Prof. Dr. Kalaycıoğlu: Çok partili hayatın sonuna geldik!

Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, 2017 referandumuyla birlikte Türkiye’nin, demokrasiyle bağlantısının tamamen koptuğunu söyledi. Türkiye’de çok partili hayatın sonuna gelindiğini anlatan Kalaycıoğlu, iktidarın hedefinin ise İyi Parti’yle MHP’yi birleştirerek muhalefet bloğunu kırmak olduğunu kaydetti. Yeni rejimde yürütmenin tamamen keyfileştiğini ve muhalefetin bir önemi kalmadığını anlatan Kalaycıoğlu, “Bu yapıda seçim olabilir ama demokratik seçim olamaz. Demokratik olabilmesi için herkesin özgürce fikrini beyan edebiliyor olması lazım.” diye konuştu.

Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, son dönemde yaşanan gelişmeleri Cumhuriyet’e değerlendirdi. Bir soru üzerine Türkiye’nin 2017 referandumuyla birlikte demokrasiyle bağlantısını tamamen kopardığını anlattı. Ersin Kalaycıoğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

ANAYASA VAR AMA YOK!

“Böyle bir ortamda partiler ne anlama geliyor, seçim ne anlama geliyor, demokrasi ne anlama geliyor? Aynı zamanda Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullarda sivil toplum ne anlama geliyor? Dikkat edilmeyen husus şu: 2017’deki referandumda oylanan anayasa değişiklikleri, anayasanın geri kalan maddelerinin çalışmasına imkân vermeyecek durumda. Dolayısıyla bizde bir tutarsızlıklar manzumesi olarak anayasa var. Anayasanın bir kısmını uyguladığınızda diğer kısmını uygulama şansınız yok. Örneğin parti başkanı olan bir cumhurbaşkanı aynı zamanda anayasa’nın 103. maddesine göre tarafsız. Bu mümkün değil. Dolayısıyla bu maddelerden biri sürekli ihlal edilecek demektir. Böyle bir sonuç ortaya çıktığı zaman, anayasa büyük ölçüde anlamını yitiriyor. Bu değişime siyaset biliminde “anayasa takıyyesi” diyoruz. Ortada bir anayasa var, ama yok…” ifadelerini kullandı.

YÜRÜTME KEYFİLEŞTİ

“Bu tür özelliklere sahip rejimlerde anayasanın etkin ve bağlayıcı olma özelliği geri plana atıldığı vakit, bunun ortaya çıkardığı boşluğu keyfi şekilde hareket eden yürütme dolduruyor. Kişiselleşmiş, keyfileşmiş yürütme… O zaman bu yürütmenin yapısı itibarıyla hükümetin nerede bittiği, devletin nerede başladığı, oradaki sınır bulanıklaşıyor. Bir parti devletimsi görüntü ortaya çıkıyor. Devlet ve hükümet ilişkisinin muğlaklaşması, sınırın yok oluşu, devlet aygıtlarının parti aygıtına dönüşmesi, onunla birlikte anayasal takıyyenin gelişmesi, kurumsal yapıların ciddi erozyona uğraması ya da ortadan kaldırılmasını beraberinde getiriyor.”

KAMU BÜROKRASİSİ NE TEPKİ VERECEK, BİLMİYORUZ

“Bu gelişmelerin tamamı Türkiye’nin anayasasının daha önceki maddelerinde yazan, önceden alışkın olduğumuz çok partili hayatın sonuna geldiğimizi gösteriyor. Çünkü iktidarın değişmesi durumunda dahi, -ki böyle bir rejimde iktidar kolay değişmiyor- kamu bürokrasisinin nasıl tepki vereceği ve nasıl yönetileceğini bilmiyoruz. Bu rejimlerde karar alma zorlaşıyor. O mekanizma kişiselleşiyor. Kamu bürokrasisi politika üretmiyor, onun yerine günün koşullarına göre karar alarak yola devam ediyor. Muhalefet, hiç olmadığı ya da küçük olduğu veya kale alınmadığı için alınan kararların düzgün olup olmadığı hiçbir zaman anlaşılamıyor. Bir karar istikrarsızlığı yaşanıyor. Saydıklarımın hepsine sahip olan rejime siyaset sosyolojisinde “sultanizm” deniyor.”

DEMOKRATİK BİR SEÇİM OLMAZ

“(Bu rejimde) Muhalefetin değeri yok ve giderek de azalma durumunda. Bu yapıda seçim olabilir ama demokratik seçim olamaz. Demokratik olabilmesi için herkesin özgürce fikrini beyan edebiliyor olması lazım. Muhalefetin özgürce seçim kampanyası yapabiliyor olması lazım. Ne 2017 halkoylaması ne de 2018’deki seçimler demokratik seçim ilkelerine uygundu.”

GENİŞ BİR MUTABAKAT GEREKLİ

“Buradaki asıl mesele şu: Türkiye’nin tekrar çok partili, demokratik bir rejime dönmesi söz konusuysa bunun için geniş bir mutabakat gerekiyor. Biz yirmi yıldır yaptığımız seçim araştırmalarında bir saptama yaptık. AKP ve MHP en sağdaki iki parti olarak gözüküyor seçmenin gözünde. Dolayısıyla iktidarda bulunan AKP-MHP ve belki BBP gibi partiler dışında kalan geniş bir parti yelpazesinin -ki bu solun tamamı, artı merkez, artı orta sağı içerecek durumda- tekrar demokrasiyi inşa etmek için bir araya gelip geniş bir yelpaze içinde çalışmaları lazım. Bu yelpazenin içinde beş benzemez var. Demokratik bir seçimde bunlar bir ittifak oluşturup bir arada hareket edemezler, gerek de yoktur. Herkes toplumdaki ağırlığı kadar oy alır.”

DEMOKRASİ CEPHESİ, OTORİTERLİK CEPHESİNE KARŞI

“Çeşitli ideolojik farklılıklar, seçmen farkları vardır ve dolayısıyla bunların bir araya getirilmesi de bir arada tutulması da pek zordur. Ama bugün Kılıçdaroğlu’nun son konuşmasında belirttiği gibi, Türkiye demokrasi cephesi ile otoriterlik cephesi arasında bir yarışa giriyor. Bir tür Türkiye’nin yeniden çok partili sisteme geçmesi referandumu yapılacak. Geniş bir kitleye gereksinim var ve bunun içinde yüzde 10 oyu aşan HDP’nin de bulunması gerekli. Aksi halde bu sonuca ulaşmanız mümkün belki ama çok zor. İktidarın gözünden bakıldığında “HDP ile diğer muhalefet partilerinin çalışmasını engellemek için ne yapmak gerekir” sorusu anlam kazanıyor. HDP’nin terör örgütünün vitrini olduğunu göstermek ve onunla birlikte bulunmanın meşruiyeti zedelediğini ortaya çıkarmak… Seçim araştırmalarında halka sormuştuk, “Hiç oy vermeyeceğiniz parti hangisi” diye… Neredeyse 3’te 1 HDP diyor. Onun için partilerin beraber çalışıyor izlenimi vermeleri, kendi seçmenlerine kolay anlatılamayacak bir durum. İktidar, muhalefet blokunu burada bir açmazla karşı karşıya bırakmak istiyor. Bu kadar çapraşık ilişki içinde bulunan bir bloku bir arada tutmak fevkalade zor. İktidar, kendilerinin iktidarını güçlendirmek için buradaki zorlukları artıracak politikalar izlemeye çalışıyor.”

İYİ PARTİ BLOKTAN ÇIKSIN, MHP İLE BİRLEŞSİN İSTİYORLAR

“(HDP’yi kapatma girişimi bekliyor musunuz?) Hiçbir önemi yok. Bu partiler çok kapatıldı, yenisi kuruldu. Orada bir seçmen kitlesi var. O seçmen kitlesinin belli duyarlılıkları var. Bu seçmen kitlesinin Türkiye’nin ulusal siyasetinin önemli bir parçası olarak demokraside var olup olmayacağı temel sorunumuz. Bu kitleyi demokrasiden dışlarsanız Türkiye’nin milli birliğini güçlendirmiş olmazsınız; çünkü demokrasi, siyasal katılma ve temsille ulusal birlik temin eden temel araçlardan birisidir. İYİ Parti bloktan çıksın, MHP ile birleşsin istiyorlar.”

‘SEÇTİĞİM ADAM CEBİMİ DOLDURUYOR MU?’

“2016’da doktora öğrencime bir tez yazdırdım. Dünyada “demokrasi” üzerine yapılmış araştırmalara ulaşıp, halkın demokrasiden ne anladığını saptamaya çalıştık. Çok ilginç bir manzara ortaya çıktı. Avrupa’ya yoğunlaştık. Kuzeybatıdan Türkiye’ye Güneydoğu’ya doğru bir eksen üzerinde verev bir hat çizerseniz, kuzeye çıktığınızda demokrasiden anlaşılan “özgürlüğümü garanti ediyor mu, haklarımı koruyor mu, hukukumu koruyor mu”, güneydoğuya indikçe “seçtiğim adam cebimi dolduruyor mu”; yani demokrasi “popülist patronaj” mekanizmasından ibaret büyük bir çoğunluğun gözünde…”

BU BİR YÖNETİM PROBLEMİ

“Bizde demokrasiden patronaj politikası anlaşılıyor. Özgürlükler konusunda da ilginç bir görüntü var. Türkiye’de çok yaygın anomi var. Kavram olarak Emile Durkheim’a ait. Grekçe nomos, kural demek. Anomi, kuralsızlık demek. Buna Türkiye’de büyük bir destek var. Kural, yasa, düzenleme dışında aklımıza estiği gibi ve başkalarının varlığını dikkate almadan davranmak anomik davranış. Apartmanıma iki kat fazladan çıkabilirim, trafikte ters yöne girebilir, kaldırımdan motosikletimle gidebilirim gibi. Dolayısıyla kural kabul etmiyor. Bu bir yönetim problemi.”

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin