Osmanlı tarihinin acı bir sayfası: Kardeş katli meselesi

YORUM | Dr. YÜKSEL NİZAMOĞLU 

Osmanlı tarihinin en tartışmalı ve dramatik konularından birisi, tahta çıkan padişahın kardeşlerini öldürtmesi uygulamasıdır. “Kardeş katli” olarak bilinen bu uygulamayla sadece isyan eden şehzadeler değil kundaktaki bebeklerin bile öldürülmesiyle Osmanlı tarihinin en acı sayfalarından birisi ortaya çıkmıştır.  

En dikkat çekici husus ise bu uygulamanın Fatih Kanunnamesi’nde yer almasıyla, sonraki padişahlara kardeş katli için “meşru nedenler” oluşturulmasıdır. Diğer önemli husus da kardeş katlinin “ekser ulema tarafından tecviz” edilmesidir.

TARİHİ SÜREÇ

Kardeş katlinin nedenlerini öncelikle Türk veraset sisteminde aramak gerekir. Türklerdeki “ülke hanedan üyelerinin ortak malıdır” anlayışının sonucu olarak “ülüş sistemi” ile topraklar, kardeşler arasında paylaşılmaktadır. Gerek İslam öncesi Türk devletleri gerekse Müslüman Türk devletlerinde görülen bu anlayış, birçok kanlı mücadeleye ve devletlerin uzun ömürlü olmamalarına yol açmıştır. Osmanlılar, bu örnekleri ve özellikle Türkiye Selçukluları döneminde yaşananları tahlil ederek kardeş katli uygulamasına başvurmuşlardır.

Türk egemenlik anlayışına göre her erkek hanedan üyesinin tahta çıkma hakkı vardır. Bu durum babasının ölümü sonrasında tahta çıkan kardeşin diğer kardeşlerini “ileride isyan etme ihtimali” nedeniyle öldürmelerine neden olmuştur. Nitekim çeşitli nedenlerle isyan etmeye hazırlanan yeniçerilerin padişahı “Allah kardeşlerinize uzun ömür versin” şeklinde bağırarak tehdit ettikleri görülmektedir. Yine ülüş sisteminin etkisiyle Cem Sultan, ağabeyi II. Bayezid’e ülkeyi paylaşmayı teklif etmiştir.

Diğer bir neden olarak Fetret Devri’nde yaşanan olaylar değerlendirilebilir. 1402-1413 arasındaki bu kaos devrinde şehzadeler birbirleriyle mücadele ederlerken komşu devletlerle iş birliği de yapmışlardı. Bu dönemde yaşanan olayların “kardeş katli” uygulamasında etkili olduğu çok açıktır.

Osmanlı Devleti’nde ilk dönemde görülen bir uygulama da şehzadelerin Bizans’a “barış teminatı” olarak rehin verilmesidir. Örneğin Fetret Devri’nde Edirne’ye hâkim olan Emir Süleyman, bir oğlunu Bizans’a rehin olarak vermişti. Yine Yıldırım Bayezid’in oğlu Mustafa Çelebi (Düzmece Mustafa) ve Çelebi Mehmet’in oğlu Mustafa, II. Murat’a karşı Bizans tarafından desteklenerek isyan ettirilmiştir. Çelebi Mehmet’in diğer oğlu Orhan da II. Mehmet tahta çıktığında Bizans’ın kışkırtmasıyla isyana kalkışmıştır.

Bir neden de padişahın tahta geçtiğinde sağ bıraktığı şehzadelerin bir süre sonra isyan etmeleridir. Başka bir neden de “ülkenin hanedan üyelerinin ortak malı” olduğu anlayışının Fatih’le birlikte önemli bir değişime uğramasıdır. Fatih; Türk-Moğol, İran, İslam ve Roma geleneklerinin bir sentezi olarak “mutlak Osmanlı padişahı” karakteriyle bütün gücü padişahta toplamıştır. Bu güç, otoritesine engel olabilecek kardeşlerini bir tehlike olarak gördüğünden “kardeş katli uygulaması” Fatih Kanunnamesi’nde yer almıştır.

FATİH KANUNNAMESİ

Fatih Kanunnamesi, ilk defa Mehmet Arif Bey tarafından Tarih-i Osmani Encümeni Mecmuası’nın (TOEM) bir ilavesi olarak Österreichische Nationalbibliothek” nüshası esas alınarak yayınlanmıştır (İstanbul, 1330). Buna karşılık kanunnamenin, özellikle içerdiği “kardeş katli” meselesinden dolayı sahte olduğu iddia edilmiştir.

Bu fikir Ali Himmet Berki gibi son dönem Osmanlı-İslam hukuku uzmanı olarak tanınan bir kişi tarafından ortaya atılmış olsa da bugün tarihçiler, kanunnamenin gerçek olduğu ve kardeş katlini onaylayan maddenin de kanunnamede yer aldığı hususunda ittifak etmişlerdir.

Fatih kanunnamesine, “Bu kanunname atam dedem kanunudur ve benim dahi kanunumdur” şeklinde başlamakta ve teşrifat kaideleri, kadıların mertebeleri, saltanat işlerinin tertibi, suçlar ve cezaları gibi konulara yer vermektedir.

Kanunnamenin bizi ilgilendiren kısmı ise “Ve her kimesneye evlâdımdan saltanat müyesser ola, karındaşların nizâm-ı âlem içün katl itmek münasibdir. Ekser ulemâ dahi tecviz etmişlerdir. Anınla âmil olalar” maddesidir. Ancak kanunnamenin gerçek olmadığını iddia eden Berki, Fatih gibi alim bir padişahın böyle bir hüküm koydurmayacağını iddia etmektedir.

Bu maddeyle o zamana kadar uygulanan “kardeş katli” örfî hukuk kapsamında meşru hale getirilmiş, kanunnamedeki “evlad-ı kiramım neslen ba’de neslin bununla âmil olalar” ifadesiyle sonraki padişahlar için bir bağlayıcılık hedeflenmiştir.

Fatih kanunnamesinde tahta çıkış usulüne bir çözüm getirmemiş ve bir padişah öldüğünde hayatta olan bütün çocuklarının saltanat hakkı devam etmiştir. Buna karşılık bazı yorumculara göre “nizam-ı alem” için tahttan çıkan kardeşe diğer kardeşlerini öldürtme hakkını vererek “cemiyetin selameti için fert feda edilir” düsturuna dayanan “adalet-i izafiyeyi” tercih etmiştir. Kardeş katlinin ağır faturası sonucunda Osmanlı tarihinde altmış civarında şehzade katledilmiştir.

KARDEŞ KATLİ UYGULAMALARI

Fatih’e kadarki Osmanlı hükümdarlarının tahta geçiş şekillerine bakıldığında genel bir kaide olmadığı, vasiyet ya da devlet adamlarının ittifakıyla hükümdarın belirlendiği görülmektedir. Orhan Bey babasının vasiyeti üzerine Ahilerin desteğiyle, I. Murat da babasının vasiyeti ve vezirlerin ittifakıyla tahta çıkmış, tahta çıktığında kardeşleri İbrahim ve Halil’i öldürtmüş, daha sonra da kendisine karşı isyan eden oğlu Savcı Bey’i “devletin selameti için” katlettirmiştir.

Babası I. Murat’ın savaş meydanında şehit edilmesi üzerine beylerin ittifakıyla tahta çıkan I. Bayezid (Yıldırım) de savaşta sol kanadın komutanı olan kardeşi Yakup’u idam ettirmiştir.

Fetret Devri de feci taht kavgalarına sahne olmuş ve kardeşleri İsa, Musa ve Süleyman’ı ortadan kaldıran I. Mehmet (Çelebi) hükümdar olmuştur. Çelebi Mehmet de kendisinden sonra hükümdarlık için oğlu Murat’ı vasiyet etmiş ve ölümü sonrasında II. Murat tahta çıkmıştır.

Tarihlere “Düzmece Mustafa” olarak geçen amcasını ve kendisine isyan eden kardeşi Mustafa’yı öldürten II. Murat, diğer iki kardeşi Mahmut ve Yusuf’u öldürtmek yerine gözlerine mil çektirerek yaşamalarına izin vermiştir. II. Mehmet (Fatih) ise hükümdar olduğunda ilk iş olarak kardeşi Ahmet’i öldürtmüştür.

KARDEŞ KATLİNİN İZAHI

Kardeş katlini savunan yazarlara göre padişahlar, ülkenin bölünmesini engellemek için mecburen bu yola başvurmuşlardır. Örneğin hukuk tarihçisi Ekinci, yazısına eski Türklere ait “bölüneni börü (kurt) yer” sözüyle başlar ve tahmin edileceği gibi önceki Türk devletlerinin “hakimiyet anlayışı” nedeniyle yıkıldığı vurgusunu yapar. Ekinci’ye göre Osmanlılar “nizam-ı alem” için çocuklarını ve kardeşlerini feda etmişlerdir. Bu da “Bir ormanda iki arslan olmaz” ve “Mülk, bir hükümdara az, iki hükümdara çoktur” sözleriyle açıklanabilir.

Kardeş katlini savunan yazarlar, Ankara Savaşı sonrasında yaşanan taht kavgalarını öne çıkarmakta ve bu uygulamanın ne kadar isabetli olduğuna delil olarak Fatih’in ölümü sonrasında oğlu Bayezid’le Cem arasında yaşanan mücadeleyi ve özellikle halaları Selçuk Sultan’ın ülkenin paylaşılması teklifini göstermektedirler. II. Bayezid bu teklifi reddetmiş ve mücadeleye girişmiştir.

“Kardeş katli” Fatih Kanunnamesi’nde yer aldığına göre şeklî olarak hukuka uygun olup şer’î yönden uygunluğu ise ayrı bir tartışma konusudur. Her şeyden önce kanunname, bir “örfî hukuk” düzenlemesidir. Örfî hukuku şer’î hukukun bir parçası olarak kabul eden görüş esas alındığında kardeş katli de şer’î hukuk kapsamında değerlendirilir.

Örfî hukuk açısından hanedan mensubunun hükümdarlık iddiasıyla ortaya çıkması ve isyan etmesi (hurûc ale’s-sultan) “siyaseten katl” kapsamında olduğundan padişah, isyan eden kardeşlerini ya da çocuklarını öldürme hakkı elde etmekte ve “baş hâkim-baş yargıç” konumunu kullanarak ölüm kararı verebilmektedir.

Savcı Bey’in babası I. Murat’a, Cem Sultan’ın ağabeyi II. Bayezid’e ve Şehzade Bayezid’in babası Kanuni’ye karşı isyanları, bu kapsamda değerlendirilmektedir. Savcı, Cem ve Bayezid, “meşru otoriteye” karşı isyan etmişler ve bedelini de ödemişlerdir.

Burada en önemli soru, ileride isyan etme ihtimaline binaen şehzadelerin öldürülmesinin dinen uygun olup olmadığıdır. Nitekim ulema bu konuda büyük bir ihtilaf yaşamışsa da bazı alimler bunu “say-ı bi’l-fesad-bozgunculuk” suçu kapsamında yorumlamışlardır. Ancak hiçbir isyan belirtisi olmayan bir şehzadenin katledilmesinin izahı mümkün değildir.

Buna rağmen bu uygulama, yine Ekinci’nin ifadesiyle söylemek gerekirse “iş işten geçmeden” ileride çıkacak bir isyanın, binlerce kişinin ölümüne yol açacağı düşüncesiyle savunulmaktadır. Bu anlayışa göre tahta geçen hükümdar, kardeşleri isyan etmese de onları katletme hakkına sahip olduğundan, şehzade, henüz kundakta bile olsa bu acı felaketle karşılaşacaktır. Nitekim şehzadelerin büyük çoğunluğu hiçbir isyan belirtisi olmadan padişah tahta çıktığında katledilmişlerdir.

Konu üzerinde doktora tezi olan Mehmet Akman’a göre kardeş katline İslam hukukundan açık bir destek bulamayan Osmanlı alimleri, bir kısım genel ilkeleri öne çıkarmışlardır. Bunların başında Kur’an’ı Kerim’deki “Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür” ayeti gelmektedir (Bakara, 191). Örneğin Şeyhülislam Hoca Sadeddin Efendi ve tarihçi Bosnevî Hüseyin Efendi’nin izahı bu şekildedir. Ancak Mecelle’nin ifadesiyle “beraat-ı zimmet asıldır” ve hiç kimse suçu ispatlanmadan ve “ibret olsun” diye cezalandırılamaz.

Mecelle’de “zaruretler haramları helal kılar” şeklinde ifade edilen kural çerçevesinde de kardeş katlinin izah edilmesi mümkün gözükmemektedir. “Devletin bekası” gibi bir nedenle zaruretler çerçevesinde de olsa insan hayatının sona erdirilmesinin onaylanması mümkün değildir. Hele henüz isyan etmemiş yani suç işlememiş bir şehzadenin idamı, zaruretlerle de izah edilemez.

Diğer yandan Kur’an-ı Kerim’de Kehf süresinde yer alan Hızır (as) kıssası veya fıkıh kitaplarında düşman tarafından esir alınan Müslüman esirlerin siper yapılması halinde öldürülebileceği şeklindeki ruhsatın, kardeş katlini şer’î hukuka uygun haline getirmesi de doğru bir izah olamaz. Sonuçta kardeş katlinin, İslam ceza hukuku ile bağdaştırılmasının çok zorlama yorumlar olduğu anlaşılmaktadır.

ACI BİLANÇO

İsyan sonucunda kardeş katline maruz kalan şehzade sayısı sekiz olmasına karşılık bir isyan etme belirtisi veya ihtimali olmadan Yıldırım Bayezid kardeşi Yakup’u, Fatih kardeşi Ahmet’i, II. Bayezid Cem’in oğlu Oğuz Han’ı, Yavuz kardeşi Korkut’u ve sekiz yeğenini, Kanuni oğlu Mustafa ve Mustafa’dan olma torunuyla Şehzade Bayezid’in beş oğlunu ve Rodos’un fethi sonrasında Cem’in oğlu Murat ve bir veya iki oğlunu, III. Murat beş kardeşini, III. Mehmet on dokuz kardeşini, II. Osman kardeşi Mehmet’i, IV. Murat kardeşleri Bayezid, Süleyman ve Kasım’ı, III. Osman amcazadesi Mehmet’i idam ettirmiştir.

Kardeş katli, 17. yüzyılda uygulanmaya başlanan “ekber ve erşed” uygulamasına ve şehzadelerin öldürülmek yerine sarayın bir bölümünde hapsedilmeleri esasına dayanan “kafes usulüne” kadar devam etmiş ve Osmanlı tarihinin en acı sayfalarından birini oluşturmuştur.

Ulemanın kardeş katlini, saltanat verasetini Fatih’in saltanatın bölünmezliği prensibine uygun hale getirme endişesiyle onayladığı, sonraki hadiselerde de bazen karşı çıkanlar olsa da “ateşle oynamak” yerine padişahın isteğine onay vermeyi tercih ettiği anlaşılmaktadır.

***

Kaynaklar: A. Özcan, “Fatih’in Teşkilat Kanunnamesi ve Nizam-ı Alem İçin Kardeş Katli Meselesi”, İÜEFTD, 1982, S. 33; M. Akman, “Kardeş Katli ve Hukukî Boyutu”, Düşten Fethe İstanbul, İstanbul, Üsküdar Belediyesi Yay, 2015; A. Giz, “Osmanlı Şehzadelerinin Hazin Romanı”, Hayat Tarih, Yıl: 14, S. 7, Temmuz 1978; A. Mumcu, Osmanlı Devleti’nde Siyaseten Katl, AÜ Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara, 1963; E. B. Ekinci, “Osmanlı Hukukunda Kardeş Katli Meselesi”, Fikret Eren’e Armağan, Ankara, Yetkin, 2006,; İ. E. Çakır, “Kanunname-i Âl-i Osman ve Kardeş Katli”, 1. Uluslararası Hünkâra Vefa Sempozyumu, Gebze, 2013.    

1 YORUM

  1. Yıllardır söylüyordum, Fatih müjdelen birisi vs değildi. Bebek, kardeş demeden en küçük bir şüpheyle hatta ihtimalle kardeşini öldürecek, çocukların öldürülmesi için emir verecek kadar alçak bir katildi….

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin