Savunmaya 11 Eylül saldırısı

YORUM | NEVİN ERDEM

Türkiye 11 Eylül sabahına yeni bir saldırı haberiyle uyandı.

Avukatlık mesleğine saldırıldı! Hem de öyle böyle bir saldırı değil! Onlarca silahlı polis, 50 civarında avukatın evlerine sabaha karşı 05:00 civarında baskın yaptı.

Saldırı, ‘FETÖ’nün avukatlık yapılanmasına operasyon, diye medyaya duyuruldu. Malum, böyle denildiğinde akan sular duruyor, her hukuksuzluğun kapısı açılıyor.

Gazetecilerin baskın anında, baskın mahallinde olmasını sağlayacak şekilde gizli (!) yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan avukatların sorgularındaki sorular bir süre sonra ortaya çıktı.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Ceza yargılamasının en önemli aşamalarından olan sorgulama bir sanattır. Bana sorularını söyle sana soruşturmanın amacını söyleyeyim, diyebilirsiniz.

Azılı bir seri katili suçüstü yakalarcasına yapılan baskınlarla gözaltına alınan avukatlara yönelik sorular şunlar:

  • Avukatlık stajınızı ne zaman, nerede, hangi avukatlık bürosunda yaptınız?
  • Bu zamana kadar ne tür davalarda avukatlık yaptınız?
  • Bu zamana kadar kaç dosyada avukat oldunuz? Avukat olduğunuz dosyaların kaç tanesi FETÖ ile ilgilidir?
  • Müvekkillerinizle sözleşme yapıyor musunuz?
  • Vekil olduğunuz davalarda müvekkilleriniz size nasıl ulaşmaktadır?
  • Vekil olduğunuz dosyalarda aldığınız belirli bir ücret var mıdır? Ücreti neye göre belirliyorsunuz?
  • Müvekkilinizin ifadesini neden değiştirmek istiyorsunuz?

Tamam burada duralım; devam etmeyelim! Zira bu kadar soru, soruşturmanın amacını ortaya koymak için yeterli: Amaç, Türkiye’de avukatlık mesleğini, savunmayı ortadan kaldırmak!

Sorular, sanki bir ortaokul öğrencisinin avukatlık mesleğini tanımak için bir avukatla yapacağı mülakat için hazırladığı sorular gibi.

Ciddi bir soruşturmada bir avukata bu sorular sorulamaz. Ne BM Havana Kuralları ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ne de Anayasa, bu soruların sorulmasına izin verir.

Avukat ile müvekkili özdeşleştiremezsiniz!

Avukat ile müvekkil arasında ulusal ve uluslararası düzenlemelerle korunan çok özel bir ilişki vardır. Bir savcı olarak keyfinize göre müdahale edebileceğiniz bir ilişki değildir bu!

Bir savcı, hukukun üstünlüğüne yürekten inanmış bir hâkime duruşmada, avukatlara bu soruları sorarak iddianame hazırladığını söylese, inanın bana, hâkim ya dosyayı yüzüne fırlatarak savcıyı duruşma salonundan kovar ya da cübbesini atıp kendisi salonu terk eder.

Bu soruları cevaplandırması için bir gece yarısı evinin onlarca polis tarafından basılabileceği ihtimalini gören bir avukat, nasıl özgür bir şekilde müvekkilinin davasını alabilir ve savunmasını hazırlamasına yardımcı olabilir?

Ankara Başsavcılığı tarafından başlatılan bu soruşturmadan sonra, artık her avukatın bir dosyayı almadan önce, Ankara Başsavcısı’nı arayıp, izin alması gerekir. Hani şu memur maaşıyla geceliği 10 bin TL’lik otellere helikopterle tatile gitmesiyle ünlü savcı Yüksel Kocaman’dan… Aksi halde gece evlerinde nasıl rahat uyuyabilirler?

Gözaltına alınan avukatlar 11 Eylül’den bu yana gözaltında.

Avukatlar gözaltında kalmaya devam ederken, avukatların haklarını korumakla görevli Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, avukatlara gözaltı talimatını veren Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Yüksel Kocaman’ın nikah töreninde şahitlik yapıyor. Şaşırmayalım artık, Türkiye burası!

Sevindirici olan şu ki, iktidar kayığına binen Feyzioğlu’nun aksine birçok il barosu, avukatların gözaltına alınmasına tepki göstererek, açıklama yaptı.

Peki avukatın müvekkiliyle özdeşleştirilmesi suretiyle avukatlık mesleğini yok etmeye yönelik bu saldırının nedeni ne?

Mutlak güce sahip olma duygusundan kaynaklanan tatminsizlik ve tahammülsüzlük!

İktidar yaptığı hukuksuzluklardan bir türlü tatmin olamıyor; gözünü tırmalayan en küçük aykırılığa tahammül edemiyor. 

15.000 hâkim ve savcının 5.000’inin bir çırpıda ihracından sonra hâkim ve savcılar adeta birer ‘emir eri’ oluveriyor; ama, tatmin etmiyor.

Milletvekili, gazeteci, akademisyen, hâkim, savcı, insan hakları savunucusu, asker ve polis gibi yüzbinlerce insan hakkında siyasi saiklerle soruşturmalar açılıyor, acımasızca ve hukuksuzca çok ağır cezalar veriliyor; ama, yetmiyor. 

Yolsuzlukların ayyuka çıkmasına, Uluslararası Şeffaflık Örgütü tarafından açıklanan yolsuzluk algısı endeksinde Türkiye’nin 91’inci sıraya kadar gerilemesine rağmen, savcıların yıllardır en küçük bir yolsuzluk soruşturması yap(a)mamış olması, bilakis en küçük eleştiriyi suç sayarak sadece 2019 yılında 36 bin 66 kişi hakkında ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ten soruşturma açmaları, hâkimlerin de 2 bin 633 kişiye hapis cezası vermiş olması yetmiyor.

Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde garanti altına alınmış olmasına rağmen, avukatın müvekkiliyle savunma hazırlığı yapmasını, suçlamaların tutarsızlığını, delillerin uydurukluğunu ortaya koymalarını, sanığın duruşmaya hazırlıklı çıkmasını kaldıramıyorlar.

Önceden verilmiş kararları ilan için göstermelik duruşmalar yapılmasına rağmen, avukatların o duruşmalarda yapılan hukuksuzlukları kayıtlara geçirmelerine dahi katlanamıyorlar.

Hukuksuzluk hastalıktır. Tedavi şart!

Ne 8 aylık hamile bir avukatın ne de 25 günlük bebeği olan bir kadın avukatın evini gece 5.15’de silahlı, tam teçhizatlı onlarca polisle basmak sizi tatmin etmez.

Binlerce motor gücünde bir arabanın direksiyonundasınız. Frenleri kaldırıp atmışsınız. Hızdan da zevk alıyorsunuz. Hızlandıkça felaketinize biraz daha yaklaşırsınız.

Kabul etmiyorsunuz ama tedavi şart! Yoksa sizinle birlikte arabadaki herkes, dönülmez akşamın ufkunda, hızla felakete doğru yol alıyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin