ADEM YAVUZ ARSLAN | YORUM
Türkiye, Habertürk Genel Yayın Yönetmeni ve Erdoğan rejiminin “prenslerinden” Mehmet Akif Ersoy’un etrafında şekillenen skandalla yatıp kalkarken, ABD’de de gündem benzer bir dosyayla meşgul: Epstein skandalı. İlk bakışta her iki olay da “zengin ve güçlü insanların gayri ahlaki ilişkileri” olarak sunuluyor. Ancak biraz durup bakıldığında, meselenin çok daha ‘derin’ olduğu görülüyor. Özellikle ABD ayağında.
Bu tür skandalların ortak bir özelliği var: Üzerlerinde kalın bir sis perdesi bulunur ve bu perde kolay kolay dağılmaz. Ne yazık ki hem Türkiye’de hem de ABD’de bu sis, şimdilik dağılacak gibi durmuyor. Peki bu dosya neden bu kadar önemli ve bize ne anlatıyor?
Jeffrey Epstein dosyası sıradan bir “cinsel istismar” davası değil. Bu dosya, küresel ölçekte gücün, dokunulmazlığın ve cezasızlığın nasıl işlediğini gösteren nadir örneklerden biri. Son günlerde açıklanan belgeler ABD kamuoyunda büyük bir “ifşa” beklentisi yarattı. Ancak ana akım medyada yapılan analizler, bu beklentinin neden karşılanmadığını da net biçimde ortaya koyuyor. Ortaya çıkan tablo açık: Açıklananlar çok şey söylüyor; ancak asıl hikâye hâlâ açıklanmayanlarda gizli.
Epstein kimdi ve neden korundu?
Resmî kayıtlara göre Epstein bir finansçıydı. Ancak milyarlarca dolarlık servetinin kaynağı hiçbir zaman netleşmedi. Onu sıradan bir suçludan ayıran şey, kimlerle temas halinde olduğu ve hangi çevrelere rahatça girebildiğiydi. Yıllar boyunca üst düzey siyasetçilerle, akademinin etkili isimleriyle, finans ve iş dünyasının elitleriyle, hatta kraliyet ailesi mensuplarıyla yakın ilişkiler kurdu. Bu ilişki ağı, reşit olmayan çocukların sistematik istismarı iddialarıyla birleşince dosya küresel bir skandala dönüştü. İsrail istihbaratıyla ilişkileri ise yıllar boyunca spekülasyon konusu oldu.

2008: Dosyanın ilk kırılma noktası
Epstein dosyasındaki ilk büyük kırılma 2008 yılında yaşandı. Epstein, savcılıkla yaptığı olağanüstü bir anlaşmayla, çok sayıda ağır iddiaya rağmen son derece hafif bir ceza aldı. Daha da vahimi, bu anlaşmanın mağdurlardan gizlenmiş olmasıydı. Yıllar sonra ortaya çıktığında ABD kamuoyunda büyük bir öfke patlaması oldu.
O günden beri aynı soru soruluyor: Bu kadar ağır iddialara rağmen Epstein nasıl korundu? Görünmeyen eller kimlerdi?
Epstein 2019’da yeniden tutuklandı. Ancak duruşmaya çıkamadan, New York’taki yüksek güvenlikli bir cezaevinde “intihar ettiği” açıklandı. Kameraların çalışmadığı, gardiyanların görev başında olmadığı ve protokollerin ihlal edildiği bir ortamda gerçekleşen bu ölüm, hâlâ büyük bir soru işareti. Epstein’ın ölümüyle birlikte potansiyel tanıklıklar, yeni ifşalar ve daha üst düzey bağlantılar da adeta mezara gömülmüş oldu.
Açıklanan belgeler ne anlatıyor?
Son günlerde açıklanan belgeler; mahkeme kayıtları, tanık ifadeleri, uçuş logları ve daha önce mühürlü kalmış dokümanlardan oluşuyor. Ancak ABD kamuoyunda ciddi bir hayal kırıklığı hâkim.
Çünkü belgelerin büyük bölümü, zaten bilinen bilgilerin resmiyete dökülmüş hâli. “Yeni” olan şey, bazı isimlerin ilk kez resmî kayıtlarda yer alması. Bir ismin belgelerde geçmesi ise otomatik olarak suçlu olduğu anlamına gelmiyor. Belgeler bir “suçlular listesi” sunmuyor; daha çok Epstein’ın nasıl geniş ve güçlü bir ilişki ağı içinde hareket edebildiğini gösteriyor.

Kamuoyundaki en büyük beklenti, “Kimler bu işin içindeydi?” sorusuna net bir yanıt alınmasıydı. Ancak belgeler bu beklentiyi karşılamaktan uzak. Bunun birkaç nedeni var: Belgeler ağır şekilde karartılmış durumda; öyle ki bazı sayfalar tamamen sansürlenmiş hâlde. Aralarında Başkan Trump’ın da adının geçtiği bazı belgeler kısa süreliğine yayımlanıp geri çekildi. Aylardır belgelerin peşinde olan medya ve siyaset dünyası ise hem tepkili hem de ısrarlı.
Aynı hikâye, farklı ülke
Epstein dosyası Türkiye açısından da yabancı değil. Çünkü burada da benzer bir düzen işliyor. Güçlü isimler söz konusu olduğunda hukuk geri çekiliyor; dosyalar ya kapatılıyor ya da başka yerlere sürülüyor. Türkiye’de “ahlak”, “aile değerleri” ve “itibar” kavramları muhaliflere karşı bir sopa olarak kullanılırken, iktidar çevresindeki isimler aynı başlıklarda mutlak bir dokunulmazlığa sahip oluyor.
Mehmet Akif Ersoy etrafında yaşanan tartışmalar da meselenin bireysel bir ahlak sorunu olmadığını gösteriyor. Asıl mesele, kimlerin soruşturulabilir, kimlerin korunur olduğu. ABD’de Epstein dosyası sistemi test ediyorsa, Türkiye’de de benzer skandallar rejimin gerçek karakterini ele veriyor. İki ülkede de tablo aynı: Skandalın kendisi değil, sistemin kimi koruduğu belirleyici.
Asıl sorun: Neler açıklanmadı?
Trump yönetiminin belgelerin açıklanması konusundaki isteksizliği biliniyor. Bu noktada Epstein dosyası, yalnızca adli bir dosya olmaktan çıkıp ABD sisteminin kendisinin yargılandığı bir dosyaya dönüşmüş durumda.
Yasa, belgelerin tek seferde açıklanmasını gerektirdiği hâlde Adalet Bakanlığı bunları parça parça, fazlar hâlinde yayımlıyor. Bu nedenle ortada tek başına ve bütüncül bir “Epstein Dosyası” yok. Belgeler yayımlanmaya devam edecek; her faz yüzlerce sayfa içeriyor. Dolayısıyla gazeteciler, resmin tamamını görmeden nihai bir tablo çizemiyor.
Bir başka ifadeyle ortada büyük bir yapboz var; ancak kutunun kapağı hâlâ mühürlü. Bu durum doğal olarak komplo teorilerini de besliyor. Epstein dosyası, dünyanın her yerinde “elit suçların yıllarca örtbas edilebildiği” tezini güçlendiriyor. Bir bakıma Epstein, “küresel elit dokunulmazlığının” simgesine dönüşmüş durumda.
Hâlâ yanıt bekleyen sorular ise ortada: Epstein tek başına mıydı? Bu ağı koruyan siyasi ya da bürokratik mekanizmalar var mıydı? Bazı isimler neden tamamen dosya dışında bırakıldı? “Ulusal güvenlik” gerekçesiyle saklanan bilgiler neyi içeriyor? Bugün ortada büyük bir yapboz var ama kutunun kapağı hâlâ kapalı.
Bu dosya neden kapanmaz?
Binlerce sayfalık Epstein dosyasının kapağı aralandı; ancak hâlâ alınacak çok yol var. Epstein meselesi, bir kişinin bireysel sapkınlıklarından ibaret değil. Bu dosya; güç sahiplerinin nasıl korunduğunu, hukukun nerede durduğunu ve kamuoyunun gerçeğin ne kadarını görebildiğini test eden bir sistem sınavına dönüşmüş durumda.
Bugün itibarıyla Epstein hakkında pek çok şey biliniyor. Ama asıl soru hâlâ cevapsız: Epstein’ı kimler, neden ve ne zamana kadar korudu? Bu soru yanıtlanmadığı sürece Epstein dosyası kapanmayacak. Muhtemelen de açıklananlardan çok, açıklanmayanlar yüzünden hatırlanacak.
