Sincan’da polisin “dur” ihtarına uymayarak kaçtığı belirtilen 16 yaşındaki sürücünün hayatını kaybettiği kazaya ilişkin polis memurları hakkında soruşturma başlatıldı. Soruşturmada, polis aracının kaçan araca arkadan çarparak takla attırdığı ve polislerin kaza sonrası yardım etmeden olay yerinden ayrıldığı iddiaları da inceleniyor. Polisler ise “Kovalamıyorduk, o saatte tuvalet aramak için o karanlık yola girdik.” savunmasını yaptı. Ayrıca kazadan sağ kurtulan çocuklardan birinin, olay yerinde durup bakan polislere “Abi yardım edin” diye yalvardığı, ancak polislerin hiçbir sağlık birimine haber vermeden bölgeden uzaklaştığı ileri sürüldü.
Ankara’nın Sincan ilçesinde 27 Eylül 2025’te meydana gelen ve 16 yaşındaki ehliyetsiz sürücünün hayatını kaybettiği, araçtaki iki çocuğun da ağır yaralandığı kazaya ilişkin adli süreç sürüyor. Soruşturma kapsamında polis memurları hakkında “taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma”, “yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi” ve “görevi kötüye kullanma” iddiaları yönünden inceleme yürütülüyor.
Olay günü, polisin “dur” ihtarına uymadığı belirtilen aracın kaçmaya başladığı, takip sırasında kontrolden çıkarak defalarca takla attığı bildirildi. Ancak yaşamını yitiren çocuğun ağabeyi, kazanın yalnızca kaçış ve hızla açıklanamayacağını, olayda polis aracının doğrudan teması bulunduğunu öne sürdü. T24’ün haberine göre Ağabeyin anlatımına göre sivil polis aracı, çocukların bulunduğu araca arkadan çarptı ve aracın takla atmasına neden oldu: “Hiçbir şekilde sirenlerini açmamışlar, anons yok. Çocukları çok hızlı bir şekilde takip edip sıkıştırmışlar. Jandarma bölgesine girdiklerinde jandarmaya da hiçbir bilgi verilmemiş.”
Kazalı araçtaki hasarın da temas ihtimalini güçlendirdiğini ileri süren ağabey, “Arabanın arka sol tamponunda bir göçük var. Taklayla olacak bir göçük değil; çizik, sürtme veya kırık yok, direkt içine gömülmüş. Arabaya arkadan vurarak ittirmişler” dedi. Aynı aile, olayın ardından bazı polislerin araç modeli ve olayın oluş biçimine ilişkin çelişkili beyanda bulunduğunu da öne sürüyor.
Dosyadaki en ağır iddialardan biri ise kaza sonrasına ilişkin. Ağabeyin aktardığına göre, kazadan sağ kurtulan çocuklardan biri olay yerine gelen polislerden yardım istedi ancak sağlık ekibi çağrılmadan bölgeden ayrılındı. Ağabey, yaralı çocuğun anlatımını şu sözlerle aktardı: “‘Ekip otosu durdu, arabadan inip baktılar. Abi yardım edin diye bağırdım, yalvardım bizi bırakıp gittiler.’ Hiç umursamamışlar. Belki o gün orada ambulans çağırsalar, yardım etseler olay buralara gelmeyecekti.”
Polis yaralı çocuğu doğrudan arıyor!
Aile, soruşturma sürecinde emniyetin tutumuna ilişkin de tepki gösteriyor. Ağabey, kendi ailelerinin aranmadığını, buna karşılık kazadan hafif yaralı kurtulan çocuğun üst düzey bir emniyet yetkilisi tarafından arandığını söyledi. Bu durumu, dosyanın en kritik tanıklarından birine temas kurulması olarak değerlendirdi. Annenin karakola giderek bilgi almak istediğinde olumsuz karşılandığını da belirten ağabey, “Devletin personeli, acısı olan bir anneye bunu yapamaz. Annem o günden beri, 6-7 aydır kimseyle konuşmuyor. Hayatını bitirdiler. Bu işin üstünü kapatmaya çalışıyorlar.” dedi.
Polis memurları ise savcılık incelemesinde suçlamaları reddederek, “Kovalamıyorduk, o saatte tuvalet aramak için o karanlık yola girdik.” savunmasını yaptı. Soruşturma dosyasında ayrıca olayda “kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi” iddiasının da değerlendirildiği, tüm yönleriyle incelemenin sürdüğü belirtiliyor.

Polisler hatalı hatta suçlu görünüyor. Muhtemelen gerçek de öyledir. Ama 16 yaşında bir çocuğun üstelik başkalarını da yanına alarak gece vakti otomobil kullanması daha vahim. O çocuk birine çarpıp ölüm veya yaralanmasına sebep olsaydı durup yardım eder miydi yoksa kaçıp gider miydi, herkes kendine bu soruyu sorsun. 16 yaşında bir çocuğun gece vakti yanına arkadaşlarını da alıp Türkiye’nin başkentinde otomobille dolaşma hakkının olduğunu kabul etmemiz mi gerekiyor?