Sen bilirsin Türkiye!..

Her türlü ahlaki ve insani değerden yoksun azgın mı azgın bir güruhun hırs ve hevesleri peşinde şuursuzca sürüklenen Türkiye nihayet tarihi bir kırılma noktasına vardı. Pazar günü yapılacak oylamadan şayet ‘evet’ oyu fazla çıkarsa ya da ‘el çabukluğu marifet’ çıkmış gibi gösterilirse 17 devlet kurmakla övünen Türkler kendi elleriyle 17. devletlerini de tarihe gömmüş olacak.

Böylece gıcırdayarak da olsa şöyle böyle işleyen yarım yamalak demokrasinin tabutuna son paslı çiviler de çakılacak. Yerini arsızların, hırsızların, despotların, ahlak yoksunu mürai dinbazların iyice hükümferma olacağı fiili dikta rejiminin alması resmen tescillenmiş olacak. Tarihin bu kavşak noktasına ramak kalmışken ve henüz iş işten geçmemişken tarihe ve insanlığa olan sorumluluğumuzun gereği olan son vazifelerimizi yapıp son uyarılarımızı yapmak boynumuzun borcu olsun. Lütfen bu yazıyı o son vazifenin kırık dökük bir ifası olarak görün.

On sekiz maddelik anayasa değişikliği konusunda haftalardır konuşuluyor. Ama Anayasa değişikliğinin teknik analizini yaparak insanları iknaya çabalamak kadar aptalca bir şey olamaz kanaatindeyim. Ne kimse kimseyi aldatsın, ne de ahmak yerine koysun. Neticede destekleyen de karşı çıkan da çok iyi biliyor ki, gırtlağına kadar suça batmış Erdoğan ve devasa bir çeteye dönüştürdüğü çevresindekiler her türlü baskının ayyuka çıktığı, özgür tartışma imkanının olmadığı bir ortamda dayatılan değişikliklerle hesap vermeyecekleri bir dikta rejimi kurmak istiyor.

Biz yine de son bir umutla konuya dair son sözlerimizi söyleyip Halil Cibran’ın “Ey kavmim” şiirindeki gibi insanların körelmiş vicdanına son bir kez daha hitap edelim. Sonra da “Sen bilirsin Türkiye!” deyip neler olup biteceğini bekleyip hep birlikte görelim…

Ey Türkiye, sen ki vicdanını bile dinlemedin beni mi dinleyeceksin. Dönüp de şöyle göz ucuyla bile bakmazsın yazıp çizeceklerime. Bilirim ki üzülüp acımazsın zaten bilekleri kelepçeli, gözleri yaşlı, umutları kırık en güzel çocuklarının ahvaline. Şu hoyrat halinle belki sen Lut kavminden bile betersin. Ama bilesin ki günah dolu yasak hazlardan olmayacak mahvın. Umarsız gözlerinin önünde acı üzerine acı sardı ülkenin her yanını da yürek parçalayan bu acılara aymazsın. Mürai dinbazlara uyup çok uzaklara türlü ağıtlar yakarsın da yanı başındakilerin, kendi kanındakilerin kulak parçalayan feryatlarını duymaz kulakların. Duymaz kulakların kendi evlatlarının ağıdını. Peşine düştüğün dinbaz haramiler, bir koyun sürüsünden çalar gibi çalar da evlatlarını, sen bir koyun sürüsü gibi bön bön bakarsın gözünün önünde çalınanlarına. Allah’a yakarır gibi yapar ama firavunların firavunu Erdoğan’a taparsın. Bir mucizeyle Hz. Musa yeniden gelip Kızıldenizi açsa önünde, Firavun’a âşık sen o denizden bile geçmezsin.

Ey Türkiye, sen ki vicdanını bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Korkarsın kendinden olmayan herkesten. Düşmansın kendinden olmayan herkese. Ve sen ölesiye korkarsın elindekileri yitirmekten. Onurunu, gururunu, izzetini, benliğini birkaç pula satıp hazların en çirkinlerini alırsın sana layık görülen sahte cennetten. Hazreti İbrahim olsan Allah katından gönderilen kurbanı bile pazarda satarsın. Hazreti İsa’yı gözünün önünde çarmıha gerseler, sırtını döner, Erdoğan neye ağlamanı isterse timsah gözyaşlarıyla ona ağlarsın sen. Gündüzleri uluorta din iman satar, kıyıda tenhada sakalını sıvazlayıp haram zıkkımlanırsın. Kalabalıkların önünde namus timsali kesilir masum Maria Magdalena’yı ‘fahişe’ iftirasıyla taşlar, geceleri arsızca koynuna girmeye çabalarsın. Kuran’ı, İslam’ı ihtiraslarına meze yapıp, Hazreti Davud’a üzülür gibi yapıp Golyat’ın sırtını sıvazlarsın.

Ey Türkiye, sen ki vicdanının kısık sesini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Dönüp de şöyle göz ucuyla bile bakmazsın alkışlarının eşliğinde tek tek yere düşürülenlere. Üstelik Lut kavmi kadar bile değilsin ki hazdan olsun mahvın. Kaldı ki sen kendi günahlarına bile yabancısın. Dilinden dini, imanı, “başörtülü bacım”ı düşürmezsin müraice ama zindanlardaki çiçeği burnunda annelerin, beli bükülmüş yazmalı ninelerin kederle solan tenlerini hiç umursamazsın. Her kuytulukta bir çocuğun vurulur, zulüm her gün bir beşikten diğerine erişir de hiç aldırmazsın.

En aşağılık zulümlere ortak olursun ama dileneceksen yine kendine merhamet dilenirsin. Haksızlıklar karşısında dilsiz şeytanlığa soyunup, sonra mağdur rolüne bürünür bir de şefkat beklersin. Makarna kömür kesmez olur üstüne para ziftlenirsin. Ve şevk alırsın kendi gibilerinden. Utancı belki bilir, belki bilmezsin ama nedense hiç utanmazsın. Camide, mescitte, tekkede, Mekke’de Allah’a inanır gibi kendini yerden yere atar ama firavunların firavunu Erdoğan’a taparsın. Bütün o güzelim seslerin arasından meftunu olduğun onun nefret kusan sesini dinlersin sen.

Ey Türkiye, sen ki vicdanını bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Sana dokunmayan yılana yahşi çeker, sana yapılmayan işkenceye alkış tutarsın. Tenine değmeyen hiçbir acıyı duymazsın. Yaralı parmağa işemez, örümcek olsan Hazreti Muhammed’in saklandığı mağaraya bile ağ örmezsin. Her koyunun kendi bacağından asılacağından bihabermiş gibi felaketin olacağını bile bile peşine takıldığın sürünün sürüklediği yere gidersin. Hazreti Hüseyin’in kellesini vuranı alkışlamakla kalsan yine iyi, Kerbela’nın mirasından kendine pay bile istersin. Kızmak, kınamak şöyle dursun, Yezid’e öylesine ustaca yaltaklanırsın ki yüzün bile kızarmaz. Hazreti Ömer’i, Hz. Ali’yi hançerleyen bir el de sen olursun.

Ey Türkiye, sen ki vicdanını bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin. Bodrumlarda aylarca can çekişen yavrularına, cansız bedeni sokak ortasında günlerce yatan analarına, cesetleri buzdolabında saklanan bebelerine dönüp de bakmazsın. Lut kavminden de betersin ama bilesin ki hazdan olmayacak mahvın. Bin yıllık şehirlerinde taş üstüne taş bırakılmazken taş kesilen yüreğin gibi sen de taş kesilirsin de kendine bile ağlayamazsın. Sen ki, komşun, dostun, kendi çocuğun en aşağılık zulümler altında inlerken harami zalimleri alkışlamaktan bile haya etmezsin, Musa önünde Kızıldeniz’i açsa o denizden bile geçemezsin. Allah’a inanır gibi yapar ama firavunların firavunu Erdoğan’a taparsın. Sen ki, yılışık yılışık gülerek “sen haklısın ey masum, ama karnımızı Erdoğan doyuruyor” diyecek kadarsın.

Ey Türkiye, sen ki vicdanını bile dinlemedin beni mi dinleyeceksin.  

Pazar günü önüne konulacak yalandan sandık öncesi ben diyeceğimi dedim ama yine de sen bilirsin… Sen bilirsin Türkiye!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin