Organize Suç Endeksi 2023 raporu: Türkiye suç örgütleri için cazibe merkezi haline geldi

Türkiye, organize suç endeksinde 193 ülke arasında 14’üncü sırada bulunuyor. İnsan kaçakçılığından uyuşturucuya, çevre suçlarından devlet destekli suç ağlarına kadar birçok alanda artan risk, ülkeyi suç örgütleri için cazip hale getiriyor.

Küresel Organize Suç Endeksi 2023 (Global Organised Crime Index) verilerine göre, Türkiye organize suç açısından dünyanın en riskli ülkeleri arasında 14’üncü sırada yer alıyor. Bu sıralama, Türkiye’yi İran, Suriye ve Afganistan gibi istikrarsızlıkla anılan ülkelerin hemen yanına yerleştiriyor. Endekse göre Türkiye’de organize suçlar; insan kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti, yasadışı silah ve tütün ticareti, çevresel suçlar ve devlet bağlantılı finansal suçlar gibi birçok alanda etkisini artırıyor. Devlet içindeki yozlaşma, denetimsizlik ve cezasızlık kültürüyle birleşince, Türkiye adım adım bir organize suç cennetine dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.

Organize suç ve suçluların devletle ilişkileri

Rapora göre, Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle Asya, Avrupa ve Orta Doğu arasında hem geçiş hem de hedef noktası olarak, birçok organize suç faaliyeti için merkez işlevi görüyor. Ülkede insan kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti, çevresel suçlar, yasadışı ticaret ve finansal suçlar gibi çeşitli alanlarda faaliyet gösteren suç şebekeleri bulunuyor. Bu şebekelerin bir kısmı gevşek yapılı ve bağımsızken, bazıları doğrudan veya dolaylı biçimde devletin içindeki aktörlerle bağlantılı olarak hareket ediyor.

Endeks’in analizine göre, organize suç ve devlet içindeki kişiler arasında, onlarca yıl öncesine dayanan güçlü ve karmaşık bağlantılar bulunuyor. Türk hükümeti, altın ve petrol ticareti, insan kaçakçılığı ve silah kaçakçılığı gibi belirli suç pazarlarını kendi çıkarları ve siyasi amaçları için kullandığı yönünde sık sık suçlanıyor. Siyasi koşullara ve diğer ülkelerle jeopolitik ilişkilere bağlı olarak, Türk hükümetinin organize suç faaliyetleri üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmayı veya gevşetmeyi tercih ettiği bildiriliyor.

Kmau ihaleleriyle ilgili ciddi yolsuzluk iddiaları veya devlet görevlilerinin suç faaliyetlerine karışması rağmen, adli işlem veya soruşturma nadiren, hatta hiç yapılmıyor. Siyasi elitlerin yanı sıra, kolluk görevlileri ve gümrük memurlarının da yukarıda bahsedilen suç piyasalarının çoğuna karıştığına inanılıyor.

Türkiye’de geleneksel mafya sistemini örnek alan çok sayıda mafya tarzı grup faaliyet gösteriyor. Ülkede varlığını sürdüren bu grupların, hükümet ve diğer politikacılarla yakın bağlantılar kurdukları ve eylemleri nedeniyle gözden düşene kadar kolluk kuvvetleri veya yargı sisteminden muaf oldukları vurgulanıyor.

İnsan kaçakçılığı ve ticaretinde artış

Türkiye, özellikle Suriye ve Afganistan gibi çatışma bölgelerinden gelen göçmenlerin geçiş rotası olması nedeniyle insan kaçakçılığı açısından bir merkez haline geldi. Cinsel sömürü ve zorla çalıştırma en yaygın biçimler arasında yer alırken; kadınlar, çocuklar ve genç kızlar savunmasız kalıyor. Özellikle mülteci nüfusun yoğun olduğu bölgelerde bu suçlar daha yaygın şekilde görülüyor. Organ ticareti, zorla evlendirme ve dinî gerekçelerle meşrulaştırılan istismar biçimleri dikkat çekiyor. Devlet içindeki bazı aktörlerin bu suçlara göz yumduğu ya da bizzat dahil olduğu yönünde ciddi iddialar bulunuyor.

Yasadışı ticarete devlet ve şirket destekli katılım

Raporda silah kaçakçılığı, Türkiye’nin hem iç güvenlik hem de dış politika araçlarından biri haline geldiğine dikkat çekiliyor. Suriye ve Libya gibi savaş bölgelerine yasadışı silah transferinde devletle ilişkili özel şirketlerin rolü sıkça gündeme geliyor. Türkiye’nin Bulgaristan üzerinden Avrupa’ya silah sevkiyatı yaptığı da iddialar arasında yer alıyor.

Sahte ürün ticareti ise özellikle tekstil, kozmetik ve ilaç sektörlerinde yaygın. Bu ürünler hem iç piyasada hem de uluslararası alanda dağıtılmakta, Türkiye piyasalarda Çin ve Hong Kong’un ardından en büyük sahte ürün kaynağı olarak anılıyor. Gümrük ve kolluk kuvvetlerine rüşvet verilmesi ise sıradan bir durum olarak görülüyor.

Tütün ve alkollü ürünlerdeki yüksek vergiler, bu ürünlerin kaçak yollarla temin edilmesini cazip hale getiriyor. Bu kaçakçılık, özellikle doğu ve güneydoğu Anadolu’dan başlamakta ve terör örgütleri ile suç gruplarına finansman sağlıyor.

Çevresel suçlar ve yolsuzluk ilişkisi

En çok dikkat çeken başlıklardan birisi çevre suçları. Rapor, ormanların kasıtlı olarak yakılmasının, Türkiye’de çevre tahribatının en ciddi örneklerinden biri olarak değerlendiriyor. Bu yangınlar çoğunlukla kıyı bölgelerinde görülmekte ve turistik inşaat projeleriyle bağlantılı olarak değerlendiriliyor. Devletin çıkar gruplarıyla olan ilişkileri bu olayların soru işareti yaratmasına neden oluyor. Türkiye aynı zamanda yasadışı odun ve egzotik hayvan ticaretinde uluslararası ağların bir parçası.

Yenilenemeyen kaynaklarda kaçakçılık

Türkiye’de petrol ve altın kaçakçılığı da ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Petrol kaçakçılığı, özellikle Suriye, Irak ve İran sınırlarında yaygınlaşmış; farklı büyüklükteki gruplar tarafından ilkel yöntemlerden büyük ölçekli şirket operasyonlarına kadar çeşitli biçimlerde yürütülüyor. Venezuela ile sürdürülen altın ticareti ise, uluslararası yaptırımlara rağmen devam ediyor.

Uyuşturucu ticaretinde yükselen rol

Türkiye, Afganistan kaynaklı eroinin Avrupa’ya sevkiyatında kilit bir transit ülke olmasının yanı sıra, iç üretim ve dağıtımda da rol oynamaya başladı. Eroin üretiminde kullanılan kimyasalların Türkiye’ye yasa dışı yollarla girişi, laboratuvar faaliyetlerini artırdı. Ayrıca Türkiye son yıllarda kokain ticaretinde de önemli bir transit ülke haline gelmiş, Latin Amerika ve Ortadoğu’daki kartellerle bağlantılar kuruldu.

Esrar üretimi ve tüketimi de yaygın. Güneydoğu Anadolu’da PKK bağlantılı gruplar tarafından kontrol edilen üretim, hem iç talebi karşılamakta hem de komşu ülkelerden kaçak girişlerle destekleniyor. Metamfetamin ve Captagon gibi sentetik uyuşturucuların hem üretimi hem de transit geçişi Türkiye’de artış gösterdi.

Siber ve finansal suçlar

Türkiye, dijitalleşmenin artmasıyla birlikte siber saldırıların hedefi olmuş, kişisel veri sızıntıları, dolandırıcılıklar ve kripto para soygunları yaşandı.

Finansal suçlar, özellikle dolandırıcılık, zimmete para geçirme ve vergi kaçakçılığı gibi biçimlerde yaygın. Ponzi şemaları, sahte aramalarla dolandırıcılık ve ATM cihazlarına müdahale gibi yöntemler sıkça kullanılıyor. Kamu kaynaklarının zimmete geçirilmesi ise, genellikle hükümete yakın iş çevreleriyle birlikte gerçekleşiyor.

Devlet-Suç işbirliği: Sistemselleşmiş yolsuzluk

Raporun en çarpıcı yönlerinden biri, devlet ile organize suç arasındaki ilişkilere dair vurgular. Petrol, altın, insan ve silah kaçakçılığı gibi stratejik pazarlarda devlet içindeki aktörlerin ya doğrudan yer aldığı ya da bu faaliyetleri kolaylaştırdığına dair güçlü iddialar bulunuyor. Türkiye’nin dış politikasına paralel biçimde bu suç pazarlarının yönlendirilmesi, organize suçun siyasal araç olarak kullanıldığını gösteriyor.

Ayrıca, yolsuzluk ve kamu fonlarının, yolsuzlukla bağlantılı memurlar, bürokratlar ve hükümetle yakın ilişkisi olan özel sektör aktörlerinin işbirliğiyle zimmetine geçirilmesi de ülkede yaygın bir uygulama olarak bildiriliyor.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin