Rejimin direği bir içişleri bakanı portresi: Şükrü Kaya

YORUM | Dr. YÜKSEL NİZAMOĞLU

İçişleri Bakanlığı, meşrutiyetten günümüze kadar Türkiye’nin yönetiminde ve rejimin niteliğinin anlaşılmasında başta gelen kurumlardan birisi olmuştur. Bu durum bakanların seçiminde açık bir şekilde görülmektedir.

İttihatçı hükümetlerde bu görevi üstlenen Talat Bey (Paşa), Atatürk döneminin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ve Menderes devrinin İçişleri Bakanı Namık Gedik isimlerine bakıldığında bu seçimlerin çok önemli tercihlerin sonucu olduğu anlaşılmaktadır. AKP de özellikle 17 Aralık 2013’ten itibaren benzer tercihler yaparak Türkiye’nin rejiminin karakterini değiştirmiştir.

Biz bu yazımızda Atatürk devrinde on bir yıl süre ile “İçişleri Bakanlığı” yapan ve cumhuriyetin en uzun süreli “İçişleri Bakanı” unvanını alan Şükrü Kaya’nın yeni devletin temel kodlarının oluşmasında nasıl bir rol üstlendiğini ortaya koymaya çalışacağız.

İTTİHATÇI ŞÜKRÜ BEY

1882’de İstanköy’de doğan Şükrü Bey, öğrenimine Galatasaray Mektebi ve Darülfünun Hukuk Fakültesi’nde devam ettikten sonra yüksek öğrenimini Fransa’da tamamlamıştı.

Sonrasında 1912’de Hariciye Nezareti’nde kâtip olarak çalışmaya başladı ve hakimlik görevlerinde bulundu. Şükrü Kaya, “İttihatçı” kimliğinin sonucu olarak Ahali Mübadelesi Komisyonu’nda görev aldı ve Trakya’daki Bulgarların gönderilmesi sürecini idare etti. Bu mübadelenin amacı batı sınırından İstanbul’a kadar olan bölgede “sadık unsurların bulunmasını” sağlamaktı.

Urfa’da bir mağara ağzında. Şerif Bey, Fahreddin Paşa’nın yaveri Abdullah, Dava Vekili Şükrü Bey. Fotoğraf: Fahreddin Türkkan. (Atatürk Kitaplığı)

Trakya’da daha sonra Rumlar hedef alınmış ve sıra Ege kıyılarına gelmişti. 1914’te Batı Anadolu’dan Yunanistan’a gerçekleşen Rum tehcirinde de Kaya’nın bölge Rumlarının “tehlike arz ettiğini” belirten raporu etkili olmuştu.

Bu dönemde kurulan Aşair ve Muhacirin Müdürlüğü’nde görev alan Şükrü Kaya, 1915’te gerçekleşen Ermeni tehcirinde de önemli roller üstlendi ve 1916’da bu dairenin genel müdürlüğüne getirildi.

Bu daire, etnisite mühendisliğinin organize edildiği kurumdu. Bir taraftan Balkan Harbi sonrasında Rumeli’den gelen Müslüman nüfus Anadolu’ya yerleştiriliyor, diğer taraftan azınlıklarla ilgili politikalar üretilerek uygulamaya konuluyor ve Anadolu’da etnisite araştırmaları yapılıyordu. Zekeriya Sertel’in ifadelerine göre bu öneri Kaya’dan gelmiş; Kaya aşiretlerin sayısı, gelenekleri, nerelerde ve nasıl yaşadıkları hakkında raporlar hazırlatmıştı. Bu çalışmalarda yer alan Kürtler, Aleviler ve Bektaşilere dair yaklaşımlar, cumhuriyet döneminin resmi devlet görüşünü oluşturmuş ve Kaya, bu sürecin tem teorisyeni hem de uygulayıcısı olmuştur.

Şükrü Kaya’nın en önemli icraatı ise Ermeni tehcirinde oldu. Tehcirin idaresi, ihtiyaçların karşılanması ve iskân süreci, Kaya’nın başında bulunduğu İskân-ı Aşair ve Muhacirin Dairesi tarafından yapılmış, o da bu amaçla Konya-Adana üzerinden Halep’e kadar gitmişti.

Şükrü Kaya bu görevi dolayısıyla tehcir sırasında yaşananların en önemli sorumlularından birisidir. İngiliz raporlarına göre tehcir planlarını o yapmış hatta sürgünde isteksiz olan Halep valisini görevinden aldırmıştı.

Hakkındaki Ermeni tehciriyle ilgili iddialar nedeniyle tutuklanarak Bekirağa Bölüğü’ne konulan Kaya, Malta sürgünleri içinde de yer alacaktır. Önemli hususlardan birisi de Samsun yolcuğu öncesinde Bekirağa Bölüğü’ne gelen M. Kemal’in görüştüğü kişiler arasında Kaya’nın da yer almasıdır.

Kaya, tehcir masraflarının Ermeni mallarından karşılanmasını teklif etmiş hatta bir Alman mühendise de şunları söylediği iddia edilmiştir: “Son çözüm, Ermeni ırkının ortadan kaldırılmasıdır. Ermenilerle Müslümanlar arasında öteden beri var olan çatışmalar artık son aşamasına varmıştır. Zayıf olan yok olacaktır.”

Malta sürgünleri içinde Kaya’nın ismi “Ermeni tehciri, Ermenilere zulüm ve asayişi bozmak” şeklindeki suçlama listesinde yer almaktaydı. İngilizlerin kendisini cezalandıracağını düşünen Kaya, İttihatçıların önemli isimlerinden Kara Kemal’in yaptığı bir planla Malta’ya kaçmayı başarmıştır.

Kaya’nın bu dönemdeki icraatları, İttihatçıların “Türkleştirme” politikasını devam ettiren Atatürk’ün, kendisini içişleri bakanı tayin etmesinin önemli bir nedeni olmuştur.

İSKÂN KANUNU VE DERSİM

Şükrü Kaya, Malta’dan kaçtıktan sonra Ankara’ya geldi ve Lozan’a gönderilen heyette yer aldı. Bu sırada da İzmir belediye başkanlığına seçildi. Bu seçimde, onun önceki tecrübeleriyle yangın dolayısıyla perişan bir halde bulunan İzmir’i kalkındıracağı düşüncesinin etkili olduğu açıktır.

Kaya bundan sonra Muğla milletvekili seçilecek ve bu konumunu Atatürk hayatta olduğu sürece koruyacaktır. İsmet Paşa hükümetinde Ziraat Bakanlığını üstlenen Kaya, üç ay devam eden Fethi Okyar hükümetinde ise Hariciye Vekilliği yaptı.

Şükrü Kaya, Kasım 1927’de Atatürk’ün ölümüne kadar devam edeceği Dahiliye Vekilliği görevine tayin edildi. Artık o, Atatürk’e “sadık” ve devrimlere bağlı bir siyasetçi olarak yeni rejimin kökleşmesini sağlayacak sistemi kurmakla görevliydi. Bakanlığı süresince çıkarılan Umumi Müfettişlikler Kanunu, Dahiliye Vekâleti Teşkilatı Kanunu, Vilayetler Kanunu, Belediye Kanunu, Matbuat Kanunu, İskân Kanunu ve Tunceli Kanunu, onun yeni rejimin oluşumundaki rolünü göstermektedir.

Bu kanunlar, ülkenin Tek Parti rejimine dönüşmesini sağlamıştır. Örneğin Matbuat Kanunu ile Takrir-i Sükûn Kanunu’nun muhalif basını susturan yönlerinin devam etmesi sağlanmış ve basın CHP’nin kontrolü altına alınmıştı. Onun bakanlığı, hiçbir farklı sese tahammül edilmeyen bir dönem olmuş, bundan hem sol hem sağ ve dini yayınlar etkilenmiş, gazeteler kapatılmış, kitaplar toplatılmıştır.

Bu sürecin etkilediği kişilerden birisi de Bediüzzaman Said Nursi olmuş, o ve eserleri, Kaya’nın takibinden kurtulamamış ve onun bakanlığı süresince sürgün hayatı devam ettiği gibi eserleri de yasaklanmıştır.

Kaya, Türkiye’de “Türk nüfusun büyük bir yoğunluğa ulaşmasının zorunlu olduğunu” düşünmekteydi. Bunun sonucu olarak 1934’te Trakya Olayları ile bölgenin Yahudi nüfusu hedef alınıyor ve Kaya, İttihatçıların Trakya’nın “sadık vatandaşlardan oluşması” hedefini gecikmeyle de olsa gerçekleştiriyordu.

Onun bakanlığı, radyoda “alaturka müzik” çalmanın bir genelgeyle yasaklandığı, muhalif olmasalar bile rejime doğrudan destek vermeyen Türk Ocakları, Muallimler Birliği, Türk Kadınlar Birliği, İhtiyar Subaylar Cemiyeti, Gazeteciler Cemiyeti hatta mason localarının kapatıldığı bir dönem oldu.

Kaya 1930’daki Serbest Fırka denemesinin başarısızlığında da etkili olmuş ve “her ne olursa olsun Halk Fırkası kazandırılacak” sözüyle emrindeki polis ve jandarmayla seçimlere müdahale etmiştir. Hakkında gensoru verilince de SCF lideri Fethi Bey’i irticaya destek vermekle suçlamıştır. Partinin kapatılması sonrasında ortaya çıkan Menemen olayı sonrasında şehre gidip ilk soruşturmayı yapan da Kaya’dır.

Kaya’nın damgasını vurduğu bir başka gelişme ise Dersim olayıdır. 1934’te “Türkleştirme politikası” çerçevesinde İskân Kanunu’nun çıkarılmasıyla bu süreç başlatılmış; kanunda “Türk kültürüne bağlılık derecesine göre” mıntıkalar tespit edilmiş, aşiret yapısı, ağa ve şeyhlik tanınmamış ve böylece doğudaki aşiret reisleri ve ağalar hedef alınmıştı. En ağır hükmü ise Türk kültürüne bağlı olmayanlar ve Türkçeden başka dil konuşanların sürgün edilebilmesi hatta vatandaşlıktan çıkarılabilmesiydi.

İkinci önemli adımsa 1935’te Tunceli Kanunu’nun çıkarılması oldu. Kanunun gerekçesinde bölgeyi medenileştirme isteği öne çıkıyor ve bunun için devlet otoritesini kurmanın şart olduğu vurgulanıyordu. Kanuna göre yeni kurulan vilayete vali olarak bir korgeneral atanacak hatta kaymakam ve nahiye müdürleri de subaylardan tayin edilebilecekti. Bu ve benzeri düzenlemeler, hem bölgeye özel bir yönetim oluşturulduğunu hem de Dersim harekâtına daha bu dönemde karar verildiğini göstermektedir.

Dersim’le ilgili mülki ve askerî erkândan birçok kişinin rapor hazırladığı bilinmektedir. Bu kişilerden birisi olan Kaya, 1931 yılında bölgeyi gezdikten sonra Dersim meselesinin bir an önce halledilmesini istemiş, çözüm olarak aşiret reislerinin sürülmesi ve bir askerî harekâtın yapılmasını teklif etmiştir. Kaya’nın teklifleri, harekâtın sadece uygulamasında değil planlamasında da önemli bir rol üstlendiğini göstermektedir.

CUMHURBAŞKANI OLAMADI

Şükrü Kaya’nın hayatı ve icraatları, onun Osmanlı’dan cumhuriyete etnisite mühendisliğinin en önemli mimarlarından ve uygulayıcılarından birisi olduğunu göstermektedir. Diğer taraftan da Mango’nun ifadesiyle “Kemalizm’in direği” olarak rejimin kurumsallaşmasını organize etmiş ve Türkiye’nin tek parti rejimine geçiş süreci onun icraatlarıyla tamamlanmıştır.

Kaya, parti-devlet bütünleşmesinin sonunda CHP genel sekreterliğini de üstlenerek Atatürk’ün ölümüne kadar yürütmüştür.

Yapılan bir çalışmaya göre, her yıl Atatürk’ü en çok ziyaret eden kişilerden birisi olan Kaya’nın en büyük hayali, ölümünden sonra onun yerine geçmekti. 1937’de İnönü’nün başbakanlıktan uzaklaştırılmasıyla önünde bir engel kalmasa da Atatürk’ün ölümünden sonra ortaya çıkan tartışmalarda, yıllardır ordunun başında olan Mareşal Fevzi Çakmak’ın İnönü’yü onaylamasıyla hedefine ulaşamadı.

Yeni cumhurbaşkanı İnönü’nün ilk icraatlarından birisi, Atatürk’e “aşırı sadakatleriyle bilinen kişileri” tasfiye etmek oldu. Bu kişilerden birisi de Şükrü Kaya idi ve Kaya’nın siyasi hayatı böylece sona erdi. Kendisine devlette herhangi bir görev verilmedi ve iki defa aday gösterilse de milletvekili seçilemeyince 1959’da ölünceye kadar hayatını gazetelerde yazı yazarak hayatını devam ettirdi.

***

Seçilmiş Kaynakça: Y. Kaya, Bir Devlet ve Siyaset Adamı Şükrü Kaya, EÜ SBE Doktora Tezi, Kayseri, 2012; W. F. Weiker, “Kemal Atatürk’ün Yakınları”, Belleten, 1970, S. 136; M. Turan, “Tek Parti Dönemi Dahiliye Vekili Şükrü Kaya’nın Kitaplığı”, Toplumsal Tarih, 2017, S. 284; A. Mango, Atatürk, İstanbul, Sabah, 2000; B. N. Şimşir, Malta Sürgünleri, İstanbul, Bilgi,1985; http://www.agos.com.tr/tr/yazi/11045/bir-toplum-muhendisi-sukru-kaya (30.5.2021).

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin