Yargıtay’ın kısmi bozma kararının ardından Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülen Genelkurmay Çatı Davası’nda, eski Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma yaptı. Sincan Cezaevi Kampüsü’ndeki duruşma salonunda konuşan Sönmezateş, 15 Temmuz darbe teşebbüsündeki rolünü kabul ettiğini, ancak “fetö’cü” yaftasını kabul etmediğini söyledi.
Sönmezateş, savunmasında hem 15 Temmuz öncesine hem de o gece yaşananlara ilişkin çok sayıda iddiada bulundu. Kendisinin yargılamalarda itiraz ettiği noktanın, yaptığı fiilden değil yapmadığı eylemlerden cezalandırılması olduğunu belirtti.
Duruşmayı izleyen gazeteci Müyesser Yıldız‘ın aktardığına göre, Sönmezateş, şu ifadeleri kullandı:
“Fetö diyorsak eğer, Fethullah Gülen öldü, Türkiye’de ‘Fetö’ kalmadı. Öyleyse niye başı her sıkışan; rüşvetten, yolsuzluktan, dolandırıcılıktan, hatta mafyadan yargılananlar ‘Fetö’ diyor? Ben sıradan bir insanım, ölene kadar hapiste kalacağımı biliyorum. Her şeyimi kaybettiğimi de kabul ediyorum. Konuşmalarımdan dolayı aileme, çocuklarıma, arkadaşlarıma hatta avukatıma bile zarar geleceğini kabul ediyorum. Ne korkum var ne de yalan söylemeye ihtiyacım.”
Sönmezateş, 15 Temmuz planlamasının Eylül 2015’te başladığını öne sürdü. Savunmasında, kendisine verilen görevin Erdoğan’ın alınması olduğunu söyledi:
“Açık ve net söylüyorum; komutanlarım tarafından bana verilen görev, emniyet ve adalet mekanizmasını ele geçirip bu mekanizmaları kendisi için kullanan ve yolsuzluklarla anılan Erdoğan’ın alınmasıydı. Tüm yaptığım buydu.”
Eski tuğgeneral, 15 Temmuz’un sorumlularına ilişkin sorunun cevabını devletin kritik kademelerinin bildiğini savundu. Hulusi Akar’ın o geceki pozisyonunun çok tartışıldığını, ancak meselenin sadece Akar üzerinden okunmasının hata olacağını söyledi. Sönmezateş’e göre planlamanın merkezinde Genelkurmay Başkanı ve dört kuvvet komutanı vardı.
Sönmezateş, dönemin komuta kademesi için şu iddiaları dile getirdi:
“15 Temmuz’dan 8-10 ay önce, Eylül 2015’te Hava Kuvvetleri Komutanı ve Deniz Kuvvetleri Komutanı kendi aralarında darbe konusunda fikir birliğine varmıştı. Ama Hulusi Akar kararsızdı. En büyük tereddüdü Galip Mendi’ydi. Çünkü dünya görüşleri, Balyoz-Ergenekon’daki tutumları farklıydı. İçlerinde en tutarlı, mert olan Galip Mendi’ydi. Adam satmaz, ikircikli davranmazdı.”
Sönmezateş, plan seminerleri yapılmadığını, görüşmelerin yüz yüze ve güvenli ortamlarda yürütüldüğünü anlattı. Planlamanın dar bir kurmay heyetiyle sürdüğünü ileri sürdü: “Özetle birbirlerini tarttıklarını, aşağıya doğru sondaj yaptıklarını, Erdoğan’ın durdurulması konusunda ortak hareket ettiklerini söylüyorum. Zaten darbe olabilmesi için Genelkurmay Başkanı ve dört kuvvet komutanının bir olması şarttı ve 15 Temmuz’dan önce bu sağlanmıştı.”
Sözde Yurtta Sulh Konseyi’yle ilgili de konuşan Sönmezateş, iddianamelerdeki 38 kişilik listeyi kabul etmedi. Gerçek konseyin daha dar olduğunu iddia etti:
“15 Temmuz’da bir konsey ya da Yurtta Sulh Konseyi var mıydı? Evet, vardı; fakat iddianamelerde yazdığı gibi, 38 kişilik konsey değil. Planlamalardaki konsey, aynen 12 Eylül’deki gibi, Genelkurmay Başkanı ve dört kuvvet komutanından ibaretti.”
Sönmezateş, komutanların 15 Temmuz’a birkaç ay kala Saray’a tek tek davet edildiğini ve bu görüşmelerden sonra geri çekildiklerini öne sürdü. Bu isimlerin mal varlıklarının araştırılması gerektiğini savundu.
“Bildiğim, bu görüşmelerden sonra birdenbire hepsi zenginleşti. Ev, para sahibi oldular. Şu kuvvet komutanlarının birinci derece yakınlarıyla birlikte mal varlığına bakılsın. Hulusi Akar son 1 yılda birkaç mülkün sahibi oldu. 15 Temmuz’dan 1 yıl önce ev aldığı için parası kalmayan Abidin Ünal, Nisan-Mayıs’ta yeni bir ev aldı. Milyon dolarlık hesabı oldu. Zekai Aksakallı da öyle.”
Sönmezateş, komutanların başarısızlık ihtimaline göre pozisyon aldığını iddia etti. Bu bölümde en sert ifadelerinden birini kullandı:
“15 Temmuz başarısız olursa, ‘Bakın, biz içinde yokuz.’ diyeceklerdi, öyle de oldu. Başarılı olunsaydı, ‘Evet çocuklar, nerede kalmıştık? Haydi ülkeyi düzeltelim.’ diyeceklerdi. Bugün ülkemizin bu adamlar tarafından yönetilmemesi bir şans. Birkaç ev, birkaç milyon dolara sattılar bizi.”
Sönmezateş, bundan sonra TSK’nın darbe yapamayacağını da söyledi. Bunun gerekçesi olarak generallerin kendi aralarında bile darbe şakası yapamayacak durumda olduğunu, MİT ve Saray’ın ordu içindeki etkisini gösterdi. Darbe ihtimaline ilişkin adres olarak ise İçişleri Bakanlığı ve MİT’i işaret etti:
“Çünkü bugün generaller kendi aralarındaki sohbette bile darbe şakası yapamaz. Üstelik generallerin arasında MİT’in ve Saray’ın adamları varken, sızma olmaması mümkün değil. Darbenin en önemli ayağı MİT ve Jandarma’dır. Ancak bunlar da artık TSK’nın kontrolünde değil. Peki kim darbe yapabilir? İçişleri Bakanı ve MİT birlikte hareket ederse, kimse durduramaz.”
Savunmasında Balyoz, Ergenekon ve askeri casusluk davalarına da değinen Sönmezateş, bu dosyaların “kumpas” olmadığını savundu. Bu yargılamaları da güncel belediye soruşturmalarıyla karşılaştırdı:
“Onların yargılanması da aynen şimdi İstanbul Büyükşehir Belediyesi yargılamaları gibi Erdoğan’ın emriyle olmuştur. İrticayla mücadele eylem planı da doğruydu. Dursun Çiçek benim gibi kendisine verilen görevi yaptı.”
Sönmezateş, 15 Temmuz tarihinin belirlenmesinde dönemin İzmir Başsavcıvekili Okan Bato’nun operasyon hazırlığının etkisi olmadığını söyledi. Tarihten çok gün seçiminin önemli olduğunu, Cuma gününün özellikle tercih edildiğini anlattı:
“15 Temmuz tarihi önceden belliydi. Konu tarih değil gündü, Cuma olacaktı. Çünkü araya hafta sonu girecek, piyasalar minimum etkilenecek, ilk şok rahat atlatılacaktı. Bu bir tür polisiye operasyondu. Onların yapmadığını, biz TSK yapacaktık. Çünkü çok küçüktü, Erdoğan ve 8-10 kişiydi. Belediye operasyonları gibi yüzlerce, binlerce kişi alınmayacaktı.”
Sönmezateş’in rüşvet ve yolsuzluk iddialarıyla bazı isimleri anması üzerine Mahkeme Başkanı araya girdi. Başkan, “Dava dışındaki kişiler hakkında konuşuyorsun. Aşağılayıcı, suçlayıcı, ‘Mahkemeye versin’ falan… Bunlar dava dışı, böyle bir yargılama usulümüz yok. Bundan sonra dikkat edin.” uyarısında bulundu.
Sönmezateş ise bu uyarıya, “Ben bu yolsuzluklar yüzünden bu işe girdim. Hapisteyim, bedelini ödüyorum. Ama uyarınız ve size saygımdan dolayı bazı şeyleri atlıyorum.” karşılığını verdi.
Savunmasında 15 Temmuz’dan sonra tutuklanan bazı komutanların durumuna da değinen Sönmezateş, Akın Öztürk ve Adem Huduti’nin ne “Fetö’cü” ne de darbeci olduğunu söyledi. Bu isimlerin içeride olmasını Hulusi Akar, Yaşar Güler ve diğer orgenerallerin sorumluluğu olarak niteledi: “İki çocuğumun üzerine yemin ediyorum; Akın Öztürk ve Adem Huduti ‘Fetö’cü de darbeci de değil. Onların içeride olması Hulusi Akar, Yaşar Güler ve diğer orgenerallerin utancıdır, ayıbıdır.”
Sönmezateş, Mehmet Dişli hakkında da konuştu. Dişli’ye güvenmediklerini ve kendisiyle bir şey paylaşmadıklarını söyledi. Buna rağmen Dişli’nin Hulusi Akar’a çok yakın olduğunu savundu.
“Eğer Hulusi Akar’ın adamı, yakını, sırdaşı kimdir diye sorarsanız, buradaki sanıkların yüzde 99’u ‘Dişli’ diyecektir.”
Sönmezateş, Marmaris Cezaevi’ndeyken Hulusi Akar hakkında konuşulmaması yönünde talimat geldiğini de ileri sürdü:
“Marmaris’te cezaevindeyken bana da geldiler; Hulusi Akar’la ilgili hiçbir şey konuşulmayacak talimatı herkese gitti. O zaten darbeci değil ki, niye böyle bir emire ihtiyaç duyuldu?”
Darbe bildirisinin altında adı bulunan Mehmet Partigöç’ü de savunan Sönmezateş, Partigöç’ün darbenin dışında olduğunu iddia etti.
“Kızlarımın üstüne yemin ediyorum, darbeye karşı olanlardan birisiydi. Darbenin dışındaydı. Partigöç’ün bir kişiliği, kapasitesi var, eski ÖKK’cı. O gece Hulusi Akar’ın makamını ve karargâhını korudu.”
Cumhurbaşkanlığı eski başyaveri Ali Yazıcı’yı ilk kez Marmaris davasında gördüğünü söyleyen Sönmezateş, Saray’da çalışan hiç kimseye güvenmeme stratejisi izlediklerini belirtti. Alt rütbedeki sanıklar için ise sorumluluğun komuta kademesinde olduğunu savundu:
“Buradaki gençlerin sorumluluğu sıfır. Salonda görevli jandarmalar mahkemenin kararından ne kadar sorumluysa, bu gençler de öyle.”
Savunmasının ilk günkü bölümünü Marmaris’te yaşananlarla bitiren Sönmezateş, asıl görev yerinin Marmaris olduğunu, ancak mahkemenin Marmaris boyutunu yeterince dinlemediğini söyledi. Erdoğan’a yönelik planın suikast değil tutuklama olduğunu tekrarladı.
“Asıl suçlandığım konu ve aktif görev yaptığım yer Marmaris’te. Ancak heyetiniz Marmaris’i hiç dinlemedi. İddianamede de yapmadığım işlerden suçlandım ve ceza aldım. Bir ülkenin Cumhurbaşkanını tutuklamaya gidiyorsanız ve başarısız olursanız, ne diyeceksiniz? Şaşırdığım için TEM’de, ‘Beni niye öldürmediniz?’ diye sordum.”
Sönmezateş, Marmaris’e Erdoğan’ın yerini bilmeden gittiklerini, görevinin Erdoğan’ı almak olduğunu söyledi. Suikast suçlamasını reddetti:
“Görevim, 3 helikopterle Erdoğan neredeyse onu almaktı. Nerede olduğunu da bilmiyordum. Başarabilseydim, 450 milyon dolarlık haksız servetin hesabını sormak üzere paralarla fotoğrafını çektirip tutuklamak ve mahkemeye vermekti. Ama Erdoğan’a suikast yapmakla suçlandık. Suikast yapılması sözkonusu değildi.”
Çiğli’de saatlerce bekletildiklerini, 03.20 civarında Marmaris’e hareket ettiklerini ve 04.30 civarında bölgeye ulaştıklarını anlatan Sönmezateş, polis özel harekâtın mevzilendiği alana indiklerini söyledi. Çatışmayı kabul etmediklerini ve çekildiklerini belirtti.
Marmaris’te hayatını kaybeden iki polisi kendisinin veya ekibinin öldürmediğini de savundu:
“Namusum, şerefim ve iki kızımın üzerine yemin ediyorum ki, o iki polisi ben veya ekibim öldürmedi. Onlar saat 12.30’da öldürüldüler. Biz 04.30’da gittik. O gece Antalya’dan kalkan üç jandarma Sikorsky helikopteri var. 42 tanık, gelenlerin siyah giyimli, gaz maskeli, tam teçhizatlı olduğunu söyledi. Biz ise ne siyah giymiştik ne de gaz maskemiz vardı.”
