CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, Financial Times için kaleme aldığı yazıda Türkiye’deki mutlak butlan süreci, muhalefete yönelik soruşturmalar ve demokrasi tartışmalarını değerlendirdi. Erdoğan’ın gerçek bir alternatifle karşılaştığında devletin ve yargının gücünü kullandığını savunan Özel, iktidarın “sadık muhalefet” yaratmaya çalıştığını söyledi. NATO zirvesi öncesinde Türkiye’nin müttefiklerine seslenen Özel, demokratik rekabetin ve hukukun üstünlüğünün olmadığı bir Türkiye’nin güvenilir ortak olamayacağını belirtti: “Türkiye’nin müttefiklerinin, Erdoğan yönetiminin kendi çıkarlarına yönelik oluşturduğu riskleri net bir şekilde görmesi gerekiyor. Kısa vadeli jeopolitik çıkarlar uğruna otoriter hükümetlere meşruiyet kazandırmak tarihi bir hatadır.”
CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde Financial Times’a yazı yazdı. Yazıda, Erdoğan yönetiminin muhalefete yönelik politikaları, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, CHP kurultayına ilişkin mahkeme kararı ve Türkiye ekonomisindeki sorunlar ele alındı. Türkiye’nin NATO içindeki stratejik konumuna dikkat çekilirken, demokrasi ve hukuk devleti alanındaki gerilemenin yalnızca Türkiye’yi değil, Avrupa’yı ve NATO’nun güney kanadını da etkileyebileceği belirtildi. İşte Özel’in yazısından önemli bölümler:
“Stratejik güç, daha karanlık bir gerçeği gizliyor”
“Dünya liderleri önümüzdeki hafta NATO zirvesi için Ankara’da bir araya gelirken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu fırsatı bir güç gösterisi yapmak için kullanacak. Ancak bu imaj, daha derin bir kırılganlığı maskeliyor: Türkiye demokrasisine yönelik giderek artan baskıları. Erdoğan hükümeti, ülkenin gerçeklerini dünyadan saklamaya çalışırken; barışçıl protestocuları, avukatları, gazetecileri ve akademisyenleri gözaltına aldı. Bu durum Türkiye için kötüdür; aynı zamanda başta Avrupa olmak üzere NATO ortaklarımız için de bir tehlike arz etmektedir.”
“Karadeniz’e erişimi kontrol etmekte; Suriye, Irak ve İran ile sınır komşuluğu yapmaktadır; ayrıca Avrupa’nın güvenliğini defalarca sınayan çatışma bölgelerine yakın bir konumda yer almaktadır. Silahlı kuvvetlerimiz NATO’nun en büyük ordularından biridir ve savunma sanayimiz Avrupa’nın güvenliği için giderek daha elzem bir hale gelmektedir. Yine de bu stratejik güç, daha karanlık bir gerçeği gizliyor. Türkiye ekonomisi ağır bir baskı altında: Tartışmalı resmi rakamlara göre bile enflasyon yüzde 30’un üzerinde seyrediyor, tüketici güveni zayıf ve milyonlarca insan kendisini on yıl öncesine kıyasla daha yoksul, daha az güvende ve daha umutsuz hissediyor. Türkiye aynı zamanda Avrupa’nın en büyük cezaevi nüfusuna sahip; bu da rıza yerine giderek daha fazla baskıya dayanan bir devletin işaretidir.”
“Gerçek bir alternatifle karşılaştığında devletin ve yargının gücünü kullandı”
“Bu içsel zayıflığın siyasi sonuçları da oldu. Erdoğan artık eskisi kadar popüler değil. 2024 yerel seçimlerinde partisi, iktidara gelmesinden bu yana en ağır yenilgisini aldı. 2023 yılından beri liderliğini yürüttüğüm Cumhuriyet Halk Partisi, ülkenin birinci yerel siyasi gücü haline geldi. Biz bu seçimi; kirasını ödeyemeyen emeklilerin, geleceğe dair hiçbir vizyon göremeyen mezunların, çocuklarına düzgün yiyecek alamayan anne babaların, yani sıradan insanların mücadelelerini merkeze alan bir kampanya yürüterek kazandık. Hem kendi seçmenimize hem de kendisini terk edilmiş hisseden eski Erdoğan destekçilerine seslendik. Erdoğan’ın buna verdiği yanıt ise sisteminin kalbindeki zayıflığı ortaya koydu: Gerçek bir alternatifle karşı karşıya kaldığında, demokratik rekabeti ortadan kaldırmak için devletin ve yargının gücünü kullandı.”
“İlk büyük hedef Ekrem İmamoğlu oldu”
“İlk büyük hedef, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu oldu. Mart 2025’te, kamuoyunda yaygın bir şekilde siyasi amaçlı olduğu kabul edilen yolsuzluk, teröre yardım ve casusluk suçlamalarıyla hapsedildi. Bunu, CHP’ye yönelik daha geniş çaplı bir tasfiye dalgası izledi. O günden bu yana 30’dan fazla muhalif belediye başkanı gözaltına alındı veya hapsedildi. Ve geçen ay bir mahkeme, CHP lideri olarak seçildiğim parti kongresini iptal etti. Yargı kararıyla görevden uzaklaştırıldım ve Erdoğan’a karşı defalarca seçim kaybetmiş eski bir parti genel başkanı yeniden göreve getirildi.”
“Erdoğan, kendi sadık muhalefetini yaratmaya çalışıyor; seçimlere katılabilecek ama gücünü asla tehdit edemeyecek bir muhalefet. Oy vermenin yaşatıldığı ancak gerçek rekabetin ortadan kalktığı bir siyasi düzen istiyor. Rusya ve Belarus, bu yolun nereye çıktığına dair birer uyarı niteliğindedir.”
“Baskıyı istikrarla karıştırmamalıdır”
“Müttefiklerimiz, baskıyı istikrarla karıştırmamalıdır. Demokratik rekabetin, toplumsal meşruiyetin veya hukukun üstünlüğünün olmadığı bir Türkiye, öngörülebilir veya güvenilir bir ortak değildir. Böyle bir yapıda dış politika, içeride hayatta kalmanın bir aracı haline gelir. Bugün Erdoğan, sadece kendi konumunu güvence altına almak için yüzünü Washington’a dönebilir, yarın Moskova’ya, ertesi gün Pekin’e çevirebilir. Tek bir adamın yönetiminin bekası, Türkiye’nin ulusal çıkarlarının üzerine konulmaktadır.
Ayrıca daha yakın bir tehlike de söz konusudur. Vatandaşların seçimler yoluyla değişimin mümkün olduğuna dair inancını engelleyen bir rejim, umutsuzluk ve öfke yaratır. Ekonomik kötü yönetim ve derinleşen yoksullukla birleştiğinde bu durum, toplumsal ve siyasi çalkantı riskini artırır. Böyle bir patlama Türkiye sınırları içinde kalmaz; Avrupa’nın güvenliğini, kritik enerji hatlarını, Orta Doğu’yu ve NATO’nun güney kanadını etkiler.”
“Türkiye’nin demokratları demokrasi ithal edilmesini istemiyor”
“Ülkemizin siyasi rotasını çizmek Türkiye’nin müttefiklerine düşmez. Türkiye’nin demokratları dışarıdan demokrasi ithal edilmesini istemiyor. Toplumları dış müdahalelerle yeniden şekillendirme girişimlerinin yarattığı yanılsamaları, öngörülemeyen sonuçları, fantezileri ve mutlak başarısızlıkları fazlasıyla gördük. Bu görev Türkiye halkına aittir. Vatandaşlarımız, baskı ve korkuya rağmen barışçıl bir şekilde değişim arzuladıklarını defalarca göstermiştir; oy kullanmış, yürümüş ve onurlarını savunmuşlardır.”
“Türkiye’nin stratejik değeri, demokrasisinin yok edilmesiyle artmaz”
“NATO zirvesinde Erdoğan kendisini vazgeçilmez olarak sunacaktır. Ancak hiçbir ülkenin stratejik değeri, demokrasisinin yok edilmesiyle artmaz. Türkiye’nin müttefiklerinin, Erdoğan yönetiminin kendi çıkarlarına yönelik oluşturduğu riskleri net bir şekilde görmesi gerekiyor. Kısa vadeli jeopolitik çıkarlar uğruna otoriter hükümetlere meşruiyet kazandırmak tarihi bir hatadır. Bu durum nadiren istikrar üretir; çoğunlukla, kaçınılmaz olan hesaplaşmayı daha tehlikeli hale getirir.”
