Siyasal İslamcıların onulmaz Bediüzzaman düşmanlığı [SEFER CAN]

AK Parti mevzilerinde Said-i Nursi’yi hedef alan top atışları başladı. Partinin önde gelenlerinden Ayşe Böhürler Twitter’da “Bediüzzaman Said-i Kürdinin Abdülhamit’i tehdidi / Darbeciliğin sivil tarihinde kritik dönemeç 1909 iyi bilinmeli” anonsuyla bir yazı paylaştı. Ana fikir “Fethullah Gülen’in üstadı da darbeciydi; hem de Ulu Hakan Abdülhamit’i devirmişti.” şeklindeydi. A Haber’in kadrolu tarihçisi Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil de “Dün Said’i Nursi, bugün Fethullah” cümlesiyle aynı değirmene su taşıdı.
31 Martçılar meşrutiyete karşı yani Abdülhamitçi/gerici olmakla suçlayıp yargıladı. İslamcılar ise Said Nursi’yi Abdülhamit’i yıkan çetenin başı olmakla itham ediyor. Anlaşılıyor ki şuuraltındaki Bediüzzaman düşmanlığını daha fazla frenleyemeyecekler. Belki de yeni bir dönemin eşiğindeyiz.
NURCULARLA İSLAMCILARIN YALANCI BAHARI
Hizmet Hareketi’ni yalnızlaştırmak için Erdoğan ve Ak Parti diğer Nur cemaatlerine geçici bir süre gülücükler gönderdi. Ama iki hareketi yakından tanıyanlar bunun sahte ve konjonktürel bir bahar olduğunu biliyordu. Zira siyasal İslamcılar ile Bediüzzaman temelden ayrışıyordu. Bediüzzaman, eski Said döneminde denediği siyaset yoluyla hizmetin çıkmaz sokak olduğunu düşünüyordu. “Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım” diyecek kadar ileri şeyler söylüyordu. Siyasetin kendi taraftarı olan şeytanı melek, karşısındaki meleği şeytan gösterdiğini belirterek görüşünü savunuyordu. Siyaset yolundan gidenlerin devleti ürkütüp Müslümanları hedef haline getirdiği kanaatindeydi. Ayrıca İslam’ı anlatmak istediği hedef kitlenin de siyasi amaçlardan ürküp tebliğe kapanacağını öne sürüyordu. Ona göre kendi yolu bir nurdu, siyaset ise topuzdu. Topuz ise iki açıdan da endişe verici bulunuyor ve İslam’a hizmete engel oluyordu.
Sonradan siyasete ehveni şer olarak yaklaşan bazı Nur cemaatleri de Milli Görüş hareketiyle araya mesafe koyup Demirel ve çizgisindeki partilere destek verdi.
İSLAMCILAR NURSİ’YE NEDEN ÖFKELİ
Siyasal İslamcılar ise toplumu dönüştürmenin (İslamlaştırmanın) yegane yolunun devleti ele geçirmek olduğu iddiasındaydı. Doğal olarak bu da siyasetle mümkün olabilirdi. Onlar siyaseti, amaca götüren bir anlamda kutsal bir araç olarak görüyordu. Haliyle siyaseti şeytanla eşitleyen Bediüzzaman’a iyi gözle bakmıyorlardı. Bunu basit bir içtihat farkı olarak da değerlendirmiyorlardı. Bazılarına göre Said Nursi, tağut zulmüne boyun eğmiş bir korkaktı. Daha ileri gidenler ise onu Müslümanları pasifleştirmekle görevli bir işbirlikçi olarak niteliyordu. Kolay yoldan İslam devrimi yapmak varken; kitleleri sadece kitap okumak ve hayatlarıyla örnek olmakla sınırlı bir hareket tarzına ikna eden adama ateş püskürüyorlardı. Hele İran Devriminden sonra bu öfke iyice arttı. İran’daki dönüşümün kendi tezlerini doğruladığına inanıyorlardı. (Şimdiki İran ve Türkiye ise Nursi’nin haklı olduğunu gösteriyor.) Bazı nurcuların Milli Görüş yerine Demirel’i desteklemesi de kolay unutulmayacak bir ‘ihanet’ biçiminde kayıtlara girdi ve İslamcıların ‘intikamı alınacaklar’ listesinde duruyor.
BİR ANDA ‘KÜRDİ’ OLUVERDİ!
Sözün özü bu kadar kadim bir ayrışmanın, iktidar nimetlerini paylaşma hatırına unutulması kolay değil. İslamcılar, galibiyetlerini onlarca yıl cedelleştikleri Nurcularla paylaşmanın iyi bir fikir olduğunu düşünmüyor. Ayşe Böhürler’in “Said’i Kürdi, Abdülhamit’i deviren cuntanın başıydı” anlamına gelen yazıyı paylaşması tesadüf değil. Hem diğer ‘kötü’ Kürt vurgusu hem de İslamcıların neredeyse referans verdiği tek padişaha düşman gösterilmesi önemli işaretler. Nurcular için de tasfiye süreci başlıyor diyebiliriz.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin