Sordum kuru çalıya…

YORUM | HAKAN ZAFER

Soğuk bir gece Mukaddes Tuva vadisinde Musa’nın (as) dikkatini çekmek için yanan çalı hariç…

Gölge var mı seni kurumaktan kurtarsın?

Gölgen var mı ki altında üç beş can ferahlasın?

Dalların meyve tutar mı senin?

Yoksa meyveli dal çırpmaya mı yararsın?

Yaprağın, çiçeğin var mı büyüyen, yeşeren?

Arı bal toplasın, rüzgâr kokun yoklasın.

 

Kuşlar konar mı dallarına?

Konup kalkacak kadar bülbülü, kargayı tartar mısın?

 

Yanar mısın, yakar mısın?

Ateşini zapt edemeyip ziyan ettiğin orman var mı senin?

Yoldan çevirdiklerin var mı?

Ayağına dolanıp yavaşlattıkların, ya da serilip yoluna geri koydukların.

 

Al al olmuş uçları damlayan dikenlerin mi yoksa?

Sana yaklaşanın eline, ayağına mı batarsın?

İşitir misin, sesle aran nasıl senin?

Savuran rüzgârın ıslığından başkasını duyar mısın?

 

Koparır mı rüzgâr seni alıştığından?

Savrulup sürüklendiğin yeri hiç sordu mu sana?

 

Yeri tutan köklerin var mı senin?

Salar mısın toprağa damarlarını ya da her estiğinde yeni yere mi konarsın?

 

Yuvan, yerin, yurdun var mı senin?

Ya da bir cana rahat veren yuva olmuşluğun?

 

Başkasından ayıran rengin var mı senin?

Toza dumana bulanıp uzaktan seçilmeyecek kadar oralı mısın?

Türlü çeşitli libas gibi üstüne topladıkların da nedir?

Her uğradığın yerden bir şeyler mi yolarsın?

Gövdesine takılıp kaldın diye kendini ağaçtan saydığın olur mu?

Gölgesini gölgen, meyvesini meyven mi bilirsin?

 

Sahi çalı, sen nesin?

Ağaç mı ot mu?

Zararın mı çok, yararın mı?

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin