Soğan

YORUM | Prof. Dr. MEHMET EFE ÇAMAN

Sevgili okurlar. Yine oldu! İnanamıyorum. Hem bu kez yollanan e-posta çok ama çok mühim bir konuda, milli güvenlik ve ekonomi politikalarına ilişkin bir metin. Bizzat reisin konuşma metni! Umarım yararlanırsınız!

“Memleket zor günlerden geçmektedir. Ekonomimize savaş açmış olan dış güçler, içerideki hainler üzerinden yine oyunlarını oynamakta, küresel güç haline gelmesinden korktukları ülkemizin ekonomik gelişmişlik düzeyine darbe vurmaya çalışmaktadırlar. Enflasyonun suni bir şekilde yükselmesinin arkasında bu oyunlar vardır. Tıpkı kur lobisi gibi, şimdi de vatandaşı soğan fitnesi ile zarara sokmaya, ekmeğini elinden almaya çalışıyorlar. Yer mi be Anadolu çocuğu! Bu sabah saatleri itibarıyla, belediye zabıtalarından mütevellit ekipler, özel harekât polislerinin desteğiyle kuru soğanların istiflendiği batakhanelere eşzamanlı baskınlar düzenlediler ve bu fesadı bitirmek için ciddi bir kararlılık gösterisinde bulundular. Yurt genelinde ikinci bir emre kadar soğan kavurmak yasaklandı. Soğan içeren yiyecek maddeleri konusunda sıkı denetimler yapılmaktadır. Mutfaklardan soğan konusu gelmesi halinde vatandaşlarımızın polis imdat hattından ihbarda bulunması çok faydalı olacaktır. Bu bir milli meseledir. Tonlarca soğan bu baskınlar sonucunda ele geçtiğinde bir kez daha müşahede ettik ki tehlike büyüktür. Büyük bir badire atlatılmıştır. Vatana millete hayırlı olsun. Mevla’m güvenlik kuvvetlerimize kuvvet versin. Bu gaza, bu şuur, bu azim, bu fevkalade kararlılık, ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğüne milletimiz tarafından nasıl sahip çıkıldığına emsalsiz bir emsal teşkil etmektedir.

Soğanları depolara koymak ve istiflemek suretiyle kısa sürede kar elde etmek isteyen bu militan tüccarlar, yakayı ele verdiklerinde ağlayıp zırlıyorlar. Bir de utanmadan efendim ya Rabia işareti yapıyorlar, ya reisin fotoğrafını cüzdanlarından çıkartıp zabıtalarımıza göstermek suretiyle müsamaha ve güzeşt talep ediyorlar, ya da efendim, türlü şekilde hile ile iraza ediyorlar. Yani demem odur ki, Gezi’ciler var ya. Onlar gibi işte, bu tüccar taifesi de tutmuş, akılları sıra sivil hükümeti devirecek! Bre sizde hiç mi akıl yoktur! Siz bilmez misiniz ki, o eski Türkiye artık gerilerde kalmıştır. Piyasa serbestmiş de efendim, piyasa kendi kendisini tanzim ve tertip edermiş de, devletin vazifesi bu tür müdahalelerden ziyade labın (oyun diyor buna şimdiki zibidiler) kaidelerini tayin edermiş de efendim odur, budur! Geçiniz bunları efendiler, geçiniz! Eğer ki ortada bir tehlike mevcut ise, devlet alimallah sınır ötesi müdahalede bile bulunur, gerekirse Irak’a veya Suriye’ye girer, oradaki soğan tezgâhının tekerine de çomağını sokar. Bakınız, biz bu soğancı teröristlerin inlerine girdik, girmekteyiz de vesselam! Kimseden korkumuz yoktur. Kimseden dolayı hiras veyahut içtinap etmiyoruz. Bilakis, üzerilerine gidiyor, saklandıkları yerlerden çıkartıp anında müdahale ediyoruz, burası böyle biline.

Daha birkaç saat evvel, bizim mahallede, Saray’a yakın bir mahallede, güvenlik görevlilerimiz bir manav dükkânının arka deposunda elli (sayıyla 50!) sandık kuru soğan ele geçirdi be! Yazıktır, günahtır. Devlet, soğan siyasetini size mi soracak? İster cücüğüne, ister yeşiline, ister moruna, ister tatlısına, isterse de göz yaşartanına, duruma göre de hepsine birden müdahale eder. Dün gece saatlerinde ilgili arkadaşları Beştepe’de Külliye’ye çağırdım. Dedim ki, hiç çekinmeyeceksiniz, gözünün yaşına bakmayacaksınız, aman vermeyeceksiniz. Millet aşkı ve devlete olan sadakatinizle beraber, maazallah gitmek var, ama ne yok, dönmek yok, diyerek, vazifeye atılmak için içinde bulunduğunuz vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksiniz! Bu imkân ve şerait çok namüsait bir vaziyette tezahür edebilir, varsın etsin kardeşim, devlet geri adım mı atacak? Gazanız mübarek olsun yiğitler dedim. Bakın bilhassa altını çiziyorum: intikar edenler, yani zibidilerin şimdiki değişleriyle vurgun yapanlar, yaptıkları meftunluk sebebiyle cezai müeyyideden kurtulacaklarını zannediyorlarsa, kusura bakmasınlar, bu milletin 1000 yıllık devlet geleneği var! Biz bu toprakları sokakta bulmadık! Ben bu toprak ve arsa işlerinden iyi anlarım bak! Yani öyle monşerlikten gelme, hukukçuymuş da hâkimmiş de bilmem kim, önüne anayasa kitapçığı atılınca ekonomik kriz çıkmış da falan filan! Geçiniz o işleri, onlar dünde kaldı! Yeni Türkiye’de artık piyasaları bilen, ekonomist bir başkan var. Ne demiş atalarımız, at binenin, kılıç kimin? Kuşananın! Ha, ata binmek tabi mecazi anlamda – yoksa şimdi birkaç terörist çıkıp bu fakirin huysuz beygirden paldır küldür kafası üstü düştüğü videoyu bulup çıkartır, terör şebekeleri vasıtasıyla, efendim ne yapar, o fahiş internet siteleri var ya! Hah. O siteler üzerinden bizi küçük düşürmek için cümle âleme gösterir dururlar. Ne yapmıyoruz? Bu tuzaklara düşmüyoruz!

İhtiraken soğan ticareti yapanlar hakkında yeni bir kararname çıkartıyorum. O kararnamede, soğanın birim gramaj fiyatının devlet eliyle tayin edilmesi, artık tabii muamele olacak. Yani rekolteye bakılmaksızın, arza ve talebe bakılmaksızın, göz yaşartıcı etkisine veya kısırlık mı yemeklik mi olduğuna bakılmaksızın, mesela sınaî mi yoksa hane tüketimi mi olduğuna bakılmaksızın, soğanın bir birim fiyatlandırmasını yapacağız. Soğana aynı zamanda tıpkı yeni Türk lirasında olduğu gibi, bir sembol, bir logo ittihaz edeceğiz. Soğan ucuz olacak. Soğan ucuz oldu mu, ne olacak? Enflasyon düşecek.

Bakın bu enflasyon, şişirme enflasyondur!

Bu balondur. Bunu Wall Street veya NAH-Dak mı Nasdaq mı nedir, oralardan, Batı’dan bize şey ettiklerine dair elimizde ciddi istihbari raporlar var. Bu işlerin zamanlaması da son derece manidar! Tam yeni havaalanını hizmete açıyoruz, nedir, dünyanın en büyük havaalanıdır, hemen ne yapıyorlar, karşımıza soğanla çıkıyorlar! Dolar ve soğan. İki ana nazar-ı ehemmiyet maddesi. Bakın, siz bunları belki fark etmiyorsunuzdur, ama ben fark ediyorum. Depolarda ne yaptık? Hepsine el koyduk! İnlerine girdik hepsinin. Osman Kavala’nın da, Selahattin Demirtaş’ın da, Ahmet Altan’ın da, 15 Temmuz’u tanzim ve tertip edenlerin de Kandil’deki yemekhanenin de ortak noktası nedir biliyor musunuz? Birincisi, ankesörlü sabit hatlardan arama yapmışlar. İkincisi, evlerinde soğan var! Yahu, insafınız kurusun be, bu tesadüf olabilir mi? O rahip var ya rahip, Brunson denilen, onun evinden de kasayla soğan çıktı. Bu minvalde, bizim elhamdülillah istihbaratımız emin ellerdedir. İcabında hiç soğan ne yapmaz, yemez, bu şer odaklarının tümünü derdest edene kadar dişimizi sıkarız! Sıkar mıyız? Hay yaşayın be!

Soğan gaz yapar, bunu ben söylemiyorum!

Bakınız, biz yerliyiz. Biz milliyiz. Biz neyiz? Milli iradeyiz! Soğan gaz yapar. Bunu ben söylemiyorum. Kim söylüyor? Bizim hanım dinlemiş geçenlerde. Canan Karataş söylüyor. Başka kim söylüyor? Kızım çok sever bak bu çocuğu: Jamie Oliver söylüyor. Şimdi inandınız değil mi? Bakın, benim Canan Karatay’ım o İngiliz aşçı yamağından çok daha nedir, bilgilidir. Hanımın da nesi var? Tecrübesi. Soğan da yemeyiverin diyorum. Hem değişikliklere açık olun. Bakın ejder meyvesi var, avokado var, Brüksel lahanası var, var oğlu var. Biz kararımızı verdik, ülke ekonomisini çökerten kuru soğana karşı harekete geçtik, lobilerini ne yaptık, dize getirdik, getirmeye devam etmeye de kararlıyız! Yapılan baskınlarda daha ziyade göz yaşartıcı nitelikte soğan çıkması da mı tesadüf? Saftır bunu söyleyen. Hayatlarında iki koyun gütmemiş adamlara inanmayın. Bakın memlekette ilk nüfus sayımından sonra, bu soğan sayımı mühim bir hadisedir. Bir gelişmişlik, inkişaf ve kalkınma tezahürüdür. Bu bir ilktir. Bir adeta nedir, devrimdir devrim!

Bu topraklarda bir haftada şapka giyen, bir yılda, bin yıldır o yazıyı kullanan Latin’lerden daha iyi el yazısı yazmayı öğrenen, beş dakikada arşından metrik sisteme geçen, bir günde ışık hızıyla kadınlarını erkeklerle eşitleyebilmeyi başaran (ki ben bunu tasvip etmiyorum, hem fıtrata uygun değil, hem de kadınlarla erkekleri neden 100 metre yarışında beraber yarıştırtmıyorlar, bunu geçen danışmanım söyledi de, gözümden yaş geldi, o derece etkilendim!) bu millet, icabında tüm yemeklerini soğandan safileştirir, soğansız kebap, soğansız dolma, soğansız kavurma, soğansız kuru fasulye bile yapar! Biz bu milletin ferasetine güvenmesek bu yola çıkmazdık. Bizi buralara ne yapan, getiren, bu millettir. Ben bu milletin her bir ferdinin, bu gözünü nefret bürümüş haşhaşi paralel soğan yapılanması karşısında tıpkı diğer soğandan meselelerdeki gibi, dimdik bizim yanımızda duracağına eminim. Çünkü bu millet ne yapar? Yerli ve milli iradeyi sever.

Bir noktayı da ilave etmeden geçmek istemiyorum – bakın metnin dışına çıkıyorum: Osmanlı neden Osmanlıydı biliyor musunuz? Bakın bunu kitaplar yazmaz. Yazsa da bunu ya ben okumamışımdır, ya da okuduysam özetini okumuşumdur, o da özette olmaz zaten. Dediğim, bu benim kendi fikrimin ince gülüdür: Osmanlı’nın 600 yıl bir büyük cihanşümul devlet oluşunda, soğan sektörünü zaptı-rapt altına almış olmasının nesi büyüktür? Etkisi büyüktür! Sevgili vatandaşlarım. Ne olacağız, iri olacağız, diri olacağız. Bizi bu yoldan geri çevirmeye çalışan dış güçlerin neresinde olacağız? Hayır, eskiden eş başkanı oluyorduk, şimdi karşısında olcağız. Siz benim dediklerimi yapın, gerisini bana bırakın. Sizde bu kafa varken, iyi ki ben varım zaten. Yoksa zinhar sizi ne yaparlardı? Hafazanallah soyup soğana çevirirlerdi. Hay Allah, bir gülme geldi. Bu son cümleyi kessek, üzerine yeniden montajlasak olur mu? Hayır, önceki konuşulanların etkisi şey olmasın!”

Metin böyle. Ne diyelim, ülkenin ekonomisi için bugün soğandır, yarın patlıcan, öbür gün domates ya da biber. Arada dombra müziği veya alalım düşmandan eski yerleri türevi bir mehter marşı eşliğinde, baş parmağınızı avucunuzun içine sabitleyin be dört parmağınızı birleştirin, sonra kolunuzu havaya kaldırın. Olmadı, yine başparmağınızı orta ve yüzük parmaklarınızla tam ortandan birleştirin ve işaret ve serçe parmaklarınızı yukarı kaldırın, sonra kolunuzu 45 derece havada tutun. Sonra kendinize şu soruyu sorun: hiç bunca devlet düşmanı vatan haininin evinden bunca soğan çıkması tesadüf olabilir mi? Yarınlarınız da en az bugünleriniz kadar güzel olsun! (Dombrayı ver! Ver-ver-ver!)

1 YORUM

  1. Tam midemize gore yaratilan hayatimizin devamini saglayan tum gidalarin oldugu gibi soganinda yaraticisi insana rizk ( hayatin devami icin gerekli hersey) teminati vermis insanlarin tekellestirip bazilarina hayati dar etmemesi icin gidayi curuyebilir yapmis ve monopollesmeyi onlemistir cunku yarattigi insan baskasinin sirtindan gecinmeye calisacagini bildiginden gida urunleri curuyebilir oldugundan bayatladigindan hemen satilamaya calisilacak dinamikde yaratmistir bekledikce degeri duser zarar eder insanlarin bu yuzden gida stokculugu tabiati itibari ile neredeyse mumkun olmayan bir seydir mantiksizdir . Perakende stok yonetiminde kategoriler olusturulurken ilk kategori food nonfood yarimidir bu sayede satis netoduda ayrilir. Bu yuzden gida stokculugunu zaten yaratici otomatikman mumkun olmayan bir rotaya sokmustur. Cenabi hakkin konumuna goz diken erdogan hukumetinin bu icraatleri gostermelik sahte ise yaramaz ancak dusunemeyenleri aldatmaya yonelik bir seydir. Dalaga gecilmesi ise hala anlayamayanlara espri ile anlatma yontemidir. Uyan Turk milleti aldatilan sensin

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin