“Mücadele ediyormuş gibi” yapan hükümetler…

YORUM | ERHAN BAŞYURT

Küresel bir salgın, tüm insanlığı ve ülkeleri ağır bir sınavdan geçiriyor.

Kovid-19 ya da Türkçe bilinen adıyla koronavirüsü, bugüne kadar en hızlı yayılan salgın.

Daha önceki ‘pandemi’ yani küresel salgınlara nazaran en az 10 kat hızlı yayılıyor.

Yeterli önlem alınmazsa yayılma hızı yüzde 33’e kadar çıkıyor. 

Hastalığa yakalananların ölüm oranı ise, ülkelerin aldığı tedbirlere göre değişiyor.

Şu ana kadar ki en düşük oran Güney Kore’de. Virüs bulaşan her bin kişiden 7’si hayatını kaybetti. 

İtalya’da bu oran yüzde 14’e çıkıyor, yani her 100 kişiden 14’ü hayatını kaybediyor. Güney Kore ortalamasının tam 20 katı!

Bu rakamda test yapılan hasta sayısındaki farklılık da rol oynuyor.

Mesela, Güney Kore’de bugüne kadar 200 bin kişiye test yapılmış, Türkiye de bu rakam 3 binin altında henüz…

‘Risk grubu’ olarak kabul edilen hastaların önemli kısmı 60 yaş ve üzeri hastalar.

Bir de ağır hastalıkları bulunanlar… Onların bu hastalığın üstesinden gelmeleri çok daha zor.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Küresel salgın ile mücadelede ülkeler 3 farklı yol izliyor.

Birincisi, mücadele ediyor gibi gözükenler…

İkincisi, mücadele etmek için çırpınanlar…

Üçüncüsü, bilinçli olarak mücadele etmeyip hastalığın yayılmasını sürece yayanlar…

***

İtalya ve Güney Kore’nin farkları esas itibarıyla burada saklı…

Güney Kore’de 100 bin kişiye düşen yatak sayısı kapasitesi, İtalya’nın tam 6 katı. 

İkincisi, Güney Kore hemen acil tedbirler aldı ve yayılmayı önlemeye çalıştı, 200 bini aşkın test gerçekleştirdi ve salgınla mücadelede daha etkin sonuç aldı. 

İtalya’da ise, sokağa çıkma yasağı ilan etmek dahil, virüsün yayılmasını önlemeye yönelik tedbirler alınmakta gecikildi. 

Bu durum halkın da duyarlılık oranını etkiledi ve sonuçta, İtalya hasta sayısı ile baş edemez bir noktaya geldi.

Hastane koridorları normalde yoğun bakımda olması gereken hastalar ile dolu.

Doktorlar, risk oranı düşük gençlere tedavide öncelik vermeye başladıklarını açıklıyor… 

***

Korona virüsünün görece geç yayılmaya başladığı iki ülke, Türkiye ve İngiltere’nin durumları benzeşiyor.

Güney Kore, “mücadele eden ülkeler” grubundan. 

Türkiye ise maalesef “mücadele ediyor gibi gözükenler…’’ grubunda… 

Türkiye, vakaları net bir şekilde saklıyor. Türk Tabipler Birliği, herkesin bildiği bu gerçeği dün basın toplantısı ile resmen ilan etti.

Türkiye, karantina uygulaması yapmıyor. Umreden dönenlerin topluca boşaltılan yurtlara yerleştirilmesi görüntüleri ortada.

Diyelim ki bir kişide bu virüs kuluçka dönemi olarak var ve aynı yurda yerleştirilen diğer 500 kişide aslında yok. Bireysel karantina uygulanmadığı için, o bir kişi diğer 500 kişiyi de hasta edecektir. 

Karantina değil, kişilerin birbirinden izolasyonu değil bu… Toplu cezalandırma… Göz boyama… 

Düşünün, gece yarısı öğrenciler yurt odalarından eşyalarını bile tam alamadan sokağa konuyor.

Oraya umreden dönenler, ki ilk 15 bini için bu uygulanmamış, yerleştiriliyor.

Hiç bir hazırlık yapılmamış aslında… Son dakika kamuoyu tepkileri oluşunca, ’’mücadele ediyor gibi gözükme…’’ çabası bu. 

Halkı aldatıyorlar… Aslında kendilerini aldatıyorlar… Sonlarını hızlandırıyorlar…

Toplu mekanları ve faaliyetleri durdurma konusunda da geç kaldı, hükümet.

Virüs Türkiye’de nispeten geç görüldüğü halde, maske, dezenfekten teminini bile yapmamışlar…

Karantina için bile hazırlık yapmamışlar.

İran’dan, Çin’den, İtalya’dan, yurt dışından gelenlere bilinçli bir karantina uygulanmadı. Bireylere tebliğ edilmek ile yetinildi. Çoğu da yeterli bilince sahip olmadığı için uygulamadı gözüküyor.

İran’ın mücadele tarzı, İtalya’nın mücadele tarzını andırıyor Türkiye’nin durumu… 

Umarım sonuçları ve yaşanan acılar aynı olmaz… 

***

İngiltere’nin durumu ise “mücadele ediyor gibi gözükmek” değil, açıktan ve resmen, “mücadele etmemek”, sadece hastalığın yayılma hızını zamana yaymak istiyorlar.

İngiltere’de 100 bin kişiye düşen yatak kapasitesi Türkiye’nin İtalya’nın da altında.

Doktor, hemşire sıkıntısı yaşayan, sağlık sistemi devlet tarafından karşılanan ancak uzun yıllardır tıkanma yaşayan bir ülke…

Hastalığın ani yayılması durumunda, herkese tedavi sunamayacaklarını ve İtalya’nın da gerisine düşeceklerini değerlendirdikleri için, resmi olarak ‘herd immunity’ yani ‘sürü bağışıklığı’ yöntemini uygulayacaklarını açıkladılar.

İngiltere, ‘risk grubu’ olarak kabul edilen 65 yaş üstü 3 milyon 200 bin vatandaşa sahip.

Hastalığın ani yayılmasındansa, kontrollü yayılmasını ve ‘toplumun bağışıklık’ kazanmasını temin etmeye çalışıyorlar. Aşı kampanyaları model alınmış…

Tartışılan da bu, bu hastalığın bir aşısı yok. Vatandaş veya doğa, kendi kendine mi ‘bağışıklık’ geliştirecek? 

İkincisi, İngiltere bu hastalığa yakalananların yüzde 80’inin evinde tedavi olabileceğini, hafif belirtilerle hastalığı atlattığını öngörüyor.

Oysa, virüsü kapan herkesin tedaviden geçmesi gerekiyor.

Boris Johnson hükümeti, 14-20 hafta içinde hastalığın yüzde 60’a yayılmasını ve yaşlı nüfusun da evlerinde tecrit edilerek, toplumsal bağışıklık ile üstesinden gelineceğini hesaplıyor.

50 yaş üzere kamu çalışanları, zorunlu izne çıkarılıyor.

İnsan hayatıyla ‘kumar oynamak’ olarak niteleyenler var bu yaklaşımı. 

Hastalığın ulaşacağı yüzde 60, 40 milyon demek. Bunun yüzde 20’si hastane tedavisine gerek duysa, 4 milyon kişi ediyor. Dünya ortalamasına göre, vakaların yüzde 5’i ağır tedaviye ihtiyaç duysa 2 milyon kişi ediyor. 

Johnson hükümetinin bilinçli yayılma politikası sonucu, en düşük ihtimalle 20 bin en kötü ihtimalle 300 bine yakın kişinin hayatını kaybetmesi anlamına gelebilir. 

Bir buçuk milyar nüfuslu Çin’de bile şu ana kadarki ölüm vakaları 6 binin altında.

‘Sürü bağışıklığı’ küçük çaplı ‘yaşlı nüfus kıyımı’ sonucu doğurabilir. Bu da haklı ve çok ağır eleştiriler alıyor. 

***

Sonuçta, tedavisi henüz olmayan yayılması durdurulamayan küresel bir salgında, yapılması gereken en doğru şey, salgının yayılmasını sınırlamaktır. 

Bu da, karantina tedbirlerini uygulamak, seyahatleri durdurmak, toplu faaliyetleri engellemek ve belki bir süre sokağa çıkma yasağı uygulamak ile mümkün… 

Ancak hükümetler, ekonomik kayıplar yaşayacakları, turizm gelirlerinin felç olabileceği, panik havası ile gıda sıkıntısının baş göstereceği gibi nedenlerle etkili tedbir almakta ağır davranıyorlar. 

İnsan hayatı ve ekonomik gelir arasında ikilem, hem daha fazla insan hayatına hem de daha fazla ekonomik kayba neden oluyor. 

‘Mücadele ediyor gibi yapan’ veya ‘mücadele etmeyen’ hükümetler bir nevi insanlık suçu işliyorlar. 

Tedbir almada geciken, zamanında doğru tedbirleri uygulama cesareti göstermeyen siyasiler, aslında toplu ölümlere kapı aralıyorlar. 

Dolayısıyla da bundan mesuldürler… 

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin