Özgür Özel ‘ekmek hesabı’ yapan Erdoğan’a seslendi: ”Allah’ım sen emeklileri bu iktidardan kurtar”

”Üç yıl öncesine göre daha az ekmek alıyorsanız bana beddua edin. ” diyen AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerini hatırlatan CHP Genel Başkanı Özgür Özel,  ”O günden bugüne 200 ekmek kaybetmişiz. Beddua bizim dilimize yakışmaz. Beddua Niğde’nin, emeklinin diline yakışmaz. Beddua etmiyoruz ama dua ediyoruz. Allah’ım sen emeklileri bu iktidardan kurtar.’’ dedi.

Erdoğan’ın artık partisinin organlarına güvenmediği için yargıyı devreye soktuğunu söyleyen Özel, İBB dosyasının ‘boş’ olduğunu belirterek “Savcına, kendine güveniyorsan canlı yayını getir” diyerek Erdoğan’a seslendi.

CHP’nin tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun serbest bırakılması ve erken seçim talebiyle başlattığı “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerinin 87’ncisi Niğde Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirildi.

Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

”Buraya; depremin üçüncü yıl dönümünde, deprem bölgesinde en ağır hasar alan altı ilimizden, ilçelerimizden, o depremde yakınlarını kaybedenlerin yanından, konteyner kentlerden, sokaklardan, yastan, acıdan geliyorum. Bir kez daha milletimizin başı sağ olsun. Böyle acılar görmeyelim, bir daha yaşamayalım diye diliyorum.

“ERDOĞAN GEÇEN HAFTAYI ‘ELİ KANLI KATİL’ DEDİĞİ SUUDİ ARABİSTAN PRENSİYLE, ‘DARBECİ’ DEDİĞİ SİSİ İLE BİRLİKTE GEÇİRDİ”

Geçtiğimiz haftayı herkes sevdikleriyle geçirdi. Ben geçtiğimiz hafta Osmaniye’deydim, Kahramanmaraş’ta, Gaziantep’te, Adıyaman’da, Malatya’daydım. Konteyner kentlerdeydim, depremzedelerle el eleydim, gönül gönüleydim. Sayın Erdoğan da geçen haftayı ‘eli kanlı katil’ dediği Suudi Arabistan prensiyle birlikte, ‘darbeci’ dediği Sisi ile birlikte geçirdi. Nihayet dün Türkiye’ye geldi.

“ERDOĞAN NİHAYET LÜTFEDİP OSMANİYE’YE GİTTİ; MİLLETİ DİNLEMEDEN KENDİNİ DİNLETTİ”

Nihayet, nihayet lütfedip Osmaniye’ye gitti. Bir büyük sahne kurdurdu. O sahnenin üstünden depremzedeye videolar izletip, sahneden inmeden, sokağa girmekten, konteyner kentlerdeki durumu görmeden, milleti dinlemeden kendini dinletti. Olur olmaz şeyler söyledi, gitti.

“DEPREMZEDEYE ANAHTAR VERMEDEN ÖNCE NİYE BOŞ SENET İMZALATIYORSUNUZ?”

Oysa biz ona deprem bölgesinden hep birlikte seslenmiştik. Dedik ki; ‘Burada, depremin üçüncü yılında, bir yılda yapacağım dediğiniz konutların bir yılda yüzde 2’sini yapmışken, ikinci yılda yüzde 30’unu yapmışken, üçüncü yılda daha kendi rakamlarınızla yüzde 70’teyken, 270 bin kişi konteynerlarda kalıyorken artık bu işleri bir tarafa bırakalım.’

Mademki Motorlu Taşıtlar Vergisi’ni iki sefer aldınız, KDV’yi ikiye katladınız, ÖTV’yi aldınız, yurt dışı çıkış harçlarını artırdınız; deprem için 71 milyar dolar topladınız artan vergilerden, kampanyalardan, bağışlardan ve ’40 milyara bu evler bitti’ diyorsunuz… O zaman madem bu para toplandı, bu depremzedeye anahtar vermeden önce niye boş senet imzalatıyorsunuz? Niye 18 yıl bu insanlar para versin? Niye rezerv alanla bu insanların hakkını yiyorsunuz, üzüyorsunuz?

Dedim ki; ‘Gelin bu boş senet utancını bitirin, faiz ayıbını ortadan kaldırın, mücbir sebebi yeniden uzatın, rezerv alan sıkıntılarını çözün, konteyner çilesini bitirin, kiracılara da destek olun, ev verin, başlarını sokacak bir yer verin.’ Bunları söylersen teşekkür edeceğim dedim. Dün Osmaniye’de çıktı, hiç bunlardan bahsetmedi.

“BOŞ SENETLERİ YIRTIP ATALIM”

Buradan deprem bölgesine sesleniyoruz: O evler, o yapılan evler; eksiklikleri var, tadilat ister, güçlüğü var; bu milletin ödediği vergilerle, bu milletin kampanyasıyla, bu milletin parasıyla yapıldı. Fazlasıyla da o paralar toplandı. Biz deprem bölgesine ne yaptıysak helali hoş olsun. Erdoğan’a çağrımdır: Boş senetleri yırtıp atalım, depremzedeye senet imzalatmayalım. Helali hoş olsun!”

“87. KEZ ADALET İÇİN EYLEM YAPMAYA GELDİK”

Deprem bölgesinde ziyaretimizi bitirdik, Ankara’ya gitmeden koştuk, Niğde’ye geldik. ‘Yağmur var’ dediler, ‘şubatın başı’ dediler, ‘Hava soğuk olur, kimse gelmez’ dediler. Dedik ki; bu havada, bu tarihte miting olmaz ama biz Niğde’ye mitinge değil; Niğde’yi duymaya, Niğde’yi dinlemeye, Niğde’ye seslenmeye, Niğde’de bütün adaletsizlikleri konuşmaya, Niğde’nin vicdanına sığınmaya, 87. kez adalet için eylem yapmaya geliyoruz!

Bu meydandan taşanlara, bariyerlerin dışında kalanlara, miting meydanının dışında kalıp içeriye giremeyenlere, bu meydanı tarihi bir kalabalıkla dolduranlara helal olsun, hepinize selam olsun!

Biz demokrasi fikrinin sahibi insanlarız, siyasetçileriz; demokrasi fikrine inanan bir siyasi partiyiz. Niğde’de çok uzun yıllar, Niğde’de çok uzun yıllar siyasette istediğimiz noktaya gelemedik. Yıllardır Niğde Belediyesi’ni alamadık ama asla Niğde’nin tercihine saygısızlık yapmadık, onları hor görmedik. ‘Bir bildikleri var’ dedik, ‘Doğrusunu millet bilir, millet yetkiyi verir’ dedik; seçene ve seçilene saygı duyduk.

“KAZANINCA MİLLİ İRADE; KAYBEDİNCE MİLLETİN SEÇTİĞİNE İTİRAZ”

Buradan Niğde seçimlerini kazanan Adalet ve Kalkınma Partili Belediye Başkanı’nı da, belediye meclis üyelerini de tüm belediye meclisiyle birlikte kutluyoruz. Niğde için çalışsınlar, elimizden gelen desteği biz de vereceğiz diyoruz. Çünkü demokrasi, seçimi kazandığın gün ne yaptığınla ölçülmez. Kazanınca davul zurna, kazanınca millete iltifat, kazanınca milli irade; kaybedince milletin seçtiğine itiraz, millete itiraz, darbe… İşte bunlar olmaz! Buradan Erdoğan’a sesleniyorum: Niğde kimsenin kalesi değildir; Niğde bundan sonra milletin kalesidir, milletin kalesidir!

Niğde ne derse o olur, millet ne derse o olur. Bu millet devletini sever. Devlet çağırır, askere gider. Eline kına yakar, evladını askere yollar. Bu millet şehidi olur, ‘vatan sağ olsun’ der. Bu millet vergi istersin verir, çağırırsın gelir. Ama bu milletin karşısına devleti dikmeyeceksin. Eğer milletle devlet yarışırsa, hiç emin ol ki şuna; sadece ve sadece millet kazanır, milletin dediği olur!

“BU MİLLET YETKİYİ VERDİĞİNDE KULLANIYORSUNUZ, VERMEDİĞİNDE HAZIMSIZLIK EDİYORSUNUZ”

Valilerden il başkanı yapmaya çalışanlara, kaymakamı ilçe başkanı gibi görmek isteyenlere, devletin memurunu partiye memur kılmaya çalışanlara söylüyorum: Bu devletin ayarlarıyla oynuyorsunuz, bu milletin sinirleriyle oynuyorsunuz. Bu millet yetkiyi verdiğinde kullanıyorsunuz, vermediğinde hazımsızlık ediyorsunuz. Bu millet son sözü söyleyecek. Bu millet yüz yıl önce ilk sözü de söyledi, son sözü de söyledi. Niğde ne diyorsa onun dediği olacak!

Erhan Başkan, Ömer Fethi Gürer milletvekilimiz, örgütümüz; Niğde’nin ne sorunu varsa bunu tüm Türkiye’de, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ve sokakta takip ediyorlar. Bana da en çok hem çiftçilerin; patatesin, soğanın sorununu hem de Niğde’nin sorunlarını getiriyorlar.

Örneğin; Niğde Müzesi. Yıllardır söylerler; Avrupa Yılın Müzesi adayı gösterilmiş, 20 bin tarihi eseri var. 6 Şubat’ta zarar görmüş, ‘Yıkıp yenisi yapılacak’ denmiş; inşaatına bile başlanmamış. Bu kente turist çekmek için; hem yerli hem dünyanın her yerinden turist çekmek için bu önemli işi mutlaka ve mutlaka yapmak gerekiyor.

“BİR BEKÇİ, 30 YIL YAPILMAYAN BİR HAVAALANINI BEKLEYİP DE EMEKLİ OLUR MU?”

Bir yandan öyle şeyler duyuyorum ki; 1996’da Niğde Havaalanı’nın temelini atmışlar. O havaalanına o gün bir bekçi alıp koymuşlar. Sene olmuş 2026; havaalanı yok, bekçi de geçen sene EYT’den emekli olmuş. Ya böyle kara mizah olur mu? Bir bekçi, 30 yıl yapılmayan bir havaalanını bekleyip de emekli olur mu? Bizimkiler, siz bir ara o havaalanında temsili bir karşılama yaptınız ama halen daha bunu görüp de Niğde’nin hak ettiği işi yapmadılar.

“SEÇİM ÖNCESİ ‘TEMEL’ DİYE YALANDAN ÇUKUR KAZDILAR”

Bir diğer taraftan; Bor Fizik Tedavi Merkezi depremde hasar gördü, yıkıldı. Seçim öncesi ‘temel’ diye yalandan bir çukur kazdılar. Açılış Şubat 2025’ti; hala daha ortada yok. Müteahhit kaçmış, hiçbir ilerleme yok. Köylerde su sorunu var. 70’te yapılan Akkaya Barajı hala kapalı sisteme geçirilmedi. Su israfı had safhada; bu yüzden bir an önce planlanması lazım. Beş tekstil fabrikası kepenk kapatmış; emekçiler, kadın emekçiler işsiz kalmış. Bu sorunların tamamıyla Niğde boğuşmak zorunda.

“ERDOĞAN’DAN BİR TEK ŞEY İSTİYORUZ: SANDIK İSTİYORUZ, ERKEN SEÇİM İSTİYORUZ!”

Bunun için şunu söylüyoruz: Biz artık bu meydanlarda -birazdan söyleyeceğim- emekli için, emekçi için ya da bu meydanda Niğde için bu iktidardan bir şey istemekten vazgeçtik. Çünkü hiçbirini yapmıyorlar. Emekliye 1000 lirayı reva görüyorlar, Niğde’yi 30 senedir bekletiyorlar ve hiçbir sorunu çözmüyorlar. Onun için ne havaalanı, ne müze, ne başka bir şey, ne patatese fiyat, ne emekliye zam… Bu iktidardan, Erdoğan’dan bir tek şey istiyoruz: Sandık istiyoruz, erken seçim istiyoruz!

Bu iktidarın sorun çözme kapasitesi kalmamıştır. Erdoğan’ın enerjisi, inancı, mücadelesi tükenmiştir. Bu ülkenin yeni bir enerjiye, yeni bir yola çıkışa; yüz yıl önce olduğu gibi milleti seven, kuşatan, halktan yana, eşitlikten yana, milletten yana, yoksuldan yana, emekliden ve emekçiden yana bir halkın iktidarına ihtiyacı var. Çare, iktidar değişimidir.

“SİZ UCUZA SATIYORSUNUZ, KAZANAMIYORSUNUZ AMA MİLLET DE BEŞ KATINA YİYOR”

Bakın, rakamları canlı yayında söylüyorum; duysun Türkiye ki ne durumdayız ve nasıl çözeceğiz görsün. Niğde’de tarlada patatesin kilosu 4,5 lira ama İstanbul’da 25 lira. Siz ucuza satıyorsunuz, kazanamıyorsunuz ama millet de beş katına yiyor. 500 bin ton patates depoda bekliyor, bir ay içinde satılmazsa çürüyecek. Soğanda durum daha da kötü; tarlada 2 lira, pazarda 15 lira ve sırf tarla temizlensin diye soğanı bedava vermeyi göze alan üreticiler var.

“SÜREKLİ FELAKETLER YAŞANDI, DEVLET SAHİP ÇIKMADI”

Elma rekoltesi don felaketiyle yüzde 95 düştü. Niğde pazarına İtalya’da, Polonya’da üretilen, Niğde’nin pazar hakimiyetine karşı İtalya’nın, Polonya’nın elmaları bu pazara girdi; Niğde’nin geleceğini de tehdit eder hale geldi. Kiraz, Darboğaz kirazı… Bakmayın adı Napolyon ama Darboğaz’ın kirazı. Bununla, bu markayla dünya pazarındaydık. Sürekli felaketler yaşandı, devlet sahip çıkmadı. Bir sene dalda kaldı devlet sahip çıkmadı, öbür sene don vurdu yandı, dondan yandı yine gerekli destek verilmedi. Borç tırmandı, katlandı. Eğer bu borçlar ertelenmezse, bu borç sorununa bir çare olmazsa artık kiraz üreticileri ağaçlarını sökmeye başlayacaklarını söylüyorlar.

“TÜRKİYE’DE ORTALAMA ÇİFTÇİ GELİRİ 19 BİN 700 LİRAYA GERİLEDİ”

Türkiye’de ortalama çiftçi geliri 19 bin 700 liraya gerilemiş durumda. Buradan ilan ediyoruz ki; bu sandık geldiğinde, bu iktidar değiştiğinde, Cumhuriyet Halk Partili bir Tarım Bakanı olduğunda, çiftçinin dostu bir iktidar kurulduğunda; öncelikle tarımdaki bütün borçların -ama Tarım Kredi Kooperatifi’ne, ama devlet bankasına, ama özel bankaya- çiftçilerin borçlarının tamamının faizini bir seferliğine sileceğiz. Ana parayı beş yıla böleceğiz, beş yıla!

“SÖZ VERİYORUM; CHP İKTİDARINDA KDV YOK, ÖTV YOK”

Çiftçinin kullandığı mazot… Bugün gemilerden adam armatör, 30 tane gemisi var; mazotu ÖTV’siz alıyor, KDV’siz alıyor. Armatörün koca gemilerine bedava, burada benimle yaşıt traktör var; traktöre koymaya gelince ÖTV öde, KDV öde, mazot 60 lira! Buradan Niğde meydanından söz veriyorum: CHP iktidarında KDV yok, ÖTV yok, bundan sonra mazot 35 lira, 35 lira!

Çiftçiye mutlaka destekleme çok önemli. Planlı üretim önemli, fiyat garantili, alım garantili üretim önemli. Devletin kurumlarının planlama yapması, doğru ürüne yönlendirmesi, alım garantisi vermesi önemli. Bunların tamamı sosyal demokrat anlayışla hayata geçirilecek ve sorunları kökünden çözecek uygulamalar. Bunun için kaynak var mı? Var.

“OYU TÜRKİYE İTTİFAKI’NA VERECEKSİN; BEŞİN BİRİNİ DEĞİL, HAKKININ TAMAMINI ALACAKSIN”

Örneğin bütçede kanuna göre gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’inin bu işlere verilmesi lazım. O para 772 milyar lira ama bu sene bütçeye 168 milyar koydular, yani binde iki! Buradan söylüyorum; Niğdeli patatesçi, Niğdeli soğan üreticisi, Niğdeli çiftçi… Oyu Cumhuriyet Halk Partisi’ne, oyu Türkiye İttifakı’na vereceksin; beşin birini değil, hakkının tamamını alacaksın, tamamını!

“‘ÜÇ YIL ÖNCESİNE GÖRE DAHA AZ EKMEK ALIYORSANIZ BANA BEDDUA EDİN’ DEMİŞSİN”

Buradan, Niğde’den ilk kez Erdoğan’a hatırlatıyorum. 2005 yılı… Gazetelerde manşet. Demişsin ki: ‘Üç yıl öncesine göre daha az ekmek alıyorsanız bana beddua edin.’ O günden bugüne 200 ekmek kaybetmişiz. Beddua bizim dilimize yakışmaz. Beddua Niğde’nin, emeklinin diline yakışmaz. Beddua etmiyoruz ama dua ediyoruz. Allah’ım sen emeklileri bu iktidardan kurtar!

Hemen şurada kuyumcu var, hemen şurada. Gidin o kuyumcuya sorun: Tayyip Bey geldiği gün çeyrek altın kaç para, sizin maaş kaç para? En düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu; şimdi sizin 20.000 liranız 1,5 çeyrek altın alıyor. Öyle böyle değil; emeklinin öfkesi boşuna değil. 8 çeyrek altından 1,5 çeyrek altına geriletmek öyle alım gücü kaybı falan değildir. Türkiye’deki 16 milyon emeklinin geleceğini çalmaktır, huzurunu çalmaktır, ekmeğini, aşını çalmaktır.

“GELDİĞİMİZDE, ASGARİ ÜCRETİ TEMEL ÜCRET OLMAKTAN ÇIKARACAĞIZ”

Asgari ücrette çeyrek altından iki çeyrek altına gerilediyse, bu Niğde’deki çalışan işçi kardeşime yapılmış büyük haksızlıktır. Bunun için biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak geldiğimizde, asgari ücreti temel ücret olmaktan çıkarıp, yeniden ilk işe girildiğinde alınan, bir yıllık kıdemle birlikte hızla uzaklaşılan bir ücret haline getireceğiz.

Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında emeklinin de, emekçinin de, çiftçinin de, doğal olarak bu bütün esnafın da yüzü gülecek. Niğde’nin yüzü gülecek. Bir tek şeyi bileceğiz, bir tek şeyi: Emekli kurtulmadan emekçi kurtulmaz. Emekçi kurtulmadan çiftçi kurtulmaz. Çiftçi kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!

“DEMOKRASİ; SEÇİMİ KAZANINCA DEĞİL, KAYBEDİNCE VERDİĞİN REFLEKSLE ÖLÇÜLÜR”

Bu yaşadıklarımızın hiçbirini durduk yere yaşamıyoruz. Örneğin; geçen sene enflasyon hedefi yüzde 14’tü, iki katı oldu, yüzde 30 oldu. Yani dana kıyma 600 liradan 800 liraya çıkacakken tuttu, 1000 liraya doğru tırmandı.

İstanbul’da da 25 yıl, 30 yıl İstanbullu Tayyip Bey’e, onun atadıklarına, onun önerdiklerine oy verdi. Biz o süre boyunca İstanbul’a bir şey demedik, seçilmişe bir şey yapmaya kalkmadık. Demokrasi; seçimi kazanınca değil, kaybedince verdiğin refleksle ölçülür.

Tayyip Bey 19 Mart’ta öyle bir işe kalkıştı ki; dedi ‘Bu Cumhuriyet Halk Partisi 47 yıldır olamıyordu, birinci parti oldu. Ben büyük bir laf etmiştim, doğru bir laf etmiştim’ dedi Tayyip Bey. ‘İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder. İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır.’ İşte bu düşünceyle İstanbul’u kazananın Türkiye’yi kazanmaması için, Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı olmaması için, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara gelmemesi için, emeklinin yüzü gülmemesi için, asgari ücreti arttırmamak için, tarımda hak ettiğiniz desteklemenin beşte birini değil tamamını almayasınız diye; yani milletin efendisi dediğimiz çiftçiyi yeniden eski günlerine getirmeyelim diye bir darbeye kalkıştı.

“TAYYİP BEY AK PARTİ’NİN KADIN KOLLARINA, GENÇLİK KOLLARINA GÜVENMİYOR ARTIK”

Tayyip Bey AK Parti’nin kadın kollarına güvenmiyor artık. Tayyip Bey AK Parti’nin gençlik kollarına güvenmiyor, ana kademesine güvenmiyor. O yüzden kimsede olmayan yargı kollarını kurdu. Başına bir Bakan Yardımcısı’nı yolladı. Ya böyle şey olur mu? Niğdeliler, Niğdeliler size soruyorum; örneğin Niğdespor bir maç yapıyor olsa, maçın hakemi sahaya Niğdespor formasıyla çıksa sizin içinize siner mi? O kazandığınız maça galibiyet der misiniz? Bir AK Partili Bakan Yardımcısı’nı İstanbul’a Başsavcı yapıp Ekrem Başkan’a saldırıya başladılar.

“SİYASETEN TÜKENDİKLERİNİ, TEK ÜMİTLERİNİN O BAŞSAVCI’NIN YAPACAĞI OPERASYON OLDUĞUNU İTİRAF ETTİLER”

Aslında siyaseten tükendiklerini, tek ümitlerinin o Başsavcı’nın yapacağı operasyon olduğunu itiraf ettiler. Bakın; 19 Mart’tan beri Niğde’nin güzel insanlarının vicdanına sığınırım. Bakın; 560 milyar lira yolsuzluk dediler, 560 kuruşunu ispat edemediler. 1200 cep telefonu alındı, dağıtıldı dediler, yalan olduğunu itiraf ettiler. Parkelerin altında 2 milyon Euro para bulundu dediler, iddianameye koymadılar; ‘Yanlış duymuşum’ dediler. Ekrem İmamoğlu’nun lüks araçları diye bir garaj gösterdiler, MHP’li milletvekilinin çıktı. ‘Para dolu valizler’ dediler, içlerinden çamur çıktı. Gaziosmanpaşa Belediyesi’ni bastılar, kasadan dolar gösterdiler; baktık ki gerçek arama kaydında içerden bir tek resmi mühür çıktı. TRT’ye sorduk ‘Bu görüntü nerden çıktı?’ diye; ‘Orijinalini bulamadık, stoktan kullandık’ dediler.

”SAVCINA GÜVENİYORSAN, DELİLİNE GÜVENİYORSAN CANLI YAYINI GETİR”

Bakın; iddianamede bahar geçti, koca yaz geçti, sonbahar geçti; üstünde tepindikleri ne varsa yalan çıktı, sahtekarlık çıktı. Hiçbirisi iddianamede çıkmadı. O günlerde ‘Güçlü bir iddianame gelecek’ diyorlardı; ben arkadaşlarıma güvendim, canlı yayın istedim. Devlet Bahçeli de bana destek çıktı, ‘Millet Hanya’yı da görür Konya’yı da’ dedi. Ama iddianame çıkınca canlı yayında Devlet Bahçeli’nin sözüne karşı Erdoğan ‘Uygun olur’ demişti; bu sözü de yalan çıktı. Buradan Erdoğan’a soruyorum: Savcına güveniyorsan, deliline güveniyorsan canlı yayını getir, cevaplarını millet dinlesin. Kimseyi kandırmaya hakkın yok senin!”

 

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin