Ölümü düşünmek isteyenler için açık mezar

BASRİ DOĞAN | AMSTERDAM, TR724

Hollanda’nın Nijmegen şehrinde bulunan Radboud Üniversitesine ait öğrenci kilisesi bahçesinde açılan mezar, ölüm ve sonrası hayatı merak edenlerin uğrak yeri oluyor.

Üniversitenin arka bahçesinden aşağı inilerek mezara geçildiğini anlatan Radboud Üniversitesi Öğrenci Kilisesi sekreteri Ilse Hubers, “Öğrenciler burada ölüm ile ölüm sonrası hayatı kendi içlerinde tasavvur ediyor.” diyor.

Hubers, proje ile amaçlarının ne olduğunu şöyle özetliyor: “Öğrencilerimize hayatı düşünmek için zaman ayırın. Ve hayat sonrası ölümü hatırlamak için bir deneme yapın tavsiyesinde bulunuyoruz. Özellikle öğrenciler arasında stresin daha yaygın olduğu bir zamandayız. İnsanların bu mezarda hayata ve ölüme dair düşünme şansı bulabilmeleri son derece önemli. Mezar, her görüşten farklı insanı kendine çekiyor. Aralarında Hıristiyanlar, Müslümanlar ve Reformistler mezara geliyor. Bazıları tamamen rahatlarken, bazıları bundan etkilenmiş olarak ayrılıyor. Mezar, yaşam, ölüm ve bununla ilgili her şeyi düşünmelerini sağlıyor.”

Melissa Ketelaar (22) bu mezarda yatmaya cesaret eden öğrencilerden. 40 dakika mezarda yatan Kültürel Çalışmalar öğrencisi Melissa Katelaar, “Ben dindar değilim, bu yüzden hayatın öldüğümde sona ereceğini varsayıyorum. Mezarda benim için gerçekten önemli olanı düşünmeye başladım. Bu mezar aslında beni hayat üzerine düşünmeyi de sevk etti. Meditasyon da bundan ibarettir.”

MEZAR AHİRETİ HATIRLATIR

Hollanda’nın Rotterdam kentinde Rumi Sanat Enstitüsü’nde çalışmalarını sürdüren Mehmet Refii Kileci ise açık mezarda yatılabilmesinin, tasavvufta özellikle Nakşibendi tarikatındaki ölüm rabıtası gibi olduğunu hatırlattı.

Kileci, şunları söyledi: “Ölümü düşünüp dünyaya fazla meyletmeme, ahirete hazır olma, Radboud Üniversitesi Öğrenci Kilisesi’nde, kilisenin güzel ve büyük bir bölümünü de Müslüman öğrencilere mescit olarak tahsis etmişler. Kız ve erkekler için ayrı abdest alma yerleri yapmışlar, diğer bir bölümü farklı dinler için ayırmışlar.İşte beraber yaşama ,dostluk, kardeşlik bu, kavgadan gürültüden uzak, İslam dünyası olarak buna ne kadar ihtiyacımız var. Burada açık halde oluşturulan mezar  ahireti hatırlamak ve geçici dünyevi ayartmalara tamamen teslim olmamak için tasavvuf içindeki bir geleneğe, özellikle de ‘ Râbı

ta-i Mevt ‘ veya ölümü anmak. Din, dil veya kökeni ne olursa olsun birbirimizi insan olarak görmeli ve saygı duymalıyız. Ali ibn Ebu Talib (ra) ‘nin dediği gibi: ” İnsanlar ya dinde kardeştir ya da insanlıkta kardeştir, Hz. Adem (as)’ ın soyundan gelir.”

‘BÜTÜN ZEVKLERİ KÖKÜNDEN YOK EDEN ÖLÜMÜ ÇOK HATIRLAYINIZ’

Rumi Sanat Enstitüsü çalışmalarını sürdüren Mehmet Refii Kileci, şöyle devam etti: “Birçok insan için ölüm, sevgili ile kavuşma ve vuslat anı olarak değerlendirilmiştir. Tasavvufî düşüncede ölüm olgusuna gereken değer verilmiş, ölmeden önce  ölmek  sırrına eren Allah dostları onu  düğün gecesi olarak telakki etmişlerdir. Onlara göre ölüm, ikinci ve ebedî bir hayatın başlangıcıdır. Bu sebeple, mutasavvıflar iradî  ölüm dedikleri, insanın tabiî   istek ve arzularının disipline edilmesi şeklinde tanımlanan ölüme ehemmiyet vermişlerdir. Dolayısıyla, yaptıkları bütün faaliyetlerde  nefislerini  değil bütün insanlığın  yararını düşünmek gibi bir erdemin sahibi olmuşlardır. Tasavvufta ölüm ile râbıta kurmaya tefekkür-i mevt” de denir. Ölümü tefekkür etmenin insan hâl ve tavırları üzerinde büyük bir tesiri vardır. Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem bir hadis-i şeriflerinde: “Bütün zevkleri kökünden yok eden ölümü çokça hatırlayınız!”

 

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin