Ekrem Dumanlı, Okuma Zamanı programında bu hafta edebiyat ve sinema eksenli iki farklı eseri değerlendirdi. Programın ilk bölümünde Ivan Gonçarov’un dünya edebiyatına geçen romanı Oblomov’u ele aldı. Dumanlı, Oblomov’un yalnızca bir roman kahramanı olmadığını, “Oblomovluk” kavramıyla birçok dile ve psikoloji tartışmalarına da ilham verdiğini söyledi.
Dumanlı’ya göre Oblomov, aristokrat bir aileden gelen, çocukluğundan itibaren el üstünde büyütülen, kendi işini yapmaya alışmamış ve hayat karşısında sürekli ertelemeyi tercih eden bir karakter. Devlet dairesinde çalışmasına rağmen işine sarılmayan, çiftliğini denetlemeyen, borçlarını öteleyen ve en basit adımı bile atamayan Oblomov, Dumanlı’nın anlatımında tembelliğin ve iradesizliğin edebiyattaki en güçlü örneklerinden biri olarak öne çıktı.
Dumanlı, Oblomov karakterini “her şeyi erteleyen, ertelediği için de hiçbir şey yapmayan insan tipi” olarak tarif etti. Bu noktada şu ifadeyi kullandı: “Ertelenen iş yapılmayan iştir. Bugünün işini yarına ertelediğinde, yarının işini ertesi güne ertelediğinde o iş asla yapılamaz hale gelir.”
Programda Oblomov’un çiftliğiyle ilgili mektup yazmakta bile zorlanması örnek gösterildi. Dumanlı, karakterin mürekkep, kalem, kâğıt ve ışık gibi bahanelerle basit bir mektubu dahi yazamadığını anlattı. Bu sahneyi, sürekli plan yapan ama harekete geçmeyen insan tipinin çarpıcı bir örneği olarak değerlendirdi.
Dumanlı, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar romanında da Oblomov’a yapılan göndermeleri hatırlattı. Atay’ın kahramanlarındaki tutunamama, umutsuzluk ve hayata karışamama hâlinin Gonçarov’un Oblomov karakteriyle kesiştiğini belirtti. Dumanlı’ya göre Oblomovluk yalnızca Rus aristokrasisine yönelik bir eleştiri değil; her insanın içinde bulunabilecek erteleme, hareketsizlik ve kendine mazeret üretme eğiliminin edebî karşılığı.
Romanın aşk hikâyesi bölümüne de değinen Dumanlı, okurun bir noktada aşkın Oblomov’u değiştireceğini düşündüğünü, ancak karakterin içten içe çürümenin felsefesini kurduğunu söyledi. Dumanlı, Oblomov’un zamanını boşa harcama hâlini bugünün insanına da bağladı ve “Bugünkü çağdaş Oblomovlar” ifadesiyle modern tembellik biçimlerine işaret etti.
Dumanlı, romandaki karşıt karaktere de dikkat çekti. Oblomov’un çocukluk arkadaşı olan Alman kökenli karakterin çalışkan, planlı, azimli ve gayretli bir insan tipi olarak çizildiğini anlattı. Bu karşıtlık üzerinden romanın Doğu-Batı, durağanlık-hareket, tembellik-çalışkanlık eksenlerinde de okunabileceğini söyledi. Dumanlı, “Bir tarafta başarılı bir dünya var. Çünkü çalışkan insanlar var. Emek veren insanlar var. Gayret eden insanlar var. Bir tarafta da sürekli bir çöküşe doğru giden bir dünya var.” değerlendirmesinde bulundu.
“Defolu Sherlock” ve “acemi Sherlock”
Programın ikinci bölümünde Dumanlı, Young Sherlock dizisini anlattı. Sherlock Holmes karakterinin dünya çapında tanınan, edebiyat ve sinemada güçlü bir karşılığı olan bir figür olduğunu belirten Dumanlı, yeni dizinin bilinen kusursuz Sherlock imajından farklı bir gençlik hikâyesi sunduğunu söyledi.
Dumanlı’ya göre klasik Sherlock Holmes; keskin zekâsı, analiz gücü ve en karmaşık olayları çözebilme yeteneğiyle biliniyor. Young Sherlock ise bu mükemmel karakterin genç, acemi, hata yapan ve henüz dönüşüm sürecinde olan hâlini anlatıyor. Dumanlı, diziyi “defolu Sherlock” ve “acemi Sherlock” ifadeleriyle tanımladı.
Dizide Sherlock’un Oxford Üniversitesi’nde öğrenci değil, hademe olarak yer aldığını anlatan Dumanlı, Moriarty karakterinin de gençlik döneminde hikâyeye dahil edildiğini söyledi. İki karakterin zekâ yarışının, ilerideki büyük karşıtlığın ilk izlerini taşıdığını belirtti. Dumanlı’ya göre dizi, insanın zaman içinde nasıl değişebileceğini ve gelişebileceğini anlatan bir yapı kuruyor.
Dumanlı, Sherlock Holmes’tan hareketle dünya edebiyatı ve sinemasında uluslarla özdeşleşen karakterler üzerinde de durdu. İngiliz edebiyatı ve sinemasında Sherlock Holmes, James Bond ve Harry Potter; Amerikan kültüründe Jason Bourne, Jack Ryan, Batman, Superman ve Iron Man; Alman edebiyatında Faust; Rus edebiyatında Raskolnikov ve Anna Karenina; İspanya’da Don Kişot; Belçika’da Tintin gibi karakterlerin kalıcı kültürel figürlere dönüştüğünü anlattı.
Bekçi Murtaza ve İnce Memed
Bu çerçevede Türk edebiyatı ve sinemasındaki karakterlere de değinen Dumanlı, Dede Korkut, Köroğlu, Nasrettin Hoca, İnek Şaban, Tatar Ramazan, Bekçi Murtaza ve İnce Memed gibi örnekleri sıraladı. Ancak bu karakterlerin bir kısmının modernleştirilemediğini, bir kısmının sinema ve dizi üzerinden evrensel ölçekte yeniden üretilemediğini söyledi.
Dumanlı, Orhan Kemal’in Bekçi Murtaza karakterini “devlet, otorite, halk, kanun ve düzen” ilişkileri bakımından çok katmanlı bir tip olarak anlattı. Yaşar Kemal’in İnce Memed romanını ise doğa, isyan, adalet, zulüm ve mazlumluk temalarıyla güçlü bir hikâye olarak değerlendirdi.
Programın sonunda Dumanlı, Young Sherlock dizisini polisiye edebiyatı ve polisiye dizileri seven izleyicilere tavsiye etti. Dizinin BBC’nin Sherlock uyarlamasına kıyasla daha aksiyonlu, hareketli ve canlı bir anlatı sunduğunu belirtti. Dumanlı, dizinin genç Sherlock’un mükemmelliğe hangi aşamalardan geçerek ulaştığını göstermesi bakımından dikkat çekici olduğunu söyledi.