Nuri İyem resimlerinin cezaevinin duvarında ne işi var?

24 Haziran 2026'da tutuklana N.Ş., Mersin Tarsus Cezaevi'ne gönderildi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – TR724 HABER-YORUM

Sabahtan beri posta kutuma düşen bir fotoğrafın şokunu yaşıyorum. Fotoğrafta yine genç bir kadın var.

Bankaya para yatırdığı için verilen hapis cezası nedeniyle cezaevine teslim edilen KHK’lı bir öğretmen ya da ev hanımı… Adı N.Ş.

Ama beni asıl sarsan, sadece kadının tutuklanması değil, önünde durduğu duvar oldu. O duvarda, Türk resim sanatının en önemli isimlerinden Nuri İyem’in kadınları vardı.

Fotoğraf, Mersin İl Jandarma Komutanlığı tarafından 24 Haziran 2026’da çekilmiş ve büyük bir başarı hikâyesi gibi medyaya servis edilmiş.

Tarsus Kadın Cezaevi’nin giriş kapısının sağında kalan duvarda yer alan anne ve çocuk figürünün neredeyse aynısını Nuri İyem, 1970’li yıllarda duralit üzerine yağlıboya olarak yapmıştı.

Nuri İyem’in 1970’lerde yaptığı resim (solda), cezaevi duvarındaki resim (sağda).

Orijinal adı “Tarlada Anne ve Çocuk” olan eser, sanatçının vefatından sonra oluşturulan arşiv sitesi www.nuriiyem.com‘da da kayıtlı.

Sol duvarda ise yine Nuri İyem’le özdeşleşen, sanatçının 1960’lardan itibaren bıkmadan usanmadan resmettiği beyaz yaşmaklı Anadolu kadınları ve diğer kadın figürleri yer alıyordu.

Elbette bunlar Nuri İyem’in kendi fırçasından çıkmış eserler değildi. Sanki biri bilgisayarın başına geçmiş, “Anadolu kadını” diye arama yapmış, karşısına çıkan ilk görselleri hiçbir bağlamını düşünmeden cezaevi duvarına taşımıştı.

Kim, neden, hangi amaçla bu resimleri cezaevinin duvarına çizmiş diye araştırınca karşıma Mersin’in merkez ilçelerinden Yenişehir Belediyesi’nin bir projesi çıktı.

Yenişehir Yaşam Gönüllüleri çatısı altında bir araya gelen bir grup kadın, 2021 yılında “Duvarları Aşan Özgürlük” adlı proje kapsamında cezaevinin dış duvarına Anadolu kadın motifleri ve güvercin resimleri çizmiş. Anadolu kadını deyince aklan ilk gelen ressamlardan biri elbette Nuri İyem. Beyaz yaşmaklı kadın portreleriyle tanınan ve toplumsal gerçekçi akımın öncülerinden olan İyem’in bu tabloları gerçekten eşsizdir.

Nuri İyem, Üç Güzeller, 1970’ler.

Proje hazırlanırken, 2005 yılında hayatını kaybeden Nuri İyem’in ailesine danışıldı mı, eserler için izin alındı mı bilemiyorum. Ama benim tanıdığım Nuri İyem, resimlerinin bir cezaevinin duvarında ‘dekor’ olarak kullanılmasını asla istemezdi.

Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Orhan Kemal gibi sevdiği edebiyatçıların bir zamanlar yattığı o zindanların duvarlarında resimlerini görmek ona ağır gelirdi. Tıpkı bize ağır geldiği gibi. Ailesinin de sanatçının figürlerinden esinlenilerek yapılan bu duvar resimlerine sıcak bakacağını doğrusu sanmıyorum. Belki de kendileri izin verdi bilemiyorum ama eğer öyleyse çok şaşırtıcı olur benim için.

Yenişehir Yaşam Gönüllüleri kuşkusuz iyi niyetle böyle bir projeye imza atmak istemiş olabilir. Ancak bu projeyle gerçekten neyi amaçladıklarını hiç anlamadım, projenin neyi değiştirdiğini de sorgulamadan edemiyorum. Bir cezaevinin duvarına Anadolu kadınlarını çizmek, o duvarların ardındaki kadınları özgürleştirmiyor.

Bugün Türkiye hapishanelerinde, en son açıklanan rakamlara göre yaklaşık 12 bin kadın bulunuyor. Bunların önemli bir kısmı siyasi mahpus. Bu kadınlar cezaevlerinde çok sayıda hak ihlaline maruz kalıyor.

Daha iki gün önce öğrendim; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Birleşmiş Milletler’in verdiği kararlara göre hiçbir suçu olmayan İzmir’de tutuklu bir kadın cezaevindeyken anjiyo oldu. Hastaneden çıkar çıkmaz yeniden cezaevine götürüldü. Yaşam hakkını ilgilendiren böylesine ağır ihlaller yaşanırken ne kadın derneklerinden ne de herhangi bir gönüllüler hareketinden güçlü bir ses yükseliyor. Dönüp bakmıyorlar bile. Öyle duyarsız bir toplum.

En temel haklardan biri olan yaşam hakkı tehdit altında olan, çocuklarından ve ailelerinden koparılan, yuvaları dağılan kadınlara bu romantik duvar resimlerinin ne faydası var? Onların hayatına nasıl dokunuyor? Maruz kaldıkları hukuksuzlukları nasıl azaltıyor?

Üstelik bu duvar resimlerinin bulunduğu Tarsus Kadın Cezaevi, KHK’lı İngilizce öğretmeni Halime Gülsu’nun hayatını kaybettiği yer. Gülsu, ilaçları zamanında verilmediği için adım adım ölüme sürüklendi.

Bir cezaevinin duvarını güzelleştirmek, o duvarların ardındaki adaletsizliği ortadan kaldırmıyor. Sanat, hak ihlallerini örten romantik bir dekor değil; insanı, vicdanı ve hakikati görünür kılan bir dildir.

Nuri İyem sanatıyla yıllardır Anadolu’nun yoksulluğunu, hüznünü, direncini ve onurunu anlattı. Pek bilinmeyen, ilginç bir şey söyleyeyim; Nuri İyem başörtülü kadınları resmettiği için uzun yıllar sanat çevrelerinden dışlandı. Eşi Nasip İyem’le maddi manevi çok büyük zorluklar yaşadılar. Ama kendilerine dayatılan her şeye direndiler ve vazgeçmediler. O yüzden bu kadınları bugün bir cezaevinin duvarına çizmek hem sanatçının mirasına, hem de o duvarların ardında yaşam mücadelesi veren kadınlara haksızlık.

Umarım ailesi, bu görüntülerle ilgili harekete geçer ve Nuri İyem’in hatırasına yapılan bu saygısızlık bir an önce giderilir.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin