Risale-i Nur nasıl yazılıyordu?

YORUM | CEMİL TOKPINAR

Öğrenmek istediğiniz bilim dalına olan ilgi ve sevginiz, o dalda elde edeceğiniz başarıyı etkiler.  Ne kadar çok ilgi ve sevgi duyuyorsanız, o kadar çok istifade edersiniz.

Kimi öğrenciler matematik dersinden nefret eder, ama bir başkası problem çözmeye bayılır! En zor matematik problemleriyle uğraşmak bir zevktir onun için. Bu yüzden o derste başarılıdır.

Yine yabancı dil öğrenmeye çok meraklı kimseler vardır. Bu ilgi ve merakından dolayı kısa zamanda öğrenirler. Aynı hususlar, resim, müzik, beden eğitimi, edebiyat gibi dersler için de geçerlidir. Öğrenciler sevdikleri alanda daha başarılı olurlar.

Birçok ilim dalı insanları bir yönüyle ilgilendirir; ancak Risale-i Nur’un temelini oluşturan “iman” ilmi, insanları kâinatın bütün varlıklarıyla birlikte ilgilendirir.  İman, ibadet, ihlâs ve ahlâka dair bilgiler, insanı akıl, kalp, ruh ve diğer duygularıyla birlikte cezb eder. Çünkü iman, insanın bütün varlığını hareketlendiren, ışıklandıran, ona huzur ve sürur veren, onu mutlu eden bir güçtür.

İşte Risale-i Nur, insanın en mühim meselesi olan “nereden gelip nereye gittiği, niçin yaratıldığı ve vazifesi ne olduğu” gerçeğine tatmin edici cevaplar verdiğinden, onu okumak, anlamak ve hayata geçirmek bambaşka bir zevktir.

Risale-i Nur ilhâm-ı İlâhîdir

Risale-i Nur’un en mühim özelliklerinden biri, bir insanın eseri değil, tam “bir ilham-ı İlâhî” olmasıdır.  Bunun telifini anlatan Risale-i Nur’un ilk kâtiplerinden Şamlı Hafız Tevfik, Bediüzzaman Hazretlerinin sürekli ufuktaki bir noktaya bakarak söylediğini ve kendisinin de hızla yazdığını anlatıyor.

Öyle ki, o kadar ağır ve ilmî meseleler, âdeta bir konuşma yapıyor gibi bir hızla yazılıyor. Demek ki, Bediüzzaman Hazretlerinin emsalsiz ilmi yanında Allah’ın da büyük bir lütfu ve ilhamı vardır.

Meselâ yüz sayfadan fazla olan 19. Mektup, üç dört gün içinde her gün iki üç saat çalışmak suretiyle toplam 12 saatte, 30. Söz beş altı saatte, 28. Söz bir iki saatte yazılmıştır.

Yine Risale-i Nur’un birçok önemli ve ağır bölümleri hastalık veya hapis anında iken telif edilmiştir.

Hattâ İşarâtü’l-İ’caz, savaş meydanında, at sırtında yazılmıştır.  Birçok ilim adamının çalışma masalarında okurken anlamakta zorlandıkları bir eserin, bilhassa sanki bir bilgisayar hesabı gerektiren huruf-u mukattaaya dair yazılan bölümlerin at sırtında yazılması, Üstadın harika ilmini, ihlâsını ve Cenab-ı Hakk’ın ikram ve ihsanını gösterir.

Müellif yaşayarak yazıyordu

Özellikle yazılan gerçeklerin yaşanarak kaydedildiğini düşünürsek, bu eserlerin kıymeti bir derece daha anlaşılır. Söz gelişi, Ayetü’l-Kübra’yı yazarken manen veya ruhen kıtalarda, asırlarda, yıldızlarda geziyor.

Sungur Abi’den dinlemiştim. Üstad Hazretleri bir gün, Sungur ve Ceylân Ağabeyleri odasına çağırıyor ve “Ayetü’l-Kübra Risalesinde kıtalarda, asırlarda gezen cevval ruh kimdir, biliyor musunuz?” diye soruyor.  Onlar da kendisini kast ederek, “Evet, biliyoruz Üstadım” cevabını veriyorlar. “Peki, yallah öyleyse” diyerek maksadının onu söylemek olduğunu hissettirerek gidebileceklerini işaret ediyor.

Demek ki, eserlerini yazarken, zaman ve mekânın dışına çıkıp konuyla ilgili âlemlere giriyor, göremediğimiz mânâ âlemlerinde ilhama mazhar oluyor. Bediüzzaman Hazretleri, eserlerinin birçok yerinde, “Ben de sesim yetişse, bütün Küre-i Arz’a bağırarak derim ki: Sözler güzeldirler, hakikattırlar; fakat benim değildirler, Kur’an-ı Kerim’in hakaikinden telemmu’ etmiş şualardır” diyerek, Cenab-ı Hakk’ın ikram ve ilhamına işaret ediyor.

Kaynağın kudsiyeti önemli

Bu hakikat, Risale-i Nur’u okuma ve anlamada nasıl bir etki meydana getirir? O yazsa ne olur, ilham-ı İlâhî olsa ne olur?

Arada çok büyük bir fark vardır.  İkinci şıkta, bu eserlerin bu asrın insanına Allah tarafından ihsan edilmiş bir kurtarıcı ve Kur’an’ın manevî bir mûcizesi gerçeği vardır.  Elbette kaynağın kudsiyeti çok önemlidir. Bediüzzaman ise, Cenab-ı Hakk’ın bu asrın insanına bir kurtarıcı olarak gönderdiği bu harika tefsiri yazmaya ve yaymaya muvaffak olmuş, ilmiyle âmil, ihlâsıyla namdar muhteşem bir şahsiyettir.

Onun eserleri yazarken nasıl bir ilhama mazhar olduğunu şu olayda da görüyoruz: Bir gün, Emirdağ’da iken, hizmetine geç gelen bir ağabeye, “Kardeşim, az önce gelseydiniz, yaptığımız ders Kader Risalesine iyi bir zeyl olurdu” diyor.

Demek daha sonra kendi gayretiyle yazamıyor; o kudsî kuşu avlayamıyor.

Eseri severseniz, öğrenmeye çalışırsınız

Ayrıca Risale-i Nur’un üslûbu, işleyiş tarzı, bakış açısı, temel mantığı muhteşem… Onu deli gibi sevmek, Zübeyir Ağabeyin müdâfaasında dediği gibi, “Kâğıt bulamazsak derimizi kâğıt, kanımızı mürekkep yapacağız” diyebilmek gerekir.

Bir eseri sever ve kıymetini takdir ederseniz, onu okumak ve anlamak için can atarsınız; sevgi ve takdiriniz ölçüsünde katlanacağınız zahmet ve fedakârlık da artar.

Risale-i Nur, imanımızı kurtarıp İslâm’ı yaşama şuuru kazandırdığı için, onu okuyup anlamayı ciddî bir iş kabul etmek, mutlaka halledilmesi gereken bir mesele ve dert edinmek şarttır.

Yoksa “Gerçekten faydalı bir kitap… Ara sıra okumak gerekir.  Bende de var. Hatta eskiden çok okurdum” mantığı, ondan istifadeyi temin etmez.

Bediüzzaman’ı iyi tanımak ve Risale-i Nur’un özelliklerini öğrenebilmek için Hizmet Rehberini tahlil ederek okumak lâzımdır.  Eğer bu eserleri yeni bir heyecanla tekrar ele almak istiyorsanız, Hizmet Rehberini çok iyi müzakere etmelisiniz.

Risale-i Nur’u ilk günkü heyecan ve tazeliğiyle sevmeniz, dört elle sarılmanız, okuyup anlamanız için özel plân ve programlar yapmanız gerekir.

Yabancı bir dil öğrenmek için hedef belirleyen, günde en az dört beş saat kursa giden, çalışan, para harcayan ve onu dert edinen bir müminin, iki hayatın saadeti ve nuru olan iman ilmini elde etmek için neler yapması gerektiğini düşünmek zor değildir.

Rabbim hakkıyla istifade etmeyi nasip eylesin.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin