Peygamber Efendimiz’in (SAV) iletişim modeli

YORUM | MEHMET ALİ ÖZCAN  @mehmet_aliozcan

İnsanların karşılıklı olarak bilgi, duygu ve düşüncelerini birbirlerine iletme, anlatma, anlama, yorumlama şeklinde tarif edilebilecek iletişim, sözlü, sözsüz ve yazılı araçlarla gerçekleşir. Aynı ortamda bulunan kişiler, birbirleriyle sürekli muhatap olduklarından iletişim her zaman ve her yerde vardır.

İnsan, yaptığı iletişimlerle gelişir, olgunlaşır, bilgi, görgü ve deneyimlerini artırır, kendisini ve başkalarını tanır. Bunun sonucu olarak da bilgisizlikten kurtulup insanları anlar, onlarla kaynaşır ve yaşadığı toplumun bir parçası haline gelir. Kısaca iletişim, bir insan için hava, su ve besin kadar olmasa da gerekli ve zorunludur.

Allah, kendisini insanlara tanıtmak için Peygamber Efendimiz’i (sav) vazifelendirmiştir. Yaşadığı dönemin iletişim imkânlarını en iyi şekilde kullanan Efendimiz (sav), Allah’ın mesajını hem anlatarak hem de yaşayarak insanlara iletmiştir. Sonuç olarak bugün dünya nüfusunun yüzde 25’i Müslümandır.

Efendimiz (sav), kendisine peygamberlik verildikten sonra sadece inananları değil din, dil, ırk, renk, cinsiyet, sosyal statü gibi farklılıklara bakmadan bütün insanları muhatap almıştır. Yeni bir dini anlatmakla birlikte yeni bir anlayış ve iletişim modeli de geliştirmiştir. Bunu sonucu olarak da muhatap olduğu neredeyse herkesi ikna etmiştir. Bununla ilgili olarak siyer tarihinde birçok olay vardır.

Namazda söylenmemesi gereken bir şeyi söyleyen kişiyi, namazdan sonra yanına çağıran Efendimiz (sav), ona doğrusunu anlatmış. Daha sonra bu zat, “Anam ve babam O’na feda olsun, vallahi ondan daha hayırlı bir öğretici asla görmedim. Vallahi beni ne eleştirdi, ne de bana kızdı.” demiştir. Başka bir sahabe, yaptığı bir işten dolayı arkadaşları tarafından eleştirilince, durumu Efendimiz’e (sav) arz edip meselesini çözüme kavuşturunca kavmine dönmüş ve onlara: “Ben, sizde dar görüşlülük ve anlayışsızlık; yüce Allah’ın Elçisinde ise hoşgörü ve anlayış buldum.” demiştir. Görüldüğü gibi Allah Rasulü’nün (sav) tutum ve davranışları sonucunda, muhataplarında sevgi, bağlılık ve sadakat oluşmuştur.

Efendimiz (sav), peygamberlik otoritesine dayanarak muhataplarına “Ben Allah’ın Elçisiyim, dediklerimi yapın” şeklinde bir yaklaşım sergilememiş, onların anlayacağı dilden, yaşadıkları hayatı dikkate alarak ikna edici bir üslûp kullanmıştır. Muhatap olduğu insanların temel değerlerini, tutumlarını, grup davranışlarını bilerek, ona göre hareket etmiştir.

Allah Rasulü (sav), ashabı arasında kötü davranış sergileyen birini gördüğünde ve onun bu davranışını düzeltmek istediğinde “Ne oluyor ona, alnı toprak olasıcıya!” diye söze başlar, kendisine hiç de hoş olmayan bir söz ulaştığında, “İnsanlara ne oluyor da şöyle şöyle söylüyorlar?” derdi. Böyle durumlarda genel bir dil kullanan Efendimiz (sav), hata yapanları teşhir etmemiş; böylece, hem insanların onurunu korumuş hem de evrensel değerlere özen göstermiştir.

Necran’dan gelen Hıristiyan heyetle Efendimiz (sav) görüşmüş ve İslam’ı tebliğ etmişti. Kendi aralarında istişare eden heyet, “Ey Ebu-l Kasım! Seni, kendi dininle başbaşa bırakacağız. Biz de kendi dinimizde kalacağız. Biz sana istediğin şeyi verelim ve seninle anlaşma yapalım.” şeklinde cevap verdikleri rivayet edilir. Hadise daha detaylı incelendiğinde onların, aslında ikna oldukları ama kabilecilik, kişisel çıkar, sosyal konum gibi gerekçelerle Müslüman olmaktan kaçındıkları görülür.

Efendimiz (sav), etkili bir iletişim için insanlarla sürekli diyalog halinde olmuştur. Hz. Ömer’in (ra) itirazı, ashabın ağır hareket etmesine rağmen, Müslümanların aleyhine imiş gibi görünen Hudeybiye sözleşmesini kabul ederek barış ortamını sağlamıştır. Kur’ân-ı Kerim’deki “Allah, dininizden dolayı sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilikte bulunmak ve mümkün olduğunca âdil davranmaktan sizi men etmez.” (Mumtahine, 8) ve “Onlar size karşı dürüst davrandıkları sürece siz de onlara karşı dürüst davranın.” (Tevbe, 7) ayetleri de Hudeybiye’deki durumu adeta onaylamaktadır. Sonuç olarak, sağlanan barış ortamında Müslümanlar İslam’ı anlatmak üzere Arap yarımadasına dağılmışlardır.

Münafıklar, kâfirlerden daha fena sayılmalarına rağmen, Efendimiz (sav), onlara karşı müsamahalı davranmış, yanlışlıklarına karşı af ve sabırla karşılık vermiştir. Muhatap olduğu hiç kimseye, “Sen münafıksın” diyerek tavır almamış, münafıklık yapanların durumunu açığa vurmamış, ayırımcılık yapmamış, herkese eşit davranmıştır. Bu tavrıyla onların Müslümanlardan kopmalarını engellemiş, müşriklerle ortak hareket etmelerini engellemeye çalışmıştır. Zaman içinde bunların birçoğu da Müslüman olmuştur. Efendimiz (sav), böyle davranmamış olsaydı İslam onların gönlünde yer etmemiş olacaktı.

İnancında samimi olan mü’minler, boş sözlerden ve faydasız şeylerden yüz çevirir, söz götürüp getiren kimseye itaat etmez, ısrarla yalan sözden kaçınır ve yapmayacakları şeyleri söylemezler. Onlar, güzel bir sözün, kökü yerde sabit; dalları gökte olan güzel bir ağaca benzediğini bilirler. Sözün büyüleyici gücü karşısında sorumluluk duygusuyla hareket ederler. Zîrâ Efendimiz (sav), “Ya hayır söylenmesini ya da susulmasını” istemiş; gerçek Müslümanı da, dilinden ve elinden diğer Müslümanların zarar görmediği kimse olarak tanımlamıştır.

Ebu Cehil’in oğlu İkrime, Mekke’nin fethinden sonra kaçmış, eşinin devreye girmesiyle de affedilmişti. Huzura vardığında Efendimiz (sav), “Hoş geldin süvari yolcu!” diyerek iltifat etmiş ve onu güler yüzle karşılamıştır. Ashabına da, “İkrime aranıza katılıyor, onu gördüğünüzde babasına sövüp hakaret etmeyin, çünkü ölüye yapılan hakaret, hayatta olanı incitir.” buyurmuştur. Bu tutumuyla ashabını hoş olmayan bir davranış içine girmekten alıkoymuş, yıllarca İslâm’a karşı tavır almış ve kaçıp gittiği yerden affedilmek suretiyle geri dönmüş olan İkrime’nin de onurunu korumuştur.

Efendimiz (sav), insanlar arasındaki iletişimi engelleyici gördüğü bazı tutum ve davranışları şiddetle kınamış, söz konusu tavırların Müslümanca bir duruş olamayacağını belirtmiştir. Örneğin O, yalan söylemenin ve yalan yere şahitlik yapmanın çok çirkin olduğunu, gerçek gizlendiği için kin ve nefret duygularının ortaya çıkmasına sebep olan yalancılığı, ikiyüzlülük saymıştır. Bununla birlikte verilen sözde durmamayı, güveni kötüye kullanmayı ve tartışmalarda karşıdaki insana ağza geleni söylemeyi de ahlaksızlık olarak değerlendirmiştir. Zaten Kur’ân-ı Kerim’de de insanları alaya alma, su-i zanda bulunma, eksik ve kusur arama, özel hayatı araştırma ve dedikodu şiddetle yasaklanmış; kardeşlik ve dostluğun sevgi eksenli ve canlı bir iletişimle korunması istenmiştir.

Efendimiz’in (sav) yaptığı görüşmelerde, herkes düşünce ve kanaatini hür ve açık bir şekilde ortaya koymuş ve savunmuştur. Baskı ve taassubun olmadığı bu ortamlardan beklenen hedef, gerçeğin ortaya çıkması ve insanların bilgilenmesini sağlamaktır. Bu ortamlarda dikkat çekici bir husus da, Efendimiz’in (sav), karşısındaki kişilerin o an düşünemedikleri veya çekindiklerinden dolayı söyleyemedikleri şeyi, gayet samimi bir şekilde açması ve değerlendirme imkânı tanımasıdır. Böylelikle iletişimin devamını sağlamış, düşünce ve fikirlerin daha yakından net bir şekilde öğrenilmesini ve bu diyaloglardan beklenen hedefi gerçekleştirilmeye çalışmıştır.

Efendimiz’in (sav) konuşmalarına baktığımızda genelde kısa ve sade olduklarını görürüz. Bu tür konuşmalar önemlidir ve iyi dinlemeyi gerektirir. Zaten dinleme, iletişimin temel ilkelerinden biridir. “Ey iman edenler! Bir fâsık size haber getirdiğinde, doğru olup olmadığını tespit etmek için onu iyice araştırın. Aksi halde, sonra yaptığınız şeylerden dolayı pişman olursunuz.” (Hucurat, 6) ayeti iyi bir dinleyici olma ve sözün doğruluğunu araştırmayı bize tembihliyor.

Günümüz sosyal medya ortamında, insanların birbirlerine yönelik yazdıklarına baktığımızda, bunların Efendimiz’in (sav) iletişim modeline pek uymadığı görülüyor. Özellikle O’nun (sav) adını bütün insanlara duyurma derdinde olanların, O’nun (sav) üslubunu kullanmaları gerekir. Bununla birlikte Allah-ü Teâla da, “Ey iman edenler! Yapmadığınız, yapmayacağınız şeyleri neden söylersiniz? Yapmadığınız, yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında oldukça menfur bir şeydir.” (Saf, 2-3) ayetlerini de bir ölçü olarak önümüze koymuştur.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin