Rüzgârın mızıkası

YORUM | GÜLŞAH ÇAVUŞOĞLU

Randevusuna hazırlanmış kırmızılı bir kadın gibi dururdu öylece. Yüksek bulutların gölgesinden bakardı gözleri maviye takılmış bir uçurtma gibi tutkulu. Güneşe 90, insana 180 derece, yalnızlığın sonsuzluk çizgisine paralel öylece dururdu kıpırdamadan. En çok da rüzgârı severdi. Bir başka keyifli olur kendinden geçerdi onunla sarmaş dolaş olunca. Onunla dansettiği de olurdu. O okşadıkça gövdesini hafif hafif salınır, bazen nazlanır bazen de onunla barışmış ve onu kollarına almış gibi huzurla gökyüzüne bakardı. 

Rüzgâr da deli gibi severdi onu. Onlar sevgiliydiler. Gülümser gibi bir hali vardı; o yanı başında belirdiğinde. Başını onun serin atmosferine yaslar tüm gece sanki onun omzunda sabahlardı da biz farkına varmazdık. Meraklı bir meltem tonuyla okşayınca bedenini, hafif başı dönmüş ve sallanıp sabaha dek dansa durmuştu rüzgarla.

Rüzgâr, onu ince belinden kavrar, gövdesi üstünde bir papatya gibi duran dağınık saçlarıyla oynar ve titrek bedeninde upuzun bir sarsıntı olurdu. Önce hafif bir samyeli eser, ardı sıra meltem okşamasıysa devam ederken bu buluşma, birdenbire şiddetli bir fırtınaya düşüverirdi. Sonra öfkeli bir sarsıntı olur, etrafa yaprak yaprak bir sessizlik dökülürdü. İpek gibi pürüzsüz bir sessizlik. 

Yalın bir temmuz akşamında tanışmışlardı. Çocukluktan beri tanırlardı birbirlerini. Çok seneler devirdiler elele. Hayatta iki aşığın başına gelebilecek sürprizleri bitirmelerine rağmen rüzgar bir o tarafından eser bir bu tarafından eser ve yine de eğlendirirdi onu. O da rüzgara karşı asla boş değildi. Öyle uyumluydu ki onun ritmine; güneşin ışıkları altında yeşil bir koku yayılırdı etrafa onlar birbirine dokunduktan sonra. Rüzgârın esamesi yokken de öyle sessizdi ki tabiri caizse hiç hışırtısını duyamazdık sessizliğin bağrında. 

Eğer şart olsaydı kalp çarpıntısı için aynı olmak elbet onların hikayesi olmazdı. En büyük farkları rüzgârın alabildiğine özgürce salınmasına karşın onun asla yerinden ayrılamayışdı. O  kök salmıştı annesine. Sımsıkı tutunmustu. Bır adım ötesi yoktu onun için. Rüzgarsa dönüp dolaşıp ona açsa da kollarını asla yalnız onun olamıyordu. O farklı farklı fıtratlarla gelirdi her defasında. Kimi zaman lodos olur eserdi etrafında, kimi zaman da bir tornado, karayel, soğuk, sıcak, hoyrat, şefkatli ama asla yalnız onun değil!

Renklerden efsuni bir yeşildi onların sevdası. Rüzgar başka başka bedenlerde fırtına olur eser, başka sevgililerin saçlarını uçuştururdu onu kıskandırırcasına adeta. O da kanmıştı bir gün altın başkışlı delikanlıya. Sarmıştı sıcak dokunuşlarını sıkıca. Yakacağını bilse de kurutacağının farkında olsa da görmek istemişti sevebilir mi diye rüzgardan baskasını! Sarı oğlan da sardı onu. Gözleri kamaştı. Rüzgar poyraz da esse içini kavururken, güneş üşüyen bedenine yalnızca ince bir hırka olurdu.

Ve şimdi ıslak bir melodi vardi yeryüzünde. Yağmur öyle bir yağdı ki, yeryüzü adeta bulutların gözyaşlarını bir çarşaf gibi örtü üstüne. Kuşlar, meyveler herkes hüzünlüydü. Fırtına devam etsin bitmesin istiyorlardı. Vazgeçmesin rüzgar kalbinde derin bir sancı olan yeşil sevdasından diyordu börtü böcek. Ve şöyle dedi; “Ben deli eserim, tutamazsın perçemimden, saklayamazsın beni kendine. Ama öyle şiddetli severim ki seni, sana her geldiğimde yalnız sana getirdiğimi sanırsın aşk polenlerini. Bulut, en iyi dostum, ben yokken gölgen olur ancak ben gelince sarı oğlanı istemem teninde bilesin. Sadece bana dön yüzünü ve sonsuza dek edelim valsimizi!’ O savurdu saçlarını ve tüm kollarıyla kucakladı rüzgarı. ‘Seni tüm hücrelerime çekmek ve herkesten farklı solumak istiyorum. Seni hep beklemek düşecek bana. Ben sana gelemeyeceğim. Dağları, okyanusları seninle gezemeyeceğim ama biliyorum ki sen onları aşıp da bana geleceksin. Bilir misin ben mızıkanın sesini çok severim. Bana ’’Rüzgarın Mızıkası’’ diyecekler. Ben de en güzel melodini mırıldanacaksın. Biz birbirimize kavuşunca herkes, her taraf huzur koktu diyecekler. Sevgililer elele tutuşup bizim şarkımızı dinleyecekler.”

Etrafta mis gibi aşk kokusu… İkisi de kaderine razı, tutkularından emin iki farklı fıtrat. Yüzyıllardır birbirine sevdalı. Ne rüzgarın farklı farklı halleri, zincirsiz ruhu ne de onun kök salmış, hep aynı duruşu bu sevdayı yıprattı. O sonsuza dek sevmeye; değiştirmeden, incitmeden sevmeye yeminliydi rüzgarı. O da hep ona uçmaya, onun dallarındaki yaprakları şefkatle, özlemle okşamaya söz vermişti. 

Not: Bu yazı, yağmurlu bir akşamda palmiyeye ve rüzgara sarıldıktan sonra yazılmıştır. 

4 YORUMLAR

  1. Yağmurlu bir akşamda palmiye ve rüzgara sarıldıktan sonra yazdığınız bu satırlar o kadar çok duyguyu çağırıyor ki içime! Bazı kaybedilen ,bazı kavuşulan ama tutkusunu emin,sevdasının yolunda yürüyen nicelerini düşündüm.
    Yüreğinize sağlık, nice sevdalardan hakikate yürüyebilmek ümidiyle…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin