Rüzgarsız büyüyen çocuklar…

İLHAN YILDIRIM | YORUM

“Toprak çocukların ilkbaharıdır.” Hz. Muhammed (s.a.s.)

Bebek Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem) dünyaya gözlerini açtığında onu okşayacak bir babası yanında yoktu. Babası Abdullah, O (sas) daha anne karnındayken 25 yaşında vefat etti. Kureyşliler O’na (sas.) yetim derlerdi. Varoluşunun başında baba şefkatinden mahrum kaldı. Ayrıca Hazret-i Peygamber’e (sas) “Dürr-i yetim-i sadef-i kâinat” da denilir. Sadefin üst kabuğu gök, alt kabuğu ise yerdir. Bunun içinde tek bulunan çok değerli inciye de “dürr-i yetim” denir.

Kabe’de bazı çizimler mevcut olsa da Araplarda resim bilgisi yoktu. Onu hiç görmeden vefat eden babasının görüntüsü çocuk Muhammed’in (sas) zihninde kim bilir nasıl beliriyordu? Onu hiç görmemiş olsa bile bir babası olduğunu biliyordu. Kendi ruhunun aynasında yüz hatlarıyla ayırt ettiği şefkatli, masum bir siluet olarak mı canlanıyordu?

Eğer babasını hayal etmeye çalışsaydı, sonsuzluk ülkesinde süzülen o imgeyi hayal gücüne çizdirmeye yardımcı olacak hiçbir şey bulamayabilirdi. Ölümün kendi öz evladını görmesine vakit tanımadığı o sevgili oğluna yakından veya uzaktan benzeyen amcalarından biri dışında… 16 çocuktan biri olan amcası Ebu Talib, Abdullah’a en çok benzeyen kişiydi.

Hazreti Muhammed’in (sas) yetim olarak doğması yetimler için güzel bir örnektir. Yetim olarak büyüyen ve diğer çocukların babalarıyla vakit geçirdiğini gören bir çocuk, Peygamber’in (sas) de yetim büyüdüğü gerçeğinde teselli bulur.

Büyükanne ve büyükbabaların torunlarına olan sevgisi yadsınamaz, hatta ebeveynlerin sevgisini bile aşabilir. Dedesi Abdulmuttalib asil ve cömert yaşlı bir adamdı. Akrabalarına olduğu kadar yabancılara da nazik ve şefkatliydi. Kim bilir güzel, nazik yetim torununa ne kadar daha fazla sevgi gösterdi.

Onu emziren ilk kişi annesiydi. Rivayetlere göre, yedi, dokuz veya 13 gün emzirmişti. Sonra onu Süveybe adında bir kadın emzirdi. Kaynaklar Ebu Leheb’in azatlı kölesi olduğunu belirtir.

Yeni doğan çocukların süt annelerine verilmesi Kureyş eşrafının adetleriydi. Süt anneleri Beni Sa’d kabilesinden gelirdi. Bu bölge, havasının güzelliği, rutubetinin azlığı ve suyunun tatlılığı ile bilinirdi. Bu da gönderilen bebeklerin, cesaretli yetişmelerini, düzgün ve pürüzsüz konuşmayı öğrenmelerini sağlamak içindi.

Bu nedenle Abdulmuttalib, Beni Sa’d kabilesinden, bebek Muhammed için (sas) sütanne aradı. Ancak O (sas) gelenlerin hiçbirisinden süt emmedi. Ta ki, geriye sadece bir kişi kalana kadar. Peygamberimiz (sas) ondan süt emdi. O da emzirdikten sonra Abdulmuttalib yanına geldi ve ona adını sordu. “Halime el-Sa’diyye” diye cevap verdi.

Abdulmuutalib bunu hayırlı bir işaret olarak kabul etti, “Bir rüya ve bir bereket!” dedi. Sonra bebek Muhammedi (sas) çöle, kabilesine götürdü. Bu kabile O’nu (sas) nimet olarak gördü ve Halime’nin ailesi refah ve bolluk içinde yaşadı.

Ebu Bekir (Allah ondan razı olsun) Peygamberimiz’e (sas) “Ey Allah’ın Resulü, senden daha güzel konuşan birini görmedim?” dediğinde, Peygamberimiz (sas) şöyle cevap verdiler: “Kureyşliyim ve Beni Sa’d kabilesinde büyüdüm.”

Çöl, saflık ve dinginlikle karakterize edilir. Susmak konuşmak kadar değerlidir. Geniş açık alanlar ve engin bir ufuk daha geniş bir anlayışa, sakin bir mizaç ve iç huzura yol açar. Beni Sa’d halkı kapalı bir toplumda yaşar. Aralarına yabancı girmez ve aralarında yabancı ikamet edemez. Bu durum, akrabalık bağları ve dost sevgisi için önemlidir. Doğal eğilimlerini, sade dil ve düşüncelerini hatta fiziksel güçlerini korumalarına yardımcı olur. Huzur ve dinginliğin tadını kaçıracak güç ve yönetim meseleleriyle meşgul olmazlar.

Çocuk Muhammed (sas) Beni Sa’d kabilesinde üvey kardeşi Abdullah ve kız kardeşi Şeyma ile birlikte Halime’nin koyunlarını otlatırdı. Koyun gütmek, insanı sürüye karşı şefkatli olmaya, onları korumaya, onlara fayda sağlayacak yerlere götürmeye ve her türlü zarardan korumaya hazırlar. Ayrıca sorumluluk duygusunu aşılar, duyarlılığını geliştirir. Bu dönem, çocuk Muhammed’in (sas) karakterin şekillenmesinde büyük önem taşır. Buhari ve Müslim’de geçen bir hadisi şerifte “Sükûnet ve vakar, koyun besleyenlerdedir.” buyurmuştur.

Emzirme süresi genellikle iki yıl olmasına rağmen, Peygamberimizin (sas) Beni Sa’d topraklarında 4 yıl kaldığı rivayet edilir. Annesi, Peygamberimiz altı yaşındayken el-Ebva köyünde vefat etti. Amine anne vefat ettiğinde 20 yaşındaydı. Annesiyle bir yıldan kısa bir süre yaşadı. Oysa Halime el-Sa’diyye ile dört-beş yıl geçirdi.

Duygusal olarak bir annenin özellikle yetim ise çocuğuna çok bağlı olduğu herkes tarafından bilinir. Bu bağ, eğer tek çocuğu ise daha da yoğunlaşır ve onun tüm dünyası haline gelir. Amine hanım (Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun) sağ duyusuyla çocuğun çöle gitmesine izin verir.

Peygamberimiz’in (sas) çocukluğunun bu döneminde annesinden, dedesinden ve şehrinden 4 yıl ayrı kalmasının ardındaki hikmet bana gerçek bir deneyi hatırlatıyor:

Kapalı bir ekolojik odaya çok sayıda ağaç dikerler. Bu ağaçlar hızlıca büyürler. Ancak olgunlaşmadan teker teker düşmeye başlarlar. Sebebi mi? İçeri de rüzgar yoktur. Doğada ağaçlar rüzgar estiğinde köklerini büker ve uzatır. Bu stresler köklerin daha derine inmesine, hücre yapısının sertleşmesine ve reaktif odun oluşmasına sebep olur. Bu reaktif odun fırtınalarda devrilmelerini önler. Rüzgarsız bir serada ise ağaçlar kendi ağırlıklarını bile taşıyamazlar.

Çocuklar bugün, oyun alanlarında ve sahalarda daha az koşuşturma ve düşme yaşarken; kanepede, sanal dünyada ve sosyal medyada daha çok geziniyorlar. Onları rüzgarlardan koruyup istikrarsız bırakmak yerine, hayatın rüzgarlarını deneyimlemelerine izin vermeliyiz.

Son yıllarda akıllı telefonlar ve sosyal medyanın gençler arasında yaygınlaşmasıyla birlikte, ergenler arasında kaygı, depresyon, kendine zarar verme ve hatta intihar oranlarında artış yaşanıyor. Bunun önemli sebeplerinden biri, yeni nesil çocukların kendilerini yalnız ve rahatsız hissettiklerinde dijital emziklerle uyuşturulması ve akıllı telefonlarla emzirilmesi gerçeğinde yatıyor.

Bugün çocuklar, çocukluklarını artık dille ifade etmek yerine, internet argosu ve emojilerle konuşuyorlar.. Görüntülerin ve uyaranların hızla değiştiği bir dünyada, çocuklar derin ve incelikli bir ifadeye sahip olabilirler mi? Metin okuma yerine video izlemeleri dil becerilerini zayıflatır mı?

Bütün bunlar insanı düşündürüyor…

Ve “çocukluğun yeniden şekillendiği” bir süreci gösteriyor. Bu durumu nasıl düzeltebiliriz? Telefonlarımızı bir kenara bırakıp, Şair’in Naat’ındaki sözlerini düşünmekle başlayabiliriz.

“Dönünce bütün gövdesiyle döndü.

Bu bir anlaşılsaydı son yüzyılda, bir bilinebilseydi.”

 

1 Yorum

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin