Satürn olup çocuklarını yemek

YORUM | HAKAN ZAFER

Gücü elde tutabilmek aşkına vahşetin meşrulaştırılması, en eski yorumlama becerilerinden maalesef.

Mitolojide Satürn’e, çocuklarından birinin onu tahtından edeceğine dair kehanet haberi getirilir. Gücünü kaybetmek istemediği için ne zaman bir çocuğu olsa doğar doğmaz onu yer.

***

Bizim topraklarda ürettiğimiz her türlü ideoloji veya hareket, Satürn gibi tehdit gördüklerini ayıklarken evlatlarından başlıyor. İlla kıyacaksa, en önce kendi evlatlarına kıyıyor.

Çocuklarının ölümü ile bekasını sağlamaya adanmış devlet ideolojisi, kardeşin kanıyla sulanmış tahtlar ve minik mezarlı türbeler, kürsüler, postlar, sumen gerisi koltuklar, başköşeler, mikrofon önleri, protokoller… Her şey, bulunduğu yerde daimî kalma arzusu üzerine kurgulanıyor.

***

Yaşı, mahkeme kararıyla büyütülüp asılan Erdal’dan,

Kurban eti dağıtırken linç edilen Yasin’den,

Kanser tedavisi için son çaba yurt dışına çıkmaya çalışırken hava alanından çevrilen ve kısa süre sonra vefat eden Furkan’dan,

Halâ üzerindeki karanlık perdenin kalkmadığı 15 Temmuz günü son nefesini veren 15’lik Halil İbrahim’den,

Aynı gece, neden orada olduğunu bilmediği halde köprüde başı koparılan askeri okul öğrencisi Murat’tan,

Acılı annesini yuhalatacak kadar vicdansız bir hırsa kurban giden Berkin’den,

Elazığ’da esir tutulan babasını ziyarete Kocaeli’nden otobüsle gelip, iner inmez baba özlemiyle yola atlayıp ezilerek can veren minik Betül Seda’dan,

Cizre’de evine isabet eden mühimmatla günah nedir bilmeyen ruhunu teslim eden, annesinin “ölmemiştir, uyanır” diye ümitle sarıldığı ama sonra kokmasın diye günlerce derin dondurucuda sakladığı 13 yaşındaki Cemile’den…

Tanrılaşmış devlet ideolojisinin, ideolojilerin, ırkçılığın, mezhepçiliğin, menfaatin, gücün, tarafgirliğin yediği evlatların hangisini anayım bilemiyorum ama bir gerçek var ki Satürn’ü doyuramıyoruz.

***

Vazgeçemeyenlerin Besmelesi: İlla Ben

Burada ev danası muhabbetini açacak değilim ama bu sorun bir araya gelebilmiş her insan topluluğu için geçerli. Flaman ressam Rubens’in ya da İspanyol Goya’nın, Satürn’ün evladını yeme tablolarındaki kadar iğrenç ve yaralayıcı.

Evladını kendine tehdit algılama durumundan kurtulur muyuz, kurtulsak da ne kadar sürer bilemiyorum ama en çok okuduğumuz surenin bir ayetini ağzında evlat eti bulunanlar – en azından iman edenler ve bu iddiada bulunanların – iliklerini sızlatacak şiddette yeniden okuması gerekiyor.

“Ve lem yekün lehuu küfüven ehad.”

Neyi kaybederiz, ne zaman kaybedeceğimizi nasıl biliyoruz da acısını önceden çıkarıyoruz, hep kazanmak, mecburiyetler tarlasında olmak zorunda mıyız?
Hani dengi (küfüv) olmayan, yerine ne koyarsanız koyun boşluğu doldurulamaz olan yalnız Allah’tı?

Hani güç ve kuvvet yalnızca ondandı?

Hani O (cc), istemezse yaprak düşmezdi?

1 YORUM

  1. 🙂 Bence bir İlahiyatçının kendi branşında yazdığı en kurnazca köşe yazısı.

    Neden mi? Din psikolojisi ve insan psikolojisine hakim branş uzmanı konuyu dirilerin değilde ölülerin penceresinden anlatmış.Buradaki ölüler ifadesi ölen veya daha doğrusu Hak’kın rahmetine kavuşan faniler değil.
    Ötekiler “The Others” (2001) filimindeki anlatım tekniğine yaptığım bir atıf.

    Yazar, masumlar,zulmedenler,Allahın adaletinden şüphe edenler ve tereddütleri çerçevesinde kişiler olmaksızın edilgen cümleleri kaleminin kıvraklığı ile satırlara dizmiş. * * *

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin