Ortaokul mezunu bir er ile ev hanımı Safiye Bayat’ı köprüde kim, niye karşı karşıya getirdi?

SEVİNÇ ÖZARSLAN – HABER YORUM

15 Temmuz gecesi Boğaziçi Köprüsü’nde iki insan karşı karşıya getirildi. Biri, “vatan elden gidiyor” diyerek evinden çıkan iki çocuk annesi Safiye Bayat… Diğeri ise terhisine altı ay kalmış, ortaokul mezunu er Muhammet Arslanoğlu…

Yıllardır herkes Safiye Bayat’ın hikâyesini dinledi. “Tanklara meydan okuyan kadın”, “Köprüde darbecilere kafa tutan kahraman” diye hakkında sayısız haber yapıldı. Peki köprünün diğer tarafında duran, o 20 yaşındaki erin hikayesini dinleyen oldu mu?

Asıl soru belki de şu: O gece bu iki insanı kim, hangi emirle, hangi yalanla birbirinin karşısına dikti?

Muhammet Arslanoğlu’nu temsil eden fotoğraf yapay zekayla yapılmıştır. 

15 Temmuz’da Boğaziçi Köprüsü’nde sağ bacağından vurulan ev hanımı Safiye Bayat, hastanede verdiği ve açık kaynaklarda yer alan röportajlarda diyor ki,

“O gece Güzeltepe’deki evimden çıktım. Çengelköy yürüdüm. Köprüye doğru giderken itfaiye aracının arkasında askerleri gördüm. Bana el sallıyorlardı. Ona anlam veremedim. Öncesinde bir polis grubu vardı. Onlar bana geçit vermek istemediler. ‘Gitme Abla’ dedi. Bana il emniyet müdürü izin verdi. ‘Bırakın çok istiyor gitsin’ dedi. Üzülerek. Bir erkek gitse onu indirebilirler. Biz bayanız ancak korkutup sindirebilirler diye düşündüm. Askerin yanına gittim. Konuşmaya çalıştım. Bir yandan hırpalıyorlar, bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Kalın giyinmiştim, askerin çok tesirinde kalmadım. Biri ‘içeri alalım mı komutanım, vuralım mı’ diyor. Olayı anlamaya çalışıyorum, cevap vermiyorlar. Ben oradan gitmek istemeyince bir asker beni hırsla çekti. ‘Gitmeyeceğim, senden korkmuyorum’ dedim. Yanağıma silahını dayadı. Havaya ateş açtı. Kıvılcım parçalarının başörtümün üzerinden döküldüğünü hissettim. ‘Beni bunla mı korkutuyorsun’ dedim. Elinin titrediğini hissettim. ‘Bunlar ne kadar korkak, ne kadar aciz’ dedim. Elimi kolumu sallamaya başladım. Türk’ün kanı farklı akıyor. Elimdeki telefonu çekti, fırlattı. ‘Dedim bunların gözü dönmüş, bunlar benim Türk askerimin kılığına girmiş katil. Bunlar öldürebileceklerini öldürürler, sonra bunları alır bizimkiler’ dedim.”

“Komutan ‘İşte sizi ananız bugünler için doğurdu’ dedi. Şimdi havaya ateş açacaksınız, sonra ileri’ dedi. Telefonumu aldım. Onun yanına giderek, onun yanından geçerek gittim. Vurabiliyorlar ise sırtımdan vursunlar kahpece. Geri döndüm. Bir baktım halk gelmeye başlamış. ‘Halkı uyardım, lütfen gitmeyin’ dedim”

“Askerler ateş açmaya başladılar. İnsanları öldürdüler. Ne olduğunu anlamaya çalışırken, bütün insanlar ölmeye başladı. İlk yardım bildiğim için yaralılara yardımcı oldum. 8-10 yaralı taşıdığımı hatırladım. Bir doktor vardı. O çok mücadele verdi. En son bir bayan vuruldu, dediler. Ona giderken beni indirdiler orada. Sağ baldırımdan vuruldum. İyiyim. Kemiği delip geçmiş.”

Bayat’ın iki çocuğunu evde bırakıp köprüye gitmesi, askerlerin karşısında geri adım atmaması büyük cesaretti. İnandığı şey uğruna canını ortaya koydu.

Ama hikâye burada bitmiyor.

ORTAOKUL MEZUNU BİR ER, NASIL DARBECİ İLAN EDİLDİ?

Safiye Bayat’ın karşısında duran o askerlerden biri, terhisine 6 ay kalan er Muhammet Arslanoğlu’ydu. Aslanoğlu, vatani görevini yapmak üzere Kuleli Askeri Lisesi’nde itfaiye eri bulunuyordu. Görevi yangın söndürmekti.

İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 7 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Arslanoğlu, önceki gün DEM Parti Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’na yazdığı mektupta, halka ya da kamu malına hiçbir zarar vermediğini mahkemelerde defalarca anlatmasına rağmen dokuz yılı aşkın süredir cezaevinde olduğunu söyledi.

Mektubu okuyunca, Arslanoğlu’nun 2017 yılında İstanbul 25. ACM’de yaptığı savunmayı bulup okudum. Halen Burdur Yüksek Güvenlikli Cezaevinde tutuklu olan Aslanoğlu’nun savunması dikkat çekiciydi.

“Ben acemiliğimi İzmir Narlıdere’de yaptım. Mart ayında Kuleli Askeri Lisesi’nde göreve başladım. Terhisime altı ay kalmıştı. Kışlada itfaiye eri olarak görev yapıyordum.” diyordu.

Gerisini ondan dinleyelim:

“Darbe girişiminin olduğu 15 Temmuz’dan bir gün evvel, ben bu birliğe geleli hiç yapmadığımız bir tatbikat yaptık. Bize itfaiye araçları ile hortum atma ve yangına müdahale etme tatbikatı yaptırıldı.

15 Temmuz günü ise ben gündüz görevindeydim. Saat 08.00’de istirahate çekilmiştim. Yarım saat sonra bizi içtimaya topladılar. Biz de Kuleli Askeri Lisesi’nin iç bahçesinde toplandık. Burada telefonlarımız toplandı. Burada hücum yeleklerini ve silahları aldık. Ardından “İtfaiyeciler ayrılsın ve aracı getirsin.” diye bir emir geldi. Bizi itfaiye aracının merdivenlerine bindirdiler. Saat 21.30-22.00’ye doğru nizamiyeden çıkış yaptık.

Beylerbeyi Sarayı’nın oradan köprüye çıkan yolu araç birden kesti. Araçları yan yola yönlendiriyorlardı. Vatandaşlar bize gelip alkışlıyorlardı ve ne olduğunu soruyorlardı. Yanımıza Kuleli’de yeni göreve başlayan bir yüzbaşı gelerek vatandaşla polemiğe girmememizi, canlı bomba saldırısı olabileceği için can güvenliği amacıyla evlerine dönmelerini söylememizi emretti.

Daha sonra sivil kıyafetli bir polis geldi. İsmini bilmediğim yüzbaşı ile bir şeyler konuştuktan sonra tekrar araca binerek Çengelköy ve Kuleli istikametine doğru geri dönmeye başladık.

Sonra araç birden U dönüşü yaptı ve saat 24.00-00.30 arasında Boğaziçi Köprüsü’ne çıktık. Araçta kısım komutanımız Uzman Mustafa Çelik ve ismini bilmediğim, Kuleli’de görevli bir yüzbaşı vardı.

Buraya geldiğimizde yaklaşık 100 kadar asker, 2 tank ve 2 de Unimog aracı vardı. Biz kalabalık vatandaş grubu ile tanklar arasında kaldık. Yarım saat sonra şoför aracı tankların arkasına çekti.

Boğaziçi Köprüsü davasıyla ilgili hazırlanan iddianamede Muhammet Arslanoğlu’nun ve bir grup askerin 19575 plakalı tankın önünde yer aldığı, yüzleri Anadolu istikametine doğru olacak şekilde yan yana dizildikleri, ateş edilmesi talimatının verilmesi üzerine havaya ve vatandaşların üzerine doğru ateş etmeye başladıkları iddia edildi. Ancak er Arslanoğlu, mahkemede yaptığı savunmada kimseye ateş etmediğini, komutanın emriyle sadece havaya ateş ettiğini söyledi. 

Safiye Bayat’ın Boğaz Köprüsü’ndeki görüntüleri.

Burada Ahmet Taştan isminde bir binbaşı herkese emirler yağdırıyordu. Askerlerin bulunduğu bölüme doğru türbanlı bir kadın yaklaştı. Binbaşı kadına, “Buradan gidin.” dedi. Kadın, “Beni vuramazsınız.” diye karşılık verince Binbaşı Ahmet Taştan kadının dibinde silahını ateşledi. Kadının omuzundan vurulduğunu ve yere düştüğünü gördüm. Ben ve iki arkadaşım kadını alarak kenara götürdük.

Ardından motosikletli bir vatandaş kalabalığın arasından çıkarak bize doğru gelirken Binbaşı Ahmet Taştan bu şahsa ateş etti ve vurdu. Binbaşı, yaralılara müdahale edilmemesi yönünde emir verdi. Ardından elindeki silahla sürekli sivil vatandaşlara doğru ateş ediyordu.

Kendi mühimmatı bitince ben, yanımdaki Mert Hürriyetoğlu ve Muhammet İlter’e vatandaşlara ateş etmemizi, yoksa bizi vuracağını söyledi. Biz ateş etmeyi reddedince Mert’in kafasına silah dayadı ve emrini yineledi. Ben de onu vurmaması için havaya bir el ateş ettim.

Sonra sinirlendi ve Muhammet İlter’in elindeki tüfeği alarak sivil halkı taramaya başladı. Bu sırada 4-5 sivil yaralanarak yere düştü. Halk bu duruma yine sinirlenip ayaklanınca bu sefer tanka ve uçaksavara emir verdi. Tank üç kez top atışı yaptı. Hatta bir tanesinde TOMA’yı vurdu. Bunun üzerine halk iyice geri çekildi ve atışlar kesildi.

Ben de araca gittim. Sabaha karşı saat 06.00-07.00 gibi silahlarımızı bırakarak polislere teslim olduk.

Üzerime zimmetli bir silah yoktu. Bana kışladan çıkmadan elime bir G3 tutuşturuldu. Ancak bunun seri numarasını bilmiyorum. Az evvel anlattığım gibi Binbaşı Ahmet Taştan’ın tehdidi üzerine havaya bir kez ateş ederek bu silahı kullandım. Sivil halka ateş etmemizi emrettiyse de bunu yapmadım.

Teslim olduktan sonra Çevik Kuvvet binasına götürüldük. Burada ülkede darbe yapıldığını bize polisler söyledi. Bu yüzden üzerime atılı hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum.

Ben ortaokul mezunuyum. Fethullah Gülen cemaatine ait hiçbir okul, dershane veya yurtta bulunmadım. Ailemden hiç kimse bu cemaate mensup değildir.”

Mahkeme bu savunmaya rağmen onu yedi kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm etti.

Hiç kimseyi silahla vurduğu ispat edilemeyen, kamu malına zarar verdiğine ilişkin somut bir delil ortaya konulamayan, terhisine altı ay kalmış bir itfaiye eri, yalnızca o gece köprüde bulunduğu için hayatının geri kalanını cezaevinde geçirmekle karşı karşıya bırakıldı.

Safiye Bayat da o gece vatanı koruduğuna inanıyordu.

Muhammet Arslanoğlu da…

Biri evinden çıktı.

Diğeri kışlasından çıkarıldı.

Birine “vatan elden gidiyor” denildi.

Diğerine “terör saldırısı var” denildi.

İkisi de kendilerine söylenene inanarak aynı köprüye gitti.

Aradan on yıl geçti.

Safiye Bayat hâlâ o geceyi anlatıyor. Bu yıl da köprüde yapılan yürüyüşe katıldı.

Muhammet Arslanoğlu ise yedi kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezaevinde.

Bugün belki de sorulması gereken asıl soru şu:

15 Temmuz gecesi Boğaziçi Köprüsü’nde gerçekten kim kimi vurdu?

Ve daha önemlisi…

Bir ev kadını ile terhisine altı ay kalmış ortaokul mezunu bir eri birbirine düşman eden kimdi?

1 Yorum

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin