DR. YÜKSEL NİZAMOĞLU | YORUM
Bugünlerde gündemi meşgul eden tüketici boykotunun Osmanlı dönemindeki ilk örneği II. Meşrutiyetin ilanı sonrasında Avusturya ve Bulgaristan’a karşı gerçekleşmişti. Sonrasında Girit meselesinden dolayı Yunanistan ve 1911 yılında da Hacı David Kumpanyası nedeniyle ABD boykota maruz kalmıştı.
1908 AVUSTURYA BOYKOTU
Kubbealtı Lügat’te “belirli bir şeyin yapılmasını veya yapılmamasını sağlamak için iradesi üzerine baskı yapmak amacıyla bir kişi, kuruluş veya devletle her türlü ilgiyi kesme” olarak tanımlanan “boykot” ifadesi siyasi literatüre XIX. Yüzyıl sonlarında girmiştir. 1879’da İrlandalı çiftçiler malikane kahyası Charles Boycott’a karşı satışların engellenmesi amacıyla çeşitli protesto yöntemleri uygulamışlar ve “boykot” kavramı bu uygulama sonrasında benzer eylemler için kullanılmaya başlamıştır. Zamanla boykot; işçi haklarında, ekonomik mücadelelerde, iç ve dış siyasi mücadelelerde bir yöntem olarak tercih edilmiştir.
Osmanlı tarihinin ilk bilinen örgütlü boykotu ise Avusturya’ya karşı organize edilmiştir. Nedeni ise Avusturya’nın yıllardır yönetmekte olduğu Bosna-Hersek’i topraklarına ilhak etmesidir. Bilindiği gibi II. Abdülhamit’in saltanatının henüz ilk yılında tarihe 93 Harbi olarak geçen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı yaşanmış, Osmanlı orduları hem Kafkas cephesinde hem de Rumeli’de büyük bir mağlubiyete uğramışlar hatta Rus ordusu Ayastefanos’a (Yeşilköy) kadar gelmişti. Sonrasında yapılan Berlin Antlaşması ile de Bosna-Hersek Osmanlı toprağı olarak kalsa da yönetimi Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na bırakılmıştı.
23 Temmuz 1908’de ise İttihatçı subayların hareketi üzerine Padişah Abdülhamit ikinci defa meşrutiyeti ilan etmek zorunda kalmıştı. Bunun doğal sonucu olarak da Osmanlı coğrafyasında seçimlerin yapılması ve padişahın 1877’de tatil ettiği Meclis-i Mebusan’ın yeniden açılması gerekiyordu. Dolayısıyla kâğıt üzerinde Osmanlı Devleti’ne bağlı olan Bosna-Hersek’te de seçim yapılacak ve mebuslar İstanbul’da yeniden açılacak meclise gelecekti. Böylece halk bir kez daha Osmanlı aidiyetini hatırlayacaktı.
Avusturya buna tedbir olarak 5 Ekim 1908’de Bosna-Hersek’i topraklarına kattığını ilan etti. 1878’deki Berlin Antlaşması ile görünürde de olsa Osmanlı Devleti’ne bağlı olarak oluşturulan Bulgaristan da aynı gün Osmanlı Devleti’nden ayrılarak bağımsızlığını açıkladı. Bu gelişmeler ertesi günün İstanbul basınında yer aldı ve kamuoyunda büyük bir tepki oluştu. Osmanlı Devleti’nin ne Avusturya’ya ne de Bulgaristan’a savaş ilan edecek bir durumu olmadığından Bakanlar Kurulu Sadrazam Kâmil Paşa başkanlığında toplanarak protesto notalarının hazırlığına başladı. Diğer taraftan halka “sükûnet” tavsiye ediliyordu.
FES BOYKOTU
Bosna-Hersek’in işgali karşısında halk büyük bir heyecana kapılınca henüz doğrudan iktidarı üstlenmeseler de İttihatçılar da (İTC-Cemiyet) harekete geçtiler. Cemiyet, halkın bu duyarlılığını Avusturya’ya karşı bir boykota dönüştürdü. 8 Ekim günü İttihatçılar “Avusturya emtiasını almayınız” afişleriyle duvarları donattılar. Avusturya malları satan dükkanlara gelen müşteriler de kapıda bekleyenler tarafından içeri alınmadı. Selanik mağazaları da Avusturya şirketlerine telgraf çekerek siparişlerini iptal ettiler.

İTC’nin yayın organı Tanin’in başyazarı Hüseyin Cahit yazılarıyla halkı boykota teşvik ediyor, “Avusturya’dan gelen kumaş, esvap, çorap, mendil, fanila alınmamasını” istiyor ve Çinlilerin Amerika’ya yaptıkları boykotu örnek gösteriyordu. Bu tepkileri, Avusturya vapurlarına binilmemesi ve mal verilmemesi takip etti. Gazetelerde Avusturya malı satan mağazaların listesinin yayınlanmasının bir sonucu olarak bazı yerlerde mağazalara saldırılar meydana gelince halka taşkınlıklardan kaçınma çağrısı yapıldı.
Bu sırada ilginç bir boykot da Avusturya feslerine karşı gerçekleşti. İthal fes yerine “nemçe usulüyle örülmüş arakiyeler”, “serpuş-u milli” olarak Avusturya feslerinin sekizde biri fiyatına piyasaya sürüldü. Tanin gazetesine göre bu strateji başarılı olmuş ve halk, Avusturya feslerini başından yere atarak çiğnemeye başlamıştı. Hatta Avusturya fesi giyen kişilerin fesleri zorla alınarak yırtılıyordu. Memurlar arasında da fesin yerine kalpak kullanılmaya başladı.
Boykot, limanlara da sıçradı ve mavnacı ve kayıkçılar, Avusturya bandıralı gemilerin yüklerini indirmeyi reddettiler. Boykotun bu boyuta ulaşması üzerine Avusturya’nın İstanbul büyükelçisi Marki Pallavicini, Hariciye Nazırı’nı ziyaret ederek boykotu sordu. Nazırın cevabı ise “ticaretin serbest olduğu; mavnacıların ve kayıkçıların gönlünün yapılması” şeklindeydi. Ancak Avusturya gemilerinden mal indirmek isteyen hamal ve mavnacılara boykotçular tarafından izin verilmiyordu.
Boykotun devamında Sultanahmet Meydanı’nda 40.000-50.000 kişinin katıldığı büyük bir miting organize edildi. Bu arada kahve ve şeker satıcıları Trieste’ye telgraf çekerek Avusturya imalatı şekeri ithal etmeyeceklerini bildirdiler. Halk da eylemlere iştirak ettiği gibi örneğin Selanik’te İTC’nin organize ettiği mitingde şehrin çok kültürlü yapısına uygun şekilde Türkçe, Yunanca, Bulgarca, İspanyolca, Sırpça ve Ulahça konuşmalar yapıldı.
Kavala’da yapılan mitingde de “harb-i iktisadi” Türkçe, Rumca ve İspanyolca olarak halka izah edildi. Kasım ayına gelindiğinde ise vilayetlerde boykot komisyonları kurularak boykotu organize eden komiteler iş birliği yapmaya çalıştılar. 1908 boykotu, Bulgaristan’a karşı da yapılmış ve protestolarda adı geçmişse de sadece deniz taşımacılığından ibaret kalmıştı.
İTC’nin öncülüğünde boykotun birçok vilayette uygulandığı görülmektedir. Örneğin Beyrut’ta Müslüman ve Gayrimüslim halk Avusturya mallarını kullanmamak için anlaşmışlar, bir Avusturya markası reklamını yayınlayan İkdam gazetesi ağır tenkitlere uğramıştı. Konya, Yanya, Adana, Edirne, Selanik ve Yafa’da halk Avusturya mallarına tepki göstermiş hatta Yafa’da gaz, şeker gibi ürünler telef edilmiş, İzmir’de çocuklar fes giyenlerin başlarındaki fesleri alıp yırtmışlardı. Boykotun sadece belli yerlerden ibaret kalmadığı, Mısır ve Trablusgarp’ta bile tepkiler olduğu hatta Hindistan Müslümanlarının Avusturya fesi giymemek için fes fabrikası kurmaya karar verdikleri görülmektedir. Yine Mısır ve Şam’da da fes fabrikası kurulmasına dair haberler gazetelerde yer almıştır.
Boykottan etkilenen bazı tüccarlar ise farklı yollara başvurdular. Örneğin İzmirli tüccarlar Avusturya şekerlerini başka gemilerle Kavala’ya gönderdikleri gibi bazı tüccarlar da Avusturya’dan aldıkları şekeri markasız olarak Trieste’den Yunanistan’a gönderip oradan Osmanlı limanlarına soktular.
Osmanlı basınında yer alan haberlere göre; boykot Avusturya ekonomisini ciddi şekilde etkilemiş, bazı fabrikalar kapanmış ve şeker fabrikalarının hisse senetleri değer kaybetmişti. Sanayici ve iş adamlarının şikâyeti sonrasında Avusturya Dışişleri Bakanı da elçi Pallavicini’den Sadrazam’la görüşmesini istemişti. Pallavicini bundan sonra baskısını artırarak boykot devam ederse Bosna-Hersek konusunda bir görüşme olmayacağını bildirdi.
Bunun üzerine Babıali daha fazla direnmeden Avusturya mallarının ithalinde zorluk çıkarılmamasını ve liman hizmetlerinin aksatılmamasını isteyen bir açıklama yaptı. Aralık ayına gelindiğinde boykot iyice zayıflamış ve sadece hamalların boykotuna dönüşmüştü. Her ne kadar İttihatçı basın Hükümetin boykotu sona erdirme siyasetine tepki gösterse de Ocak ortalarından itibaren boykot tamamen sona erdi. 27 Şubat 1909’da yapılan antlaşmayla da Osmanlı Devleti 2,5 milyon Osmanlı lirası tazminat karşılığında Bosna-Hersek’in Avusturya toprağı olduğunu onayladı.

1908 boykotunun en önemli özelliği, Osmanlı toplumunda ilk defa örgütlü bir şekilde ekonomik bir eylem yapılarak tepkilerin bu şekilde yansıtılmasıydı. Boykot liman işçilerinden tüccarlara, memurlardan gazetecilere toplumun farklı kesimlerini bir araya getirerek onları mobilize etmeyi başarmıştır. 1891’de İran’da İngiltere’ye karşı gelişen Tütün boykotunda ulema “İran’ın kafirlere satılmasına” karşı çıkıp aktif bir rol üstlenmişti. 1908 boykotunda da Derviş Vahdeti’nin Volkan’daki yazılarıyla boykota destek verdiği, Fatih “ders-i amm efendilerinin” de hamalları desteklediği görülmektedir. Bediüzzaman da fes boykotuyla ilgili olarak kendi kıyafetinden hareketle “Siz güya Avusturya’ya karşı boykot yapıyorsunuz; hem onun yolladığı kalpakları (fesleri) giyiyorsunuz. Ben ise bütün Avrupa’ya boykot yapıyorum” demişti (Divan-ı Harbi Örfi, s. 8).
HACI DAVİD VAPURU BOYKOTU
Avusturya’ya karşı yapılan ve daha çok “fes boykotu” olarak bilinen boykottan sonra diğer geniş kapsamlı boykot da Yunanistan’ın 6 Ekim 1908’de Girit’i ilhak ettiğini açıklamasıyla gerçekleşti. 1910’da Girit Meclisi’nin de “Helenlerin Kralı” adına açılmasıyla ülke genelinde büyük bir boykota girişildi. Yunanistan’a karşı yapılan boykotun ağırlığını İstanbul, İzmir, Selanik, Samsun, Zonguldak gibi liman şehirleri oluşturdu. Avusturya boykotundaki tecrübe sayesinde boykot, organize bir şekilde gelişince iktisadi hayat da sekteye uğradı. Avrupa’nın büyük devletlerinin devreye girerek baskı yapmalarıyla da son erdi.
Dönemin diğer önemli boykotu ise Hacı David Vapur Kumpanyası’na karşı gerçekleşmiştir. Osmanlı tebaası Rumların bir şirketi iken sonradan Amerikan uyruğuna geçerek adını “Archipelago American Navigation Company” yapan bu şirkete karşı boykot, İskenderun limanında başladı.
Şirkete bağlı New Jersey vapuru, Beyrut’tan İstanbul’a hareket etmiş ancak bir taraftan kötü hava şartları diğer taraftan da birçok küçük limana uğraması nedeniyle yolculuk çok uzamıştı. Gemideki yolcuların çoğunluğunu oluşturan yeni terhis olmuş askerler bundan rahatsız olunca Mülazım Ali Saib Bey kaptanla konuşmuşsa da sonuç alamamıştı.

Aynı zamanda Amerikan Viskonsolosu olan firmanın İskenderun acentesi Priştiyani gemiye gelmiş ve tartışmalar sırasında itilip olay büyüyünce gemi “Amerikan toprağı” kabul edilerek tayfalar tarafından Ali Saib Bey yakalanarak Amerikan elçiliğinde yargılanmak üzere İstanbul’a doğru yola çıkılmıştı. Ancak 17 Ocak 1911’de meydana gelen bu olay duyulunca şirketin bütün vapurlarına karşı Osmanlı limanlarında boykot başladı. Boykotun kısa zamanda örgütlenmesinde önceki boykot tecrübeleri önemli bir rol oynamıştı.
Kumpanyaya karşı liman işçileri ve tüccarın önderliğinde gelişen boykottan Amerikan firması olmasından dolayı Singer dikiş makineleri de etkilenmiş, bu markaya karşı da boykot başlamıştı. New Jersey gemisi İzmir’e geldiğinde halk limana hücum etmiş ve Osmanlı makamları da Ali Saib Bey’i kurtarmıştı. Ancak olayların bu boyuta gelmesi üzerine Amerikan makamları da devreye girmişti. Zaten uluslararası ilişkilerde büyük problemler yaşayan Osmanlı yönetimi, ABD’yi de karşısına almak istemediğinden boykotun sona ermesini istedi. Hatta Selanik’te boykotu örgütleyen Kayıkçılar Kethüdası Kerim Ağa tutuklandı. Üç ay kadar devam eden boykota; mavnacılar, kayıklar, hamallar ve tüccarlar katılmış, halkın katılımı çok sınırlı olmuştu.
Sonuçta II. Meşrutiyet dönemi birçok yeniliğe zemin hazırladığı gibi Osmanlı toplumunun boykotla tanışmasını da sağlamış ve özellikle Avusturya’ya karşı organize edilen boykot geniş kitlelere ulaşmıştı. Boykot uygulanan devletler arasında Bulgaristan, Yunanistan ve son olarak da ABD yer almıştı. Amerikan boykotu hariç diğer boykotların temelinde ise siyasi nedenler etkili olmuştu.
Avusturya mallarının boykotu aynı zamanda kendi temel ihtiyaçlarını kendi sanayicisinin ürettiği ve kendi tüccarının sattığı “milli iktisat” bilincinin oluşmasına da öncülük etmiştir. Boykot, İttihatçılar tarafından organize edilmiş, İttihatçılar da özellikle doğrudan iktidarı üstlendikleri 1913’ten itibaren bu tecrübeyle hareket etmişlerdir.
İTC, milli iktisat düşüncesi ile “yerli burjuvazi” oluşturma uygulamasına girişti. Çünkü Avusturya malları boykot edilse de yerini alabilecek Türk malları olmadığından ancak “Avusturya şekeri yerine daha pahalı olsa da İngiliz ve Fransız şekeri kullanılması” tavsiye ediliyordu. Bu düşünceyle 1909-1914 arasında otuz yeni anonim şirket kurularak sanayi alanındaki üretim %40 arttı. 1913’te çıkarılan Teşvik-i Sanayi Kanunu ile de sanayicilere yeni imkanlar sağlandı.
Kaynaklar: Yavuz, E. (2009), “1908 Boykotu”, ODTÜ Gelişme Dergisi, 1978 Özel Sayısı, Ankara, 1978, s. 163-181; Senem, G. (2022), “Osmanlı Belgelerinde Avusturya Boykotu”, Avrasya, S. 32, s. 194-217; Çetinkaya, D. (2004), 1908 Osmanlı Boykotu, İstanbul, İletişim; Elmacı, M. E. (1998), “Fes-Kalpak Mücadelesi”, Toplumsal Tarih, S. 234, s. 22-44; Köse, O. (2004), “Osmanlı-Amerika İlişkilerinde Bir Kriz: Hacı David Vapur Kumpanyası Boykotu”, Belleten, S. 252, s. 461-482.
Anahtar Kelimeler: Boykot, Osmanlı Devleti, Avusturya.
