‘Sandalyedeki Emanet’ oyunu sarsıyor: Gerçeğe ağıt!

Fulda’da mütevazi bir tiyatro salonunda sahnelenen ‘Sandalyedeki Emanet’, KHK mağdurlarının yaşadığı derin travmaları üç bölümde ele alıyor. Oyun, yaşanan acıları ve kayıpları gösterirken, geleceğe dair umut aşılamayı da ihmal etmiyor.

M. NEDİM HAZAR | YORUM

Almanya’nın Fulda kentinde son derece mütevazi bir salon Kolpinghaus. Tahminimce 200 kadar (belki biraz daha azdır) tiyatrosever, yaklaşık 10 yıldan beri Türkiye’de yaşanan bir sosyal kırımın sanat izdüşümünü izlemek üzere bir araya gelmiş. Birbirlerini acılarından tanıyan insanların sanatın diliyle buluşması açıkçası çok memnun etti beni.

Birazdan bu salonda “Sandalyedeki Emanet” isimli oyun sahnelenecek. Oyun, günümüz Türkiye’sinin en yakıcı toplumsal sorunlarından birine parmak basıyor: KHK ile ihraç edilen öğretmen, memur vs., yüzbinlerce insanın yaşadığı travmaları ve ülkeden kaçış serüvenlerini derin bir insani perspektiften ele alıyor.

‘Sandalyedeki Emanet’ sadece coğrafi değil, aynı zamanda kaderleri de ayıran bir sınıra dönüşümünü anlatan eser, üç bölümlük yapısıyla izleyiciyi adeta bir yolculuğa çıkarıyor; umut ile umutsuzluk, adalet ile haksızlık, yaşam ile ölüm arasında gidip gelen bir yolculuğa.

Oyun, birbiriyle bağlantılı üç bölümden oluşan bütünsel bir anlatı sunuyor. İlk bölüm “Nehir”, ikinci bölüm “Mahkeme” ve son bölüm “Hücre” olarak adlandırılmış. Bu üçlü yapı, kahramanların karşılaştığı zorlu sürecin farklı aşamalarını temsil ediyor: Özgürlük arayışı, yargılanma ve nihayetinde hapsedilme.

Oyunun dramaturgisi, klasik Aristotelesçi bir yapıyı izlemekten ziyade, epik tiyatro ile varoluşçu tiyatronun unsurlarını harmanlıyor.

Oyunun şaşırtıcı bir şekilde sonunda kolektif bir çözülüş ve yeniden yapılanma yaşanıyor. Final, tüm oyuncuların sahneye gelip şiirsel bir manifesto sunmasıyla tamamlanıyor; ki bu da eserin salt bir trajedi olmaktan çıkıp, bir tür “umut manifestosuna” dönüşmesini sağlıyor.

Oyunun merkez karakteri Ali Candan, idealist bir edebiyat öğretmeni olarak karşımıza çıkıyor. Onun ve meslektaşı Fahrettin’in hikâyesi üzerinden, devletin değişen politikalarının bireyler üzerindeki yıkıcı etkisi aktarılıyor. Ali Candan’ın karakter gelişimi, umut dolu bir öğretmenden, haksız tutuklama ve yargılamaların ardından, hücrede ölümü bekleyen bir mahkûma dönüşüyor.

Tiyatronun en çarpıcı karakterlerinden biri ise Şevki Tezdöner. “Tez dönen” soyadıyla kelime oyunu yapılan bu karakter, kendi çıkarları için arkadaşını satan bir itirafçıyı temsil ediyor. Oyun boyunca, sadakat ve ihanet temaları hep onun karakteri üzerinden vurgulanıyor.

Ayrıca, nehri geçmeye çalışırken boğulan anne ve çocukları, adaletsiz bir sistemde hak aramaya çalışan avukat, ve üçüncü bölümde Ali Candan’ın karşısına çıkan ‘Şeytan’ karakteri de, eserin farklı katmanlarını derinleştiriyor.

‘Sandalyedeki Emanet’, temel olarak adalet, haysiyet ve direniş temalarını işliyor. Oyunda, hukuk sisteminin adaletten uzaklaşması, sahte tanıklıklar ve önceden hazırlanmış tutuklama kararlarıyla sembolize ediliyor. Özellikle mahkeme sahnesi, Kafka’nın “Dava”sını anımsatan absürt ve kara mizah unsurlarıyla, adalet sisteminin çöküşünü gösteriyor.

Eserin belki de en güçlü yanı, direnişin farklı biçimlerini göstermesi: Ali Candan’ın hücrede bile teslim olmayışı, avukatın hukuki mücadelesi, Meriç’i geçmeye çalışanların cesareti… Bu direniş biçimleri, baskıcı sistemlere karşı insani değerlerin korunmasına dair güçlü bir mesaj veriyor.

Oyun ayrıca, “emanet” kavramını merkeze alarak, gelecek nesillere aktarılan değerleri ve sorumlulukları vurguluyor. Final bölümündeki şiirsel anlatı, bu “emanet”in gençlere aktarılmasıyla tamamlanıyor.

Sandalyedeki Emanet’in dikkat çeken özelliklerinden biri, yoğun şiirsel dilin kullanımı. Metnin içine serpiştirilen şiir alıntıları, sadece estetik bir zenginlik sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda Türk edebiyatının farklı dönemlerindeki eserlerle metinlerarası bir ilişki kuruyor. Faruk Nafiz Çamlıbel’in “Çoban Çeşmesi”, Ahmet Haşim’in şiirleri ve tasavvufi metinlerden alıntılar, eserin anlam katmanlarını zenginleştiriyor.

Ali Candan’ın Şeytan’la diyaloğu sırasında kullandığı Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın “Hak şerleri hayreyler, zannetme ki gayreyler” mısraları, oyunun ruhani ve felsefi boyutunu derinleştiriyor ve yaşanan acıların anlamlandırılmasına dair bir çaba sunuyor.

Fulda’daki sahneleme, minimalist bir dekor anlayışıyla dikkat çekiyor. Sade bir sahne tasarımı, oyunun ruhuna uygun bir atmosfer inşa etmiş. Nehir sahnesindeki suya düşüşler, mahkeme sahnesindeki absürt mizansen ve hücre bölümündeki klostrofobik mekân kullanımı, oyunun duygusal etkisini güçlendiriyor.

Oyunun teknik başarısı, özellikle ışık ve ses tasarımında kendini gösteriyor. Meriç Nehri kenarındaki karanlık atmosferi oluşturan loş ışıklar, mahkeme sahnesindeki keskin aydınlatma ve hücredeki ölgün ışık, mekânların ruhunu yansıtıyor. Arka planda duyulan su sesi, köpek havlamaları, jandarma düdükleri ve sonundaki sela sesi gibi ses efektleri de, izleyiciyi atmosfere dahil ediyor.

Sandalyedeki Emanet, son yıllarda Türkiye’de yaşanan toplumsal ve siyasi dönüşümleri, KHK’larla işinden edilen binlerce kamu çalışanının yaşadığı travmaları ve ülkeden kaçış dramlarını sahneye taşıyor. Ancak oyun, salt bir politik eleştiri olmaktan ziyade, insani boyutu öne çıkarıyor. Ali Candan’ın kişisel hikâyesi üzerinden, toplumsal adaletsizliklerin bireyler üzerindeki etkisini gösteriyor.

Eserin en önemli başarılarından biri, politik bir konuyu ele alırken, karşıt görüşleri “iyi” ve “kötü” olarak basitçe ayırmaktan kaçınması. Oyun, herkesin içindeki insani yanı görmeye ve anlamaya çalışan bir perspektif sunuyor.

Sandalyedeki Emanet, trajik finaline rağmen, yeniden başlama çağrısıyla umut aşılıyor. “Çay koy, Keçeli! Yeniden başlıyoruz!” repliği ve genç kuşağın emaneti sahiplenmesi, geleceğe dair inancı temsil ediyor.

Oyun, yaşanan acıları ve adaletsizlikleri görmezden gelmeden, ama onlara teslim olmadan ilerleyebilmeyi öneriyor. Bu anlamda “Sandalyedeki Emanet”, sadece gerçeğe yakılmış bir ağıt değil, aynı zamanda bir direniş ve umut manifestosu olarak umuyorum ve diliyorum ki, başta Avrupa olmak üzere, tüm dünyada sahnelenme imkanı bulur.

Son tahlilde, hiç de yabancı olmadığımız hikayeleri anlatan Sandalyedeki Emanet oyunu, güncel siyasi konuları evrensel insani değerler çerçevesinde ele alması, zengin edebi dili ve güçlü karakter yaratımlarıyla izleyicilere unutulmaz bir teatral deneyim sunuyor. Sadece Türkiye’deki sorunları değil, dünyanın farklı yerlerinde yaşanan benzer haksızlıkları da hatırlatan bu eser, tiyatronun toplumsal hafızayı canlı tutma gücünü bir kez daha ispatlıyor.

11 YORUMLAR

  1. Son 10 yıldır Türkiye de yaşanan olayların ve mağdur edilen insanların yaşam ve duygularının sanat diliyle anlatımına ihtiyacımız oldukça fazlaydı. Bu yolda atılan ilk adım umarım devamı gelir.

  2. Kendimiz calip kendimiz oynuyoz desek daha iyi olurdur. Süreci zaten biz yasiyoruz. Tiyatroyu izleyen de biziz, ne anladik ayni travmayi hatirlamaktan baska?

  3. Öncelikle kaleminize ve yüreğinize sağlık.
    Tiyatro sözünün Yunanca’daki teoriden geldiği ve bu kelimelerin kökeninin bağımsız/yukarıdan seyretmek/temaşa etmek anlamı vardır.
    O halde her tiyatro aynı zamanda görüştür/teoridir, kendini anlatma biçimidir.

  4. Ben tiyatroyu izledim gercekten cok duygusal ve güzeldi ,evet bizim yasadiklarimizi anlatiyor ve bu yasananlari herkesin görmesi icin güzel bir etkinlik olmus emegi gecen herkese cok tesekkürler

  5. Ttiyatronun isminden de anlaşılacağı gibi emanete sahip çıkmak önemli Anadolu’da ve genel olarak bütün toplumlarda bilindiğii üzere emanet iyi korunması gereken değerli bir unsurdur buradaki emaneti hepimiz anlıyoruz, tiyatronun genel içeriğinin güzel anlatımı için Nedim bey’e teşekkürler
    Bu oyunda katkısı bulunan herkese de ayrıca teşekkürler

  6. Nedim Hocam, kaleminize ,yüreğinize sağlık.Oyunumuza gösterdiğiniz ilgi ve gelip izleme nezaketiniz için teşekkür ederim.Sağ olun ,var olun.Sağlık ,sıhhat ve afiyet diliyorum.

  7. Tüm ümitsizlikleri yenmek ve nereye, ne için geldiğimizi tekrar hatırlatmak adına çok güzel bir iş ortaya konulmuş. Tebrikler! Eleştirirken yapıcı ve daha iyisini yapabilmek adına yapmak lazım Değilse susmak da bir erdemdir vesselam!

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin