Philadelphia | Kent Yazıları

KENT YAZILARI | ALPER ENDER FIRAT

Sağ tarafımda kilometrelerce uzanan devasa bir ışık deryası duruyordu ve biz bu ışığın içine hiç girmeden otoyoldan transit geçecektik. Oysa acelemiz yoktu, gideceğimiz yere illa belli bir saatte gitmemiz de gerekmiyordu. Şoförümüzün, konforunu bozup çok da ilgisini çekmeyen bu ışık denizine girmeye hiç niyeti yoktu ve daha da kötüsü araba ahalisinden de destek alıyordu.

Okyanus aşarak ilk defa geldiğimiz ABD’de, 2001 yılının soğuk bir Şubat gecesi Washington DC’den yola çıkmış, New York’a doğru yol alıyorduk. Arabayı kullanan için hiçbir önemi olmasa da gece karanlığında parlayan o ışık kümesinin benim için anlamı büyüktü. O benim çocukluk arkadaşımdı. Üstelik ilk defa geldiğim bu ülkede her yer gizemli, her şey çok merak uyandırıcıydı.

Onun ismini ilk defa bir atlas kitabında görmüştüm. 70’li yıllarda abimle, simit satarak kazandığımız parayla almıştık bu kitabı. Bu atlas bize evrenin sırlarını açan sihirli bir küre gibiydi, alır almaz da sokak kaldırımına oturup o kürenin gizemli dünyasına atmıştık kendimizi. Sonraları da, belki binlerce saat o kitabın içinden çıkmadım, çıkamadım. Bu kitap haftalar, aylar, yıllar boyu en sevdiğim kitap, en iyi arkadaşım olacaktı. Bütün sayfalarını günlerce tek tek inceleyip dünyanın bütün kentlerini, ırmaklarını, dağlarını, bütün şekillerini tek tek ezberleyecektim.

İşte gecenin karanlığında bir ışık denizi olarak gördüğüm Philadelphia ile de o zaman tanışmıştım. Haritada diğer büyük şehirler gibi merkezi kare şeklinde gösteriliyordu ve büyük harflerle yazılıyordu. Sanıyorum bu kayda değer bir şehir olduğunun işaretiydi. Bu yüzden haritanın ve elimdeki coğrafya kitaplarının verdiği bütün bilgileri en ince detayına kadar okumuştum. ABD’de bildiğim ve kendimce tanıdığım şehirleri yazarken New York’tan sonra ABD’nin bu ilk başkentini Philadephia’yı yazıyordum.

Yıllar sonra bu şehrin hemen yanından geçiyorduk ama hem araba sakinlerinin hem de arabayı kullananın bu durum umurunda değildi. Raif Kaptan otobandan ayrılmadan, şehri teğet geçerek New York istikametine doğru yola devam etmeyi düşünüyordu ve bunda da kararlıydı. Ancak fırsatını bulmuşken bu çocukluk heyecanımla tanışmayı çok istiyordum; ben de bunda kararlıydım. O günkü şartlarda dünyanın öbür ucuna bir daha gelmek, böyle bir fırsatı yeniden yakalamak pek mümkünmüş gibi görünmüyordu. Ele geçmişken ve zaman sıkıntımız da yokken neden görme fırsatını kaçıralım ki?

Yol, iz bilmeden bu soğuk kış gecesinde şehre girmemekte ısrar eden Raif Kaptan’a beni otoyolun kenarında bırakmasını söyleyince ve sesimdeki kararlılığı fark edince araba mızırdaya mızırdaya direksiyonu kırmaya mecbur kaldı. İtiraf etmeliyim ki dünyadaki en zor şey gezmeyi sevmeyen bir ekiple yolculuğa çıkmaktı (burada gülücük olduğunu farz edin).

Mesela aynı ekiple Washington’da Capitol’un , (Parlamento Binası) merdivenlerine kadar gelmiştik, birkaç dolara içeri girip gezme imkanımız vardı ama yoldaşlarım, bu isteğimin anlamsızlığı konusunda beni ikna etmeye çalışmışlardı. ‘Ya hiç mi televizyonda görmedin, filmlerde defalarca gördüğün bir yeri gezmek için niye bu kadar vakit harcamak istiyorsun?’ (burada da gülücük).

Sevgili Fevzi Yazıcı o dönem Washington’da yaşıyordu ve bana şehrin dehlizlerini gezdirip, bir de müzeler turu attırmak istiyordu, ama buna da karşı çıktılar. ‘Ekip dağılmasın, ayrılmayalım sonra tekrar buluşmamız çok zor oluyor’ demişler bunda da şiddetle ayak diretmişlerdi. Hasılı o şehri de doyunca ve keşfedecek şekilde gezememiştim. Şimdi intikam vaktiydi (yine gülücük).

Gece yarısı üç gibi nihayet şehre girmiştik ve bütün her yer kar altındaydı. Biz bir şehir turu attıktan sonra inip kimselerin olmadığı ana caddelerde yürümüştük. Hatta büyük bir markete girip vitrinlere bakmıştık. Bugüne kadar varlığından hiç haberdar olmadığımız ve muhtemelen bir daha olmayacağımız siyahi birkaç market görevlisiyle aynı mekanı paylaşmış, muhtemelen bunlarda kim diye düşünmesine sebep olmuştuk.

Yıllardır sahnelenen Philadelphia kent oyununda kısa da olsa bir rol almıştık. Çocukluğumdan binlerce kilometre uzaklıkta aklı zorlayan bir davranışla da olsa şehri yaşamıştık. Her büyük Amerikan şehrinde olduğu gibi kocaman binaların hüküm kurmaya çalıştığı şehir merkezinde gecenin heyecanı olmasa da bu buluşmadan çok mutluydum.

Ancak şehirden çıkmak hiç kolay olmayacaktı. ABD’de gideceğiniz istikamete kaç numaralı yolun gittiğini bilmiyorsanız yol bulma ihtimaliniz yokmuş, bunu da o zaman öğrenmiştik. Raif Kaptan bir saatten fazla şehirden çıkıp otobana bağlanmak için uğraştı. Her başarısızlığında homurtularını artırsa da iyi ki son exitten çıkmış bu şehri görmüştük.

Bu şehre gitmek 2013 yılında bir kez daha nasip oldu. Ama bu kez ilk gelişimdekinden çok daha iyi şartlarda görmek mümkün oldu. Özellikle 4 Temmuz 1776’da bağımsızlık bildirisinin okunduğu Independence Hall’ın da olduğu kentin kimliğini oluşturan her yeri görmeye fırsatımız olmuştu.

1 YORUM

  1. Alper bey,
    Çok güzel yazmışsınız; teşekkürler.

    “70’li yıllar” derken 79’u bile kastetseniz ve simit satarken atlas alıp okuyabildiğinize göre 8-9 yaşlarında bile olsanız, şimdilerde 50 gibi olmalısınız.
    Oysa foto-çiziminiz 30’lu yaşlarında “yakışıklı delikanlı”. 🙂

    Sayın Veysel Ayhan,
    Şu yazar abi ablalarımızın güncel fotoğraflarını koymalarını teklif etseniz nasıl olur?
    Hatta bir karar alıp: “İstediğiniz ülke için vize başvurusunda son 6 ayın fotoğrafını istiyorlar. Her hafta yazı yazabilen arkadaşlar, en geç 24 haftada bir yeni fotoğrafını da gönderse” deseniz ne iyi olur.

    Sizler bizim baştacımızsınız.
    Okurlarınız olarak biz her yıl yaşlanıyoruz da siz hiç mi yaşlanmıyorsunuz kardeşim? 🙂

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin