Soru mühim: Erdoğan ne yapmak istiyor? [Sefer Can]

Son zamanlarda en çok sorulan soru bu: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bazen aynı güne sığan iki hatta daha fazla farklı duruşla ne elde etmek istiyor? Bu sorunun cevabını verebilen yok, zaten muhtemelen ortada bir cevap da yok. İstikrar getireceği öne sürülen tek adam yönetimi istikrarsızlık üretiyor. Devleti iki dudağı arasına hapseden Cumhurbaşkanı her gün öncekinin tersi şeyler söylediğinden temel politikaları belirlemek bile imkansız hale geliyor.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın durumuna bakar mısınız? Adam bir anda Başbakan ve Cumhurbaşkanı’na rağmen çocuk tecavüzcülerini kurtarmaya çalışıyor pozisyonuna düştü. AKP Grup Başkanvekili Mehmet Muş, kurnazca aradan sıyrılıp cenazeyi Bozdağ’a kaldırttı. Oysa teklifte onun da imzası var. Meclis işleyişini bilenler bilir, grup başkanvekilinin imzası partinin görüşünü yansıtır. Sonuç, Erdoğan’dan habersiz neredeyse nefes alamayan AKP ters köşeye yattı.

OTOMOTİVCİLERİ NİYE ÖPTÜ?

Sosyal meseleler böyle de ekonomi ve dış politika farklı mı? Dolarla ilgili söyledikleri yazılıp çizildi. Ona güvenerek Türk Lirasına yatırım yapanlar yandı. AKP teşkilatlarının yaptığı dolar bozdur kampanyası, onların bile Reis’e inanmadığının işareti. Ucuzken almışlar şimdi iyi kârla satıyorlar. Belki de satmıyorlar. Ekonomistler ve siyasi gözlemciler, Erdoğan’ın ekonominin havale geçirmesine yol açacak tavrını yorumlamakta zorlanıyor.

Cari açığı büyüten cep telefonu benzeri mamülleri kullanmayın uyarısı anlaşılabilir. Fakat otomotivle ilgili çıkışı bindiği dalı kesmek anlamına geliyor. Krizle birlikte ağırlaştırılan vergisiyle otomotiv sektörü, devlet harcamalarını finanse eden önemli bir kalem. Tamamen dışa bağımlı olmadığımız ve yan sanayisi de düşünülünce “Erdoğan otomotiv sektörünü niye öptü?” sorusu önem kazanıyor. Biricik gözdesi müteahhitleri kayırıyor iddiası ikna edici değil. Öyleyse niye? Cevap panik atak.

BAŞBAKAN YILDIRIM OHAL’İ KALDIRAMIYOR

TÜSİAD doların yükselişiyle birlikte paniğe kapıldı. Başbakan’dan OHAL’in kaldırılmasını ve ekonomik istikrar tedbirleri almasını istedi. Başbakan’ın cevabı manidar: Biz de istiyoruz. Niye kalkmıyor o zaman? Binali Yıldırım en azından referandum havucuyla Erdoğan’ı ikna etmeye çalışırken MHP lideri Bahçeli taş koydu.

OHAL ilk ilan edildiğinde ekonomiye faturasını biraz da olsa görebilen Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş süre dolmadan kalkabileceği vaadiyle iyimserlik pompalıyordu. Süre uzamakla kalmadı, cumhurbaşkanının sonsuza kadar sürdürme beklentisi ortaya çıktı. Başbakan Yıldırım bile OHAL’in ne zaman kalkacağını bilmiyor. Bu da siyaset merkezli ekonomik krizi büyütüyor.

Dış politika daha kötü durumda. Zaten ekonomideki beklentileri dibe vurduran da biraz bu. Dış finansmana bağımlı bir ekonomide her gün bir ticari partnerinizle kavga ederseniz sonuç ortada. Tam “AB ile ipler kopma noktasında” diyecektim, Cumhurbaşkanın “Yarın hemen tam üye olabiliriz” şeklindeki tornistanı internete düştü. Siz bu yazıyı okurken kuvvetle muhtemeldir ki, takipçilerin başını döndüren yeni açıklaması gelmiş olur.

Bugüne kadar Erdoğan’a verdiği tavizlerle eleştirilen Almanya Başbakanı Merkel çizgi değiştiriyor. Fasıl açma taraftarı olmadığını açıkladı.100 bin göçmeni geri göndermeye hazırlanıyor. Nihayetinde onun da iç kamuoyu var ve seçimlere bir yıldan az kaldı. Batı blokuna karşı ucuz şantajlarımızdan biri de Şangay Örgütü’ne girme tehdidi. Suriye’de neredeyse savaş halinde olduğumuz Rusya ile nasıl ittifak yapacağız? Erdoğan ve fanatikleri ABD seçimlerinden sonra neredeyse bayram yapıyor. Tek gerekçeleri belki Fethullah Gülen’i iade eder beklentisi. Trump’ın Ortadoğu ve İslam ülkelerine en sert bakışlı siyasetçi olduğunu görmek istemiyorlar.

YÜZME BİLMEYENİN DENİZE DÜŞMESİ

Liste böyle uzayıp gidiyor. Peki, gerçekte Erdoğan ne yapmaya çalışıyor? Bence hiçbir şey yapmaya çalışmıyor, yüzme bilmeyen adamın denize düşmesi gibi çaresizce çırpınıyor. Kendisini sabitleyeceği hiçbir çıpa kalmadı ve akıntıya kapılıp gidiyor. Tamamen iç güdüleriyle hareket ediyor. Eskiden içgüdüleri işe yarıyordu zira yakınlarında adacıklar vardı ve oralara çıkarak soluklanıyordu. Almanya ve AB bir adacıktı; ABD diğeri. Ülkenin jeostratejik konumunu pazarlayarak ayakta kalabiliyordu. Ancak ucuz pazarlıklar ve şantaja dayalı ilişki şekli vardı. Nihayetinde müşteriler alternatif arayışına girdi ve tekel kırıldı.

Coğrafyanın bize sunduğu imkan aynı zamanda risk demekti. O risk yönetilemedi. Suriye’de hem Avrupa, hem ABD hem de Rusya’yı karşımıza almayı başardık. Düşünülmüş bir stratejiden ziyade anlık içgüdüsel refleks tezini ispatlayan en yakın örnek, “Esed’in hükümranlığına son vermek için Suriye’deyiz” açıklaması. İki gün sonra çark edilse de kayıtlara girdi. Rusya açıkça Suriye rejimini destekliyor, batı ise onunla yaşamaya razı. Arap Birliği bile Türkiye’ye çakan açıklama yapıyor.

Boğulma tehlikesi geçiren insan panik halinde kurtarmaya geleni de beraberinde götürür. Onun için dış aktörler güvenli mesafeye çekiliyor. İçeride Erdoğan’a mahkum olanların birlikte batmaktan başka seçeneği yok. Ülkenin de fazlaca alternatifi olduğu söylenemez. Erdoğan batıyor cümlesini müjde olarak algılayanlar yanılır; zira ülkeyi de beraberinde götürüyor. Herkes dibe olan uzaklığını kâr ve toparlanma vesilesi sayacak.

Son çıkan ışığı kapatsın!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin