Paralel yandaşlar!

YORUM | CUMALİ ÖNAL 

Ekranlarda kıran kıran tartışan tiplerle sıklıkla karşılaşırız. Bunların bir kısmı tescilli yandaştır, rollerini çok başarılı bir şekilde oynarlar. Karşı cenahta yer alanlar ise kaldırdıkları toz dumandan bizlere egemen gücü yerden yere vurduklarını düşündürtmeye çalışırlar hep. Yenilir yutulur olmayan sözlerinden dolayı her an gestapolar tarafından derdest edileceklerini sanırız. Bu tipler bazen gazeteci, akademisyen, araştırmacı, bazen siyasetçi, sendikacı, sivil toplum temsilcisi olarak karşımıza çıkar.

Ama hiçbir zaman rejimin keskin kılıcı bunların ensesinde dolaşmaz. Hatta çoğu en az yandaşlar kadar keselerini doldurmakla meşguldür.

BU YAZIYI YOUTUBE’DA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Her dönem kazanan bu tiplerin en zıpkınları ise gazeteciler. Üzerlerine geçirdikleri Atatürkçü-Kemalist gömlekle ilk önce muazzam bir dokunulmazlık zırhına bürünüyorlar. Kah Atatürk kitapları basarak hem köşeyi döner hem tescilli Atatürkçü oluyorlar, kah olmadık olaylardan dahi Atatürk’e bir methiye çıkarmayı başarıyorlar. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözüyle eleştirebiliyorlar mesela.

En bariz özellikleri ise hamasette paralel evrendeki yandaşlardan dahi hızlı olmaları. Tacize uğramış bir kadın, işkence ile öldürülmüş veya sokakta terkedilmiş bir hayvan, şehit askerler vs en büyük silahlarıdır. Bu konuları günlerce dillerine dolar, ne tür hassas canlılar olduklarını kör gözümüze sokarlar. Ancak aynı isimler 80 yaşında hapsedilen bir kanser hastasını, Bank Asya’ya para yatırdığı için sabahın beşinde evinden alınan hamile bir kadını, 6 yıl beklenip 18 yaşına ayak basınca tutuklanan askerleri, günlerce sokakta bekletilen Kürt bir annenin cesedini, hapishanede gardiyanlarca darp edilerek öldürülen bir genci görmez, duymaz, konuşmazlar. Hatta onları “FETÖ” veya PKK yaftası yapıştırıp linç etmeyi vazife bilirler.

Daha acı olan ise sosyal medya takipçi sayıları yandaşlardan da, liberal ve gerçek muhaliflerden de kat be kat fazla.

Mesela bu mahallenin en ibretlik ismi Yılmaz Özdil. Sözde AKP muhalifidir. Demokrat da geçinir, aynı zamanda insan haklarını da savunur. Ama gel gör ki, bir dönemin en kanlı mafya liderlerinden Sedat Peker ile aralarında su sızmıyor. Sosyal medya üzerinden müthiş bir muhabbet gösterisi yapıyorlar (Muhabbetin görmediğimiz boyutlarının bundan daha da ileri olması muhtemel.)

En son Twitter paylaşımlarından biri şu şekilde Özdil’in:

“Tam bir yıl oldu, bugün, tarihi aydınlanma döneminin, namuslu/namussuz turnusolunun yıldönümü, lafı hiç eğip bükmeden yürekten teşekkür borçluyuz… Ailenle, çoluğunla çocuğunla iyi bayramlar Sedat Peker.”

Bir sonraki mesajı da şu: “Türkiye sevdalısı, katıksız Atatürkçü ve Atatürk milliyetçisidir. Asla yalnız değildir…” Peker de daha önce bir erkek çocuğu daha olması durumunda ismini Yılmaz koyacağını söylemişti. Bir mafya lideri Atatürkçü olunca otomatikman melekleşiyor.

Daha önce Sezen Aksu’yu Türkiye’yi cehenneme götüren yolu döşeyenlerden biri olarak da suçlayan Özdil, İsmail Saymaz ve CHP’ye yakın pek çok diğer isim ile birlikte CHP’li Maltepe Belediyesi’nden nemalanan gazetecilerden biri aynı zamanda.

Daha önce akademisyenleri kan gölünde boğmakla tehdit eden Peker’in bir de Almanya’da yaşayan çantacısı durumundaki bir gazetecisi de var.

Peki ya son yıllarda tıpkı Özdil gibi Atatürk üzerinden nemalanan, CHP’lilerin prensi İsmail Saymaz’a ne demeli? Kah Esad’cı, kah düşmanı, kah Cemaat’in masum olduğunu savunuyor, kah şeytanlaştırıyor.

Saymaz’ı birkaç paylaşımıyla kendisi anlatsın:

“Hiçbir Atatürkçü nefret etse bile ABD mahkemesinde Erdoğan aleyhinde ifade vermez – Aralık 2017.” (Komiser Hüseyin Korkmaz’ın ABD mahkemesinde ifade verirken kendisini Gülenci değil, Atatürkçü olarak anlatması üzerine.)

“İlginçtir onca propagandaya rağmen bu ülkede Esad karşıtı bir iklim oluşmadı, oluşmuyor. Çoğunluk Esad’ı düşman olarak görmüyor.

Çoğu kişi Esad’ı saldırıya uğramış ülkesini korumak isteyen bir lider olarak görüyor. Diktatörlük bahsine an itibariyle yüz veren yok. – Ağustos 2013“

“Esad’ın da, Putin’in de canı cehenneme… Bu dünyada en aşağılık sıfat Amerikancılıktır. – Nisan 2018.” (Suriye rejiminin kimyasal silah kullandığının ortaya çıkmasından sonra.)

“Mihraç Ural’la görüştüm. Reyhanlı saldırısının faili İsrail. – 14 Mayıs 2013 Radikal” (Halbuki saldırının arkasında aynı Ural’ın olduğu öne sürülüyor.

Nisan 2018’de Hürriyet’te yayınlanan bir habere imza atan Saymaz, sözde fetö soruşturmalarında el konulan bilgisayar ve telefonlara silah da ekleyerek yalan ve iftira habere imza attı.)

“Nedim Şener’in Kahraman Hainler kitabını okudum. Fethullahçıların TSK’da nasıl ürkütücü boyuta varan örgütlenmelerini, itirafçı subayların hikayalere ve anlatımlarıyla deşerek 15 Temmuz’a ışık tutuyor. – Temmuz 2018”

“Cumhurbaşkanı’nın muhalifi değilim. Eğer davet gelirse başım gözüm üstüne seve seve giderim. Ülkemizin cumhurbaşkanı çağırırsa icap etmek gerek. – Temmuz 2019”

“Büşra Erdal’ın bile tahliye olduğu fethullahçılık suçundan Ahmet Şık’ın hala tutuklu olduğu ülke, yanılmadınız Türkiye’dir. – Mayıs 2020”

“Ekrem Dumanlı’nın silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek iddiasıyla suçlanmasının itibar edilecek bir yanı yok. Bu yönde bir delil de yok – Aralık 2014”

“FETÖ gitti, METÖ geldi” derken, üfürüyor değiliz. Dün FETÖ’nün TUSKON adlı iş adamı örgütü vardı, bugün Menzil’in TÜMSİAD’ı var. Kimse Yok Mu Derneği’nin yerini Beşir Derneği… STV’nin yerini Semerkand TV… Fatih’in yerini İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi aldı. – 5 Ekim 2020”

“Fetullahçılar gerçekten sapkın bir oluşum. Küresel bir salgını, Türkiye’deki Fetullahçıların bedduasına bağlıyor. Bu kafadaki militanların bir zamanlar memleketimizde hakim, savcı, polis, asker ve istihbaratçı olduğunu düşününce insan gerçekten ürperiyor. – 21 Mart 2020“ (Emre Uslu’nun bir paylaşımına cevaben.)

Saymaz’ın bu ve benzeri yüzlerce tweet ve yorumu bulunuyor.

Asıl liberal ve tarafsız olduğunu öne süren Fatih Portakal’a ne oluyor? O da Atatürkçülüğün ekmeğini en azla yiyenlerden. Ancak gittikçe takipçi kaybeden, yaptığı kişisel programların izleyicileri günden güne eriyen Portakal’ın son paylaşımlarından biri gerçekten içler acısı.

27 Nisan tarihli paylaşımında Portakal, “Eğlenceli bir ülke olduk. Kavala’nın hakimi bildiğin AKP’li, sülale boyu AKP’liler. Eşi ise iddia o ki bildiğin FETÖ’cü sonradan kendini kurtarmak için itirafçı olmuş. Kanımca bunlar hala dirsek temasında.”

Mensupları soykırımdan geçerken Portakal, hala Erdoğan yargısının verdiği bir karar üzerinden Hizmet Hareketi’ni sorumlu tutmakta bir beis görmüyor.

Cumhuriyet gazetesinin bir anda parlayan Barış’ları, Yeniçağ’ın Murat Ağırel’i, kendine muhabir Cüneyt Özdemir’i, havuz medyasının sözde rejim muhalifi Fatih Altaylı’sı başta olmak üzere muhalif görünümlü statükocu gazeteler Cumhuriyet, Sözcü ve Yeniçağ’ın hemen tüm köşe yazarları en az İsmail Saymaz, Yılmaz Özdil veya Fatih Portakal kadar rejimin dümen suyunda hareket ediyorlar.

Zaten rejimle bu gazete ve gazeteciler arasında gizli bir işbirliği olmazsa, Erdoğan’ı en basit bir şekilde eleştiren sıradan vatandaşın hayatının karartıldığı bir ortamda bunlara bir hayatiyet tanınır mı?

Türkiye'de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

3 YORUMLAR

  1. Kendileri eski rollerini oynayamıyor. Eskiden laiklik tehlikede olurdu, laik gazeteciler ortalığı ayağa kaldırırdı. Şimdi bu alışkanlıklarını yerine getiremiyorlar. Bir boşluk oluştu. Bu boşluğu doldurmaları gerekiyor. Çünkü hala hayattalar. Ama tavırlarıyla eski irtica karşıtı duruşlarından eser yok. Bunu usta bir manevra ile durumu kurtarmaya çalışıyorlar. Tayyipte olsa abd karşısında korunur diyerek tayyipi koruduklarını itiraf etmekte ve cemaati çukura atmaktadırlar. Burada asıl amaç cemaati çukura atmak mı yoksa öncelik kendilerinin deşifre olmasını önlemek mi çözemedim. Bu adamlar dün irtica karşıtıydılar. Bugün konuşmalarında irtica karşıtı olduklarını anlayamazsınız. Önceden irtica karşıtı oluşları mı yalandı yoksa şu anda irticayı gerekirse abd karşısında desteklemeleri gerektiği fikirleri mi doğru anlayamadım. Bu insanlar eski kemalist rejim ile yeni muhaberat rejimi arasında ustalıkla geçiş yapmaktadırlar. O zaman irtica, laiklik, iran demek gerekiyordu yeni rejimde batı düşmanı, antiemperyalist olmak gerekiyor. Size en ilginç kavramı getiriyorum. Peki atatürkü nereye koyacağız? Atatürkün batılılaşması? Yoksa atatürkte mi antiemperyalistti. O yüzden mi laikler eski rejimde batı değerlerini savundu? Zekaları ölçüsünde hepsi dönüş yapıyor. Işid yok iken türkiyede irtica vardı. Şimdi ışid var ama irtica yok. Bunu sadece şu şekilde açıklayabiliriz. İrtica şu anda maskelenmektedir.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin