Papaza kızıp oruç bozmak

YORUM | VEYSEL AYHAN 

Güzel sözlerimiz var. “Papaza kızıp oruç bozmak”, “Pire için yorgan yakmak”, “İmama kızıp abdest bozmak.” Sonrasında ise “Eşeğini dövemeyip semeri dövmek.”

Bu sözleri hatırlatan e-mail veya telefonlar alıyorum. Moral bozuklukları, küsmeler, “Şu olmuşsa ben yokum,” demeler, “Eğer şöyleyse”ler…

Oysa salim bir kafayla analiz ettiğinizde verilen tepkinin tam bir “Pireye kızıp yorgan yakmak” olduğunu görüyorsunuz. İş ‘yorgan’la kalmıyor, kendinizi de yakıyorsunuz!

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Örnek vereyim. Bir arkadaş bulunduğu ülkeden telefonla arayıp şunları anlattı:

“Çok nezih bir esnaf arkadaşım var. Her yıl 500 aileye gıda yardımı yapıyordu. Bu yıl talepte bulundum. Bana ‘Şu, şu… yazılardan, falan dedikodulardan sonra vermekten vazgeçiyorum,’ dedi.”

Ben bayağı bir duraksadım, üzüldüm.

Bu yazıda anlatacaklarım o arkadaşıma verdiğim cevaplardan oluşuyor.

ASLI BIRAKIP TEFERRUATA YENİLMEK

Hizmet Hareketi’nin temeli ve aslı üçlü bir sacayağının üstünde durur:

A- İ’lâ-yı kelimetullah, B- Ma’rufu emretmek ve C- Münker’den nehyetmek.

Konumuz “Ma’ruf ve Münker”.

Sözlük şunu diyor:

“Ma‘rûf, akıl ve dinin iyi olarak nitelendirdiği fiilleri ifade eden bir isimdir; münker de yine aklın ve dinin benimsemediği, yadırgadığı şeydir.” (Rağıb el-İsfahâni, Müfredât).

Bu kelimelerin muhtevası Kur’anî emirler.

“…İçinizden hayra çağıran, iyiliği yayıp kötülükleri önleyen bir topluluk bulunsun.”  (Al-i İmrân: 104)

“Siz insanların iyiliği için meydana çıkarılmış en hayırlı topluluksunuz: İyiliği yayar, kötülüğü önlersiniz…” (Al-i İmrân: 110)

“…ma’rufu emret, münkerden sakındır…” (Lokman: 17)

“…ma’rufu emredenler, münkerden sakındıranlar…” (Tevbe: 112)

“Bir mağarada mahsur kalan üç kişinin hikâyesini anlatan uzun hadiste bu kişilerden birinin kurtulmaları için Allah’a dua edip vaktiyle yaptığı bir iyiliği anarken, ‘Bana bir kadın gelmiş ve benden -aç kalan çocuklarını doyurmak için- ma‘rûf istemişti’ dediği nakledilir (Müsned, IV, 274). Burada ma‘rûf ‘yiyecek yardımı’ anlamında kullanılmıştır.” (İslam Ansiklopedisi, İlgili madde)

“Müslüman, Yahudi, Hıristiyan ve diğer din ve düşünce mensuplarının ortaklaşa doğru, iyi, faydalı ve güzel buldukları şeyler ma’ruftur, mesela yoksullara yardım edilmesi, açların doyurulması, muhtaçların yardımına koşulması, mültecilerin korunması, barışın tesisi için çalışılması, baskı rejimlerine karşı mücadele vs. Yine herkes için ortak yanlış, kötü, zararlı ve çirkin fiiller olabilir, mesela işkence, zorbalık, hırsızlık, yalan, sömürü, hayasızlık vs. gibi…

Ma’ruf ve münkerin evrensel muhtevaları açısından bakıldığında, Müslümanlar bir yandan kendi dinlerinin somut hükümlerine uyar ve bu hükümlere göre yaşamaya çalışırlarken, diğer yandan bütün din müntesipleri ve kültürel gruplarla ortak paydalar etrafında ahlaki birliktelikler kurar; dünyada daha özgür, adil ve ahlaki ilkelere dayalı bir düzen kurulabilmesi çalışmalarına katılabilirler.” (Medine Sözleşmesi, Ali Bulaç)

Ma‘rûf, eski Arap edebiyatında “cömertlik ve ikram” anlamında kullanılmış. “Her iyilik (ma‘rûf) sadakadır”, “Size ma‘rûf getirene karşılık veriniz” hadisleri bu anlamı vurguluyor.

Hizmet Hareketi’nin faaliyetlerini usûl ve fürû olarak ikiye ayırsak usûl kısmını bu üç kelime oluşturur. Geri kalan her şey fürû’dur. O sebeple “fürûat”a ait meselelere kızıp “usûl”ü terk etmek tam olarak “Papaza kızıp oruç bozmak” gibi bir şey.

Mağdur ve yoksullara maddi ve aynî yardım, ihtiyaç sahiplerine eğitim götürme, korunmaya muhtaçları koruma, sokakta kalmışlara barınma imkânı, açlıkla ve susuzlukla mücadele, tabiata yapılan zulme engel olmak, çevre duyarlılığı… Hatta iftira ve yanlış ithamları engelleyip sözün doğrusunu ulaştırma…

Bu hizmet türleri Hizmet Hareketi’nin usûlüne dair tartışılmaz ana kalemlerdir. Bunun yanında fürûat, teferrüat, sayılabilecek para gayeli ticari işlere, bunlardaki yanlışlara kızarak kenara çekilmek âdil bir tavır olmaz.

Hizmet Hareketi’nin 50 yıllık faaliyetlerinin ana omurgasını bunlar oluşturur.

Hangi din ve mezhepten olursa olsun yoksullara evsizlere el uzatıldıysa gerekçesi bu.

Papua Yeni Gine’deki yetim çocuk için okul açıyorsanız sonra onu Harvard’a sokuyorsanız işte bu yüzden.

Afrika’da binlerce su kuyusu açıldıysa sebebi bu.

Yüz binlerce katarakt ameliyatı yapıldıysa nedeni bu.

Milyonlarca kurban kesiliyor, evsizlere gıda yardımı yapılıyorsa bundan dolayı.

Hizmet Hareketi’ndeki “pirelere” küsünce bu sorumluluklar üstünüzden kalkmıyor. Tüm bu “ma’ruf” kalemleri kendini “insan” olarak tanımlayan herkes için aynı zamanda insanî bir sorumluluk.

DÜNYA: GLOBAL BİR KÖY

Şöyle uç bir örnek vereyim.

Diyelim ki benim karşı dairede gerçekten bir terörist oturuyor. Bu şahıs beş askeri öldürmüş ve sonucunda hapse girmiş olsun. Evde kalan eşi ve iki çocuğu açlık tehlikesi altında. Suçun şahsiliği evrensel hukukun bir kaidesi. Bu prensip Kur’an’da beş ayrı ayette aynı lafızlarla vurgulanır: “Hiçbir kimse bir başkasının suçunu veya günahını yüklenmez.” (En’âm,164; İsrâ, 15; Fâtır,18; Zümer,7; Necm, 38)

Bu durumda ben o mağdur aileye karşı hem “insan” olarak hem de bir “mü’min” olarak sorumlu olurum.

“Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadisinin manası bu değil mi?

Dünya artık global bir köy. Eskiden insanlar bir başka beldedeki açlığa vakıf olmayabilirdi. Şimdi binlerce kilometre ötedeki açlıkları, komşumuzdaki açlıktan daha hızlı duyabiliyor hatta görebiliyoruz.

Gördüğüm duyduğum veya işittiğim bir mağduriyet varsa ve ben Şeytan’ın sağdan getirdiği mazeretlerle bu yardımları kestiysem sizce bu ‘pireye kızıp yorgan yakmak’ olmaz mı?

Şu hadis beni hep korkutur:

“Bir kadın, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. Kediyi hapsederek hem yiyecek vermemiş, hem de dışarı salıp gıdasını bulmasına izin vermemişti.” (Buhârî)

Bir ülkeye gıda yardımı yollamaktan imtina etmek, mağdurlara muavenet vermekten vazgeçmek bence benzer tehlikeler taşır. Gaybubetlerde eli kolu bağlı insanlar yardım bekliyor, hücrelerde esaret yaşayanlar var. Ve siz birilerine kızıp onları kendi hallerine terk ediyorsunuz!

Siz enva-i çeşit yemekle iftar yapın, “yediğiniz önünüzde yemediğiniz arkanızda” olsun, birileri kapınıza gelsin ve sizden mağdurlara yardım istesin.

Siz “filan yazıyı okudum canım sıkıldı, moralim falan kişilere bozuldu…” deyin.

Sonra o mağdur ailelerden birinde bir genç cinnet geçirip intihar etsin ve siz bundan sorumlu olmayın! Çocuklar açlıktan hasta olsun, Allah size hesap sormasın!

Gariban kadınlar pazarda yiyecek toplasın, siz mesul tutulmayın! Mümkün mü?

Gerçekten Allah rızası için mağdurlara yardım ediyorsanız, insanlara kızgınlığınızdan dolayı bundan vazgeçmezsiniz. Samimi insan her durumda mağdurlara ulaşmanın bir yolunu bulur.

İhtiyaç sahipleri bir yanda dururken, Şeytan’ın fısıldadığı bahanelerle veya istikbal endişeleriyle kenarda biriktirilen para bereketini yitirir.

Zamanla sahibini çürütür.

Çünkü onları lütfeden Allah’tır.

Her bir kuruşu, ihtiyaç sahiplerine verip vermeyeceğinizin sınandığı birer sınav sorusudur.

20 YORUMLAR

  1. Bu yazının en azından son kısmımda da şunu beklerdim: Suizanna sebebiyet vermek de vebal yüklenmektir. Bazı önde gelen insanlar buna sebebiyet vermişler ise onlar yüzünden ( kafası bulanıp) hayırdan vazgeçenlerin vebali de onlara düşmez mi? Benim durumum ise aynen yazıda anlatıldığı gibi prensipler üzerinden hizmete devam, şahısları o yüzden önemsemiyorum. İyi de yapmışım.

    • Bir tarla sahibi benzini aldı anızı yakacaktı, maksadı tarlayı temiz hale getirmekti( diyelim) insaflı adam geldi yapma dedi , sen tarlayı temizleyeceksin ama binlerce mahlukat da yanacak . Tarla sahibi yine de yakacağım dedi ama kibrit bulamadı çakmağı yanmadı sonra bir başka adam geldi çakmağını uzattı ve tarla sahibi yaktı! Binlerce masum canlı yandı yangın durmadı rüzgar da sert esiyordu kontrolden çıktı köy hanelerine bile ulaştı. Artık ne su yeter ne adam Allah bir yapmur rahmet göndere ki dursun. Ahmet dönmez in tarlası kalemiydi niyeti hizmeti temizlemekti (?) insaflı adam ona bu işe girişme kontrolden çıkar diyen arkadaşıydı( onu ben biliyorum) çakmağı uzatanda Osman Şimşek ti . Senelerce “ terk-i terk “ içeren sohbetleri bize ulaştıran Osman abi kampı terkederken terki terk etmemiş , Allah rızası için sustum derken Ahmet Dönmez e neresini okusanız yorum çıkarabileceğiniz bir teyit mektubu göndermiş. Ahmet Dönmez de bakın beni Osman bey doğruladı diyerek bin şaibeli cümleye Osman bey den aldığı bir gerçek libasını giydirmiş .Şimdi bakan herkes Osman beyin verdiği elbiseyi referans alıyor . Benim öğrendiğim birşey var hizmet insanlarının en anlamadıpı şey “ öngörü” basiret ! Mesele nereye gider demeden herkes bildiğini okuyor ve işte sonuç bu . İmtihan altında ezilen insanlrın yaraları nornal kesik değil yanık yarası rüzgar esse acıyor . Bir sürü arkadaş zaten iç tepkisini yönlendirecek yer bulamaz iken bu olay Cevdet Türkyolu nun zatında başlayıp hizmette ki genel idareci abi profiline kadar ulaştı. Halbuki cevdet beyden rahatsız olan abiler de yine ülke mesulü abilerimizdi.Göze kıl düştü dünya karardı.Ticaret yapan tüccar olsa takdir görürdü ama 47 senedir Hocaefendinin yanındayım diyen adam şu süreçte malını mazluma infak etmediyse vebalin beşi bir yerdesini boynuna zaten taktı. Evet yol ayrımındayız , gözleri açılınca şeyhi şaki görüp dergahtan ayrılanlar olacak ki gayet fıtridir , bir de bu kadar olsun gözüm açıldıysa şeyhine siz vesile oldunuz diyen müridler bildiği yolda yürümeye devam edecektir(teşbih)!Beni bar köşelerinden çıkaran abilerimle sevdim hizmeti ve o abilerim hala günde iki işte çalışıp hizmetlerine devam ediyorlar. Bin kişiden bir kaçı için ne vereceğimden şüphe ederim ne de gel dediklerinde gideceğim yerden. Abilerim de başımda sağolsun Hizmetim de . Giden arkadaşlar da varolsun Allah ayaklarına taş değdirmesin

  2. İnsan eğer gerçekten Allah rızası için yardım yapmak istiyorsa, bu yardımı yapacağı bir vesile arar. Bu vesile de yardım yapmak isteyen insanların bir araya gelerek oluşturduğu bir yapı olacaktır. Hizmet hareketi de böyle bir oluşum. Her oluşumda bazı olumsuz görünen durumlar olduğu gibi burada da var. Bu kadar sorgulanmaya, didik didik aranmaya, iftira ve işkenceye rağmen bu kadar temiz kalabilen başka bir yapı varsa, İsteyen oraya yardım etsin. Yoksa bu yapı daha temiz nasıl olur; bunun için yardım etsin. Ve Allah yardım edenlerin emeklerini boşa çıkarmasın. 🤲

    • Bu yapinin daha temiz olmasi icin ne sekilde yardim edilebilir bi fikriniz var mi? Hizmet ici ayni zamanda elestirel olabilen bi medya kursaniz kabul görür mü, Hizmetin daha seffaf olmasi icin dernek kursaniz direkt insanlari bölmüs olursunuz, kendi kendinize ombudsman da atayamazsiniz. Bu durumda yardim etmek icin yardimi kesmek daha mantikli hale geliyor bi takim zevatin tutusup bu böyle olmayacak demesi icin.

  3. Sizde cemaati içten içe adım adım darbeye sürükleyin ve binlerce insanı perişan edin ve bundan hiç sorumlu olmayın öyle mi. İnsanlar yaptıkları yardımın nereye gittiğinden emin olamıyorsa bunun suçlusu sizsiniz. Bugüne kadar yardım yapmış insanları böyle suçlamak ve korkutmak nasıl bir islamci zihniyettir. Allah size akıl fikir versin ne diyelim.

  4. Yazdiklariniz dogru olmakla birlikte yardimlari kesen insanlarin da acaba yataktaki pire mi yoksa fare mi seklinde hakli sorulari var. Evet yardim götürülecek cok yer var ama verdiginiz örneklerde tek örnek HH degil ki. HH´den cok daha seffaf bir sekilde okul acanlar, insani yardim yapan kuruluslar var. Öyleyse insanlarin neden saibeleri artan bi yere yardimda bulunayim sorusu hakli bir soru. Adam hakli olarak verdigim paranin yarisi kim olduklarini bile bilmedigim heyet mensuplari tarafindan tasvip etmeyecegim yerlere aktariliyorsa diye düsünüyorsa bu hakli bir kaygi. Bu durumda elestiri makami bu insanlar degil, buna sebep olanlar.

  5. Veysel abi, bu tür meseleler hep pire kadar değerlendirildiği için cemaat bu duruma geldi.
    Yapmayın etmeyin, az vicdanlı olun.. Bu mesele nekadar büyük farketmiyormusuz? Ortada bir güvensizlik var. Bunu nasıl küçümsersiniz?
    O pire bu pire değil!!!

  6. 1. STV nin son dönemlerindeki “Vatan Evlatları” her duyduğumda “Bu vatanın temız düşünen, yalanı dolanı olmayan, hırsızlık yapmayan sadece HH mensupları mı?” diye sorgular ve bu yakıştırmayı gereksiz bulurdum. Dünyada sadece HH mi var yardımlarda bulunan!

    2. HH mensubu insanlar küsüp yardımı hepten kesmez-kesmiyor. Sadece dağıtan ELi değiştiriyor. Burada da TR deki bölgecilik refleksi ile davranılmamalı. “Biz toplamalıyız, biz dağıtmalıyız” deniliyorsa biri(leri) hakkında olumsuz bir haber-bilgi çıktığında araştıracak AÇIK-ADİL heyet olmalı. Sonuçlar da duyurulmalı. Sonuçta hiç bir yanlışı yoksa bile ferdin gönüllü olarak “insanların aklına kötü bir izlenim bıraktık. Evet hatay yok ama HH bi zarar gelmemesi adına bu işten feragatimi istiyorum” erdemliğini göstermeli.

    3. AKP ve siyasi kulvarda koşanların bir yanlışlarında hesap vermelerini, istifa etmelerini bekliyorduk, dillendiriyorduk. Avrupadan örnekler veriyorduk. Kendi içimizden de Avrupai örnekler bekliyorduk ancak görülen o ki biz HH olarak da Ortadoğu zihniyetinden kurtulamıyoruz.

    4. Yaşadığım beldelerin bir özelliği var. Her yerde irili ufaklı akan sular var, çay, dere, ırmak gibi. Hiçbirini ISLAH etemmişler ve tabi denge bozulmadığından etraf alabildiğince yeşil. Siz bu dereleri “şehrin içinde kalıyor, ıslah edelim, yataklarını değiştirelim.” gibi düşünceye girdiğinizde tabiat bi yerde bu suyun akışını devam ettire bilme adına yeni yollar arıyor. Siz insan olarak suyun önüne SET çekerseniz su akabilmek için sağı-solu patlatıyor.
    Tabi dengede siz eleştirilere-hâkkanî uyarılara set çeker, sessiz kalırsanız bu bir çok yerden patlar.
    – Siz sorunlar küçükken dinleyip çözüme kavuşturmazsanız büyürü çözülmez haller alır.
    – Siz “bu adam vaktinde çok koşturmuş, yalanı dolanı olmaz” deyip problemde araştırmazsanız
    çözümlemeye gitmezseniz insanların TR deki adalete güveni kalmadığı gibi HH çözüm makamında bulunan insanlara da güvenini sarsarsınız.

  7. Ben pek katılamıyorum.

    Adam her yıl verdiği yere vermekten vazgeçince, Allah yolunda vermekten vazgeçiyor manasını kim nasıl çıkarabilir! Allah in rızasına giden yolu hizmet etmekte görmek ayrı, hizmeti kendimizden ibaret görmek ayrı…

    Elinde bira şişesi görsek içerisinde zemzem vardır hüsnüzani ile yetişmiş bizlere, bir esnaf her sene verdiği miktarı bize vermiyor diye hakkında suizan methiyeleri dizmek yakışmaz.

    Eskiden destek olup da şu an destek olmayan, sistemden ayrıca kendine vazife edinmiş ve bu sayede nice farklı hayır kapılarına vesile olmuş insanlar da var… Olayı, sağlı sollu, ayrıntılı değil de sadece bir esnafın verdiği himmetteki düşüşe indirgemek, bir hizmet erine yakışmamış bence.

    Veren de, verdiren de O iken, verdirmeyeni kendi içimizde aramak yerine, eleştirenlerde aramak haksızlık olur.

    Onların yaptığı eleştiri ile bu hizmette kafasında soru işareti oluşacak ve himmetini daraltacak insanlar varsa, bence sorun elestirende olduğu kadar, o eleştirilere sebep olanlar ve o eleştirilere, eleştiren kadar tatmin edici cevap vererek insanlarin kafasindaki soru işaretlerini gidermeyen, gideremeyen sorumlulardadir.

    Ağzının ucu ile yılların hizmet birikimini kullanarak, kefil göstererek para isteme devri bitti… Gerçek hizmet erleri gibi, örnek olarak, sahabe gibi bir hayat yaşarken, kim ne istemiş de bu hizmet erleri vermem demiş…

    • “Gerçek hizmet erleri gibi, örnek olarak, sahabe gibi bir hayat yaşarken, kim ne istemiş de bu hizmet erleri vermem demiş…”

      İnsanlar bunun için ömrünü vermiş, hayatlar tükenmiş, hücrelerde ömür bitmiş. Öyle yumruk sallayarak da değil.

      Teybin tuşuna basınca gelen sesten aldığı aşkla bir anda dünyanın bir köşesinde bulmuş kendisini.

      Kendileri aç iken karanlıkta kaşığı kaseye boş sallayanlar sadece masal mıydı? Onların misalini bugün yapmayacaksak daha ne zamanı bekliyoruz!?

      • Işte sorun da tam burada başlıyor. Samimi olanlar deyince akla ya geçmiş, ya da TR deki mazlumlar geliyor. O zaman bizden parayı isteyenler kim? Neden onlara güvenip de araya 10 larca bilinmeyen el sokmak yerine, doğrudan kendim ulaştırmayayım? Haa direk ulaştıracak bir ihtiyaç sahibi bilinmiyordur, bilinse de ulaştırılamayacaktır veyahut işin tembelliğine kaçıp ‘benden çıksın da’ düşüncesi ile verilebilir. Haricinde hala TR deki birilerini emir eri olarak kullanmak isteyen bir sistemin elini güçlendirmemek adına ben şahsi kanalların kullanılması taraftarıyım.

        Paralar tepede toplanacağına, aksine bylock gibi tabana yayılsın. Herkes kendi etrafındakine gerektiği kadar iletsin… Ama insanın içine bir güvensizlik, iş bilmemezlik, öyle olur muyculuk düşüyor di mi, aynısından daha fazlası maalesef sisteme verilen paralarda insanın kalbine düşüyor şu anda… Evet pire gibi görünebilir, yapılan yanlışlar, hatalar, açıklanamayan sorular. Ama sinek küçük olsa da mide bulandırır. Ya o sineği tamamen gömeceksiniz yemeğe, ya da üstünden dahi uçurmayacaksınız…

  8. Veysel abi, problemler pire mi, deve mi tam emin olamadım. Neticede bir barkaç sütteki pire kadar leke de mide bulandırır. Öyle değil mi?

  9. “Gerçekten Allah rızası için mağdurlara yardım ediyorsanız, insanlara kızgınlığınızdan dolayı bundan vazgeçmezsiniz. Samimi insan her durumda mağdurlara ulaşmanın bir yolunu bulur.”
    Öyle yapiyorum ve magdurlara ulasmanin yolunu buluyorum. Fakat bize diyorlar ki, himmetinizi bize verin cünkü kimin en kötü durumda oldugunu biz biliyoruz ve önceligi ona veriyoruz. Simdi ben napayim? Kendi buldugum magdura mi yardim edeyim, yoksa yukarilarda tepistikleri acik hale gelen insanlarin organize ettigi sisteme mi dahil olayim?

  10. Allah razı olsun. Elinize yüreğinize sağlık… Allah bize nimetlerini yağmur gibi yazdırırken yoldaki küçük taşlarla uğraşmak izansızlıktır… Kim ne ederse kendine eder. Kalbimize bakalım. Gayemiz ihlâsla rızay-ı İlahiye ulaşmaktır… Gerisi boştur

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin