek, sadece sosyal kaytarmada bulunmamak içindir. Başkalarını yok saymak, iş esnasında kabalıktır. İşin sonunda başarı geldiyse, tek başına sahiplenmek yanlış, hak ettiği kadarını talep etmek ise doğrudur. “Hizmette önde, ücrette geride olmak” denince aklımda bu manzara şekilleniyor.

 

  • Başarısızlığa Karşı Sorumsuzluk

 

Başarısızlığın gruba mal edilecek olması ve bireyin başarısızlıktan ötürü tek başına hesap vermeyecek olması, diğer bireylerin performansını olumsuz etkiler. Özür dileyebilme, hesap verebilir ve sorabilir olma, istifa kurumunun çalışıyor olması, bu tür sorunlarla başa çıkma yöntemleridir.

 

  • Görev ve Alan Sınırlandırmama Problemi

 

Her işin erbabı, uzmanına bile akıl veren olmaktansa, sınırlandırılmış kimseler olmaya rıza göstermeyi bir erdem kabul etmek zorundayız. Özellikle dini saha ile dünyalık sıradan işlerin geçişkenliğine dikkat ederek, insaniliği ıskalamayan vazife ve saha tanımları, birey ve grup arası dengeyi kurabilir.

  • Hedef – Ödül – Ceza Problemleri:

Gerçekliği olmayan, hatta gerçekten uzaklaştıran, romantik hedeflerden öte, ulaşılabilir, benzetmesi yapılabilir, akla yakınlaştırılabilir hedefler ortaya konulmalıdır. Özelde dindar kimseler için örnek verecek olursak, Rıza-i İlahi’yi gözeten sade kulluk gibi önemli bir hedef yerine, dergâhımızın gölgesinden geçen bile affedilir, falanca yayını alan umre sevabına denk sevaba erişir, Hazreti gören, bin yıl nafile ibadet yapmış gibi olur, vs. hedefleri, bireyi kendi olmaktan uzaklaştırır.

  • Adalet ve liyakat Problemleri:

Aynı ipi çekenler arasını gözetmede adalet, bireyi kendi gücüyle, içinde olduğu grubun parçası haline getirir. Layık değilse, getirilmek istenilen yere gelmesi için başka etkenleri devre dışı bırakma (ör: hamili kartın yakınımız olması), ipi ilk tutandan sonuncuya, her ferdini liyakate özendirmenin en uygun ve maliyetsiz yoludur.

***

Kalabalığın, en önemli etken olduğu bir başka teori daha var: “Seyirci Etkisi (Bystander Effect)”.

1964 yılında Amerika’da meydana gelen bir cinayet sonrasında, hem değerli hem de popüler birçok deney bulgularıyla kavramlaştırılan “Seyirci Etkisi”, müdahale gerektiren acil bir olaya, başkalarıyla birlikte tanık olunması halinde, tek başına olduğundan daha az sorumluluk hissettiren kayıtsız kalma eğilimidir. Kişinin yardım etme davranışını engelleyen genel duyarsızlaşmanın nedeni, tanık sayısının fazlalığı olarak gözlemlenir.

Kişi, nasıl olsa diğerlerinden müdahale eden biri çıkar diye, sorumluğu bir kenara bırakarak, daha konforlu olan izlemeyi tercih eder. İzleyen sayısı arttıkça olayları yorumlama şekli değişirken, olaydaki değişiklikleri fark etmek zorlaşır. Mesela, tek kaldığında müdahale edeceği zulüm, kalabalık müdahale etmiyorsa izlenecek filme bile dönüşebilir.

Etraf kalabalıklaştığında, diğerlerinin davranışlarına göre şekillenme, daha belirginleşir. “Benden daha iyi müdahale eden birileri çıkar” veya “kimse müdahale etmediğine göre önemli değil” zannı, yapması gerekenler konusunda izleyiciyi engeller.

Bir yerlerde”, “birilerinin”, acil duruma çare düşünüyor zannedilmesi, diğerlerinin, çözüme düşük motivasyonla katılmasına sebep olabilir. Bu “cansız” bireyler, müdahil olmadıkları bekleme halindeki çözümsüzlüğe karşı yapılacak işleri “yarım elle” tutarlar. Esas olan, “dört elle” sarılmaları için, katılımcı yaklaşımdır ki “herkese sine açmayı” böyle anlıyorum.

İngiltere’de yapılan bir deneyde, enerji tüketiminde tasarruf yapılıp yapılamayacağını araştıran bir gaz şirketinin çalışanı gibi evlere giden deneyci, ev sahipleriyle detaylı görüşmeler yapar. Katılımcılara, tasarruf yöntemlerinin belirlenmesi konusundaki bu araştırma sonuçlarının, yerel bir gazetede yayınlanacağı bilgisi verilir. Deneklerin yarısına, kabul ederlerse gazete haberinde isimlerinin geçeceği, diğer yarısına da gizli tutulacağı belirtilir. Katılımcıların hepsi, durumu kabul ettiklerine dair imza atarlar.

Birkaç ay sonra, deneye katılan evlerin kullandıkları gaz miktarı ölçülür. Sonuç olarak, katılımcılardan isimlerinin açıklanmasına izin verenler, isimlerinin gizli tutulacağını bilenlerden çok daha az enerji tüketmişlerdir.

Kalabalık içinde olsa da, iradesini, azaltmadan kullanması için, inancı hem nur, hem esas gören bireylerin yüreklendirilmeleri, trajik olaylara birlikte veya tek başlarına müdahale sürelerinin uzamaması için gereklidir. Özellikle, dindar kimselerin, üzerine düşeni yapma konusunda, Allah bizi tek yarattı, tek hesaba çekecek bilinci ile bireysel manevi motivasyonları önceleyerek, kalabalığın koordinasyonsuzluğundan yararlanıp sorumluluk almamalarının önüne geçilebilir.

Burada bir tembihte bulunmam gerekiyor. İlkelere bağlılık açısından sadece kendi varmış gibi inanma, sınırsız sahiplenme, motivasyonel olabileceği gibi sorumluluk almanın ötesine geçtiğinde suiistimaller meydana gelebilir. Mesela, kişi, başarı tamamen kendinin zannedebilir. Bunun sonucu olarak da başarı ile beraber gelen kazanımları bencilce kullanmak isteyebilir. Bu, tek başınalık zannı, diğerlerinin işi sahiplenmesini de engeller. Grup, “turnikeye önce girenler” ve “yeni yetmeler” arasında geçen, yersiz ve kırıcı nostaljilere de düşebilir.

ÖZETLE

-Bir sosyal grubun parçası olma sorumsuzluk anlaşılıyorsa, ortada devasa problemler var demektir.

-Eğer bir garibana zulmedecekseniz, seyredenlerin sayısını ne kadar çoğaltırsanız, zalim elinizi, o kadar az tutan olur.

-Ortada bir şeylerin yanlış gittiğini görmek, yanlışı kaç kişi izliyor merakını gidermekten daha faziletlidir.

-İnsan kalabalığı ile bir şahsın sıfatı, namı, kabiliyetleri, ilmi, maneviyatı, vs. gibi niteliklerinin kalabalıklığı, güvenme açısından kardeştir.

– Ne başarı ne de başarısızlık, tek kişinin sırtına kaldırılacak çuvala girmez. Ortada bir cenaze varsa kaldıracak kişilerin arasında tabutun içindeki sayılamaz

-Yazar, “Allah bizi tek yarattı, tek hesaba çekecek” cümlesinin yanlış anlaşılmaması için Enam 94’e göz atılmasını ve daha fazla uzatmamak için, ilgilenen okurlara John M. Darley ve Bibb Latané’nin “Duman”, “Sara” ve “Anket” deneylerini incelemelerini öneriyor.

2 YORUMLAR

  1. Selam
    kişi biz değil ben varım derse..tek olarak hesaba çekilir…
    ama ben yokum biz varız derse..olmayan biri nasıl hesaba çekilebilir ki…
    …….
    hal böyleyken..heyet bir zulme karşı verilecek tepkiye karar aldığında…bu karara verilecek ilâhi tepki (şefkat tokatı)
    tüm cemaate yansır..
    nasıl ki Adem aleyhisselâmın zürriyeti O’nun gibi dünyaya atılıyor… biz de ademoğulları gibi bağlı bulunduğumuz köklerin akıbetini yaşıyoruz..
    şimdi kim kızgın ki Adem aleyhisselâma..
    kimse..en azından ben değilim…
    hata gibi görünse de yaptığı iş..aslında ezeli kelâmın emriydi… yâni Kur’an Kelâm-ı Ezelî ise.. Ademin başka bir şey yapması mümkün değil…
    Bizim de yaşadığımız bu şefkat tokatları kasırgası eğer Kelâm-ı Ezelî dahilinde değilse.. nasıl olur da Risâlesi bilmem kaç yıl önce yazılmış olabilir…
    Böyle olması gerekiyordu.. birçok sebebi var… münafıklardan temizlenme… dardan genişleme.. ufku aydınlatma vesâire…
    sebeplerin ardındaki sebepler bile var..
    o sebepleri de Yaratan var…
    Hüve’l bâki

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin