Muaviye’nin Kerbela’ya giden yolda döşediği taşlar

YORUM | MUHSİN AHMET KARABAY

Üçüncü halife Osman zamanını iki döneme ayırarak dünkü yazıda anlatmıştım. “Fitne” diye paketlenen olayların neler olduğunu aktarmış ve halifenin şehit edilmesi ile noktalamıştım. Bugün de Hz. Osman’ın öldürülmesini fırsata çevirmeye çalışan Muaviye bin Ebu Süfyan’ın neler yaptığını paylaşacağım.

Ebu Süfyan ve oğlu Muaviye, Mekke’nin fethine kadar İslam’la mücadele eden isimler arasında idi. Baba ve oğul, 630 yılında Müslüman oldular. Pek çok kaynakta bunun bir tercih değil, kazanan tarafta yer almak için bir zorunluluk olduğuna dair yorumlar yapılır.

İslam tarihinin en ilgi çekici isimlerinden biri olan Muaviye bin Ebu Süfyan, İslam öncesi de, Müslüman olduktan sonra da hep kazanan tarafta bulundu. Muaviye’nin ağabeyi Yezid, Şam valisi idi. Ağabey Yezid, bir salgın sonucu 640 yılında hayatını kaybedince Halife Ömer, onun yanında bulunan kardeşi Muaviye’yi Şam valiliğine getirdi.

Halife Osman’ın amcasının torunu olan Muaviye, valiliğinin ilk yıllarından itibaren Şam’da güç kazanmaya başladı, sonrasında ise kendi devletini kurma yolunda ilerledi.

AMR BİN ÂS’IN, MUAVİYE’Yİ TERCİH SEBEBİ

Dördüncü halife olarak seçilen Hz. Ali’ye karşı “Halife Osman’ın katillerinden hesap sorulana kadar biat etmeyeceğim” diyerek çıkış yaptı. Vali Muaviye, Halife Osman’ın şehit edildiği sırada yanında bulunan ve kocasını kurtarmak isterken eli kesilen eşi Naile’den olayın nasıl olduğunu anlatan bir mektup yazmasını istedi.

Naile, Ensar’dan Numan ile şehit Halife Osman’ın kanlı gömleğini ve kendisinin kesilen parmaklarını da gönderdi. Muaviye, biat etmediği gibi Halife Ali’nin kendisini görevden almak üzere Şam’a gönderdiği yeni valiyi de şehre sokmadı, “de facto” olarak Şam valiliğine devam etti.

Halkı etrafında kenetlemek amacıyla her hafta, hutbeye çıktığında şehit edilen Halife Osman’ın kanlı gömleğini ve Naile’nin kesilen parmaklarını yanına alır, Osman bin Affan’ın menkıbelerini anlatırdı. Halk da ağlaşır galeyana gelir, insanların etrafında kenetlenmesini sağlardı.

Halife Osman’ın katledildiği sırada köyünde bulunan Amr bin Âs, iki oğlunu yanına çağırdı. Onlara Halife Ali’nin mi, Muaviye’nin mi yanında yer almaları gerektiğini sordu. Oğulları Muhammed de Abdullah da halifeliğin Ali bin Ebu Talib’in hakkı olduğunu söyledi.

İki oğlunun da sözleri bittikten sonra, “Bence Muaviye’den yana olmak gerekir. Bize onun çok faydası dokunur” dedi. Sonra da oğullarını yanına alarak Şam’a gidip biat etti.

Halife Ali, mektup yazıp Muaviye’den Şam halkından kendi adına biat almasını istedi. Muaviye, kendine yeni biat eden Amr b. Âs’tan ne yapması gerektiği konusunda tavsiye aldı. Ondan, “Minbere çık ve Osman’ın kanlı gömleğini Ali’nin boynuna dola” cevabını aldıktan sonra elçi ile “Osman’ın kanı Ali’nin üzerindedir” diye haber gönderdi.

İSLAM TARİHİNİN EN KANLI SAVAŞI SIFFİN’E DOĞRU

Artık, İslam tarihinin en kanlı çatışması olarak bilinen Sıffin’in kapısı açılmış oldu. Ali ile Muaviye arasında mektuplaşmalar oldu. Ali biat etmesini söyledikçe, Muaviye “Önce Hz. Osman’ın kanı” dedi.

Son elçi, Muaviye’nin nihai cevabını getirdikten sonra Halife Ali, Basra’daki Abdullah bin Abbas’a bir mektup yazıp, ne kadar askeri varsa toplayıp gelmesini söyledi. Medine’den de asker isteyen Halife Ali, kendisi de Kûfe’den çıkıp Şam’ın yolunu tuttu.

Amr bin Âs, Muaviye’ye, “Ali kendisi geliyor. Karşısına kendin çıkmalısın” dedi. Bunun üzerine Muaviye, başkomutan olarak Amr bin Âs’ı tayin etti.

Fırat’ın batı yakasında bir araya gelen iki tarafın öncü kuvvetleri, gün boyunca çatıştılar. Muaviye ordusunun Fırat’tan su almalarını engellemeye çalışmaları, yapılan hamlelerle durduruldu. Halife Ali, suyu kendi ellerine geçiren adamlarının karşı tarafa su vermeme girişimlerini engelledi.

Su savaşı şeklinde geçen öncülerin muharebesine ara verildi ve iki tarafın askerleri Fırat’ın suyunu kana kana içtiler. Askerler dinlendi, üçüncü gün Halife Ali, Muaviye’ye elçi gönderip savaşı bırakıp biat etmesini söyledi. Muaviye, “Vallahi ben o kandan hiçbir zaman vazgeçmem” diye cevap verdi.

Halife Ali, ordusunu yedi birliğe ayırdı ve her birliğin başına bir komutan geçirdi. Bu haberi alan Muaviye de aynı yola başvurdu. Her gün karşılıklı iki birlik, komutanları başında olarak savaşmaya başladı.

MUAVİYE: ALİ’YE KARŞI SAVAŞA GİRİP SAĞ KALAN OLMAZ

Muharrem ayının hilali gökte görününce Hz. Ali, “Bu haram ayda savaşmam” dedi. Muaviye de beklemeye başladı. Muharrem ortasında Ali, yeni bir elçi gönderdi. Bu girişim de fayda vermedi. Muharrem ayı biterken Halife Ali, askerlerine savaşa hazır olmalarını söyledi. Malik bin Eşter’i de başkomutan yaptı.

İkinci günün sonunda durumun iyiye gitmediğinin farkında olan Muaviye, halifeye elçi göndererek, “Osman’ın katillerini bana teslim et. İkimiz de hilafetten çekilelim” teklifinde bulundu. Halife Ali buna kızdı. Bu kez büyük bir savaşa girişildi.

Sahtiyan kumaşından yapılan değerli çadırında bulunan Muaviye’yi 4 bin kişi koruyordu. Bizzat Halife Ali’nin kendi başında bulunarak yaptığı hücumda, sahtiyan çadır Muaviye’nin başına yıkıldı. Şam valisi atına binip kaçmaya hazırlanırken Amr bin Âs, “Ne oldu böyle. Dur. Sabreyle” diyerek gitmesini engelledi.

Savaş, Muaviye’nin kendini toplaması ile yeniden kızıştı. Halife Ali, “Bu kadar insanın kanına girme. Çık ortaya ikimiz savaşalım” çağrısında bulundu. Amr bin Âs, “Ali insaf yolunda doğru söylüyor” deyince Muaviye, “Anlaşılan benim makamımda gözün var. Ali ile çatışmaya girip de sağ kurtulanı ben görmedim” diyerek komutanının teklifini reddetti.

Hz. Ali’nin askerleri, karşı tarafa gece baskını düzenledi. O gece sabaha kadar taraflar çatıştılar. Şamlı askerler büyük kırıma uğradı. Sağ kalanlar kaçmaya başladı. Gün ağardığında savaş alanı at ve insan gövdesinden yürünemez haldeydi.

İNSANLARI KANDIRMAK ‘SİYASÎ ZEKÂ’ SAYILDI

İşte tam bu Şamlı askerlerin dağılması sırasında Muaviye, Amr bin Âs’tan, “Yapılabilecek bir hile var mı?” diye yardım istedi. İşte tarihte bilinen meşhur mızrakların ucuna Mushaf bağlama hilesi böyle bir zamanda yapıldı.

Halife Ali’nin safında bulunanlardan bir kesimin Hariciler olarak ayrılması bu olaydan sonra gerçekleşti.

Bundan sonra bilinen hakem olayı yaşandı. Hemen bütün tarih kitaplarında Muaviye’nin adamı Amr bin Âs’ın Halife Ali’nin adamı Ebu Musa el-Eşari’yi nasıl aldattığı ayrıntıları ile anlatılır.

Bu olaydan sonra insanları kandırmak, o günden sonra Müslümanlar arasında “siyaset” sayılır oldu. “Mertlik Ali’den, siyaset Muaviye’den kalmıştır” sözü darb-ı mesel olarak dillere yerleşti.

Hz. Ali, Ocak 661’de şehit edildikten sonra büyük oğlu Hasan halife seçildi. Muaviye, hilafeti Hz. Hasan’dan para, vaat ve hile ile devraldı. 37 yaşındaki yeni halife, biraz da Müslümanların birbirlerini daha fazla kırmaması için makamdan feragat etmişti.

Hz. Hasan’ın evliliklerinden dolayı çok borcu birikmişti, Muaviye bugünkü tabirle “rakamını sen yaz” diye ona açık çek gönderdi. Hutbelerde Hz. Ali’ye lanet okumayı bırakacağı sözü verdi. Muaviye halifeliği aldığında 60 yaşında idi. Öldüğünde halifeliği tekrar Hz. Hasan’a bırakma sözü vermişti. Sonra eşi Ca’de binti Eş’as’ı, oğlu Yezid ile evlendirme vaadi sonucu kandırdı ve kocası Hasan’ı zehirleterek öldürttü. Oğlu Yezid’i kendi yerine veliaht yaptı.

Muaviye’nin satın aldığı sadece Ca’de değildi. Ali bin Ebu Talib’in kardeşi Akil’i de satın alarak kendi saflarına kattı ve abisine karşı savaştırdı.

Yaptırdığı o dillere destan Kasr-ı Beyza’yı (Beyaz Saray), “Ey Muaviye! Eğer bu sarayı kendi paranla yaptırdıysan israftır ve haramdır. Eğer halkın parasıyla yaptırdıysan yine haramdır” diye eleştirdiği için Peygamber sevgilisi sahabi Ebû Zer el-Gıfârî’yi eşiyle birlikte çölde yaşamaya zorunlu bırakarak ölümüne sebep oldu.

Hutbelerde Hz. Ali’ye küfür ve hakaret etmesine karşı çıktıkları için sahabenin ileri gelenlerinden Hucr bin Adiy’i iki defa dövdürttü, daha sonra da yedi arkadaşıyla birlikte idam ettirdi.

Kerbela’ya giden yollar, böyle adım adım döşendi. Bundan dolayı İslam dünyasında Muaviye ve Yezidler hiç eksik olmadı.

ASIRLARCA ÖNCEKİ OLAYLAR NİÇİN GÜNDEME GETİRİLİYOR?

Ne zaman tarihin farklı bir yüzü gösterilse hemen itiraz ediliyor. “Asırlarca önce yaşanan olayların bugün yeniden gündeme getirilmesinin ne anlamı var” diyorlar.

Bu söz esas itibariyle son derece doğru bir söz. Eğer o dönemde yaşanan olaylar, bugün toplum olarak hâlâ hayatımıza yön veriyorsa, bugün hâlâ o dönemdeki saflaşmaya göre insanlar birbirleri ile ilişkilerini düzenliyorsa “bugün gündeme getirmenin anlamı yok” denemez.

Tam tersine irdelenmeli. Gözden kaçırılmak istenen noktalar gün yüzüne çıkarılmalı. Yaşananların tarihin sisli sayfalarında kalmalarını isteyenlerin samimiyetini sorgulamak gerekiyor. Bu sorgulama yapılmadığı için insanları hâlâ 1400 yıl önce yaşanan olaylardan dolayı birbirine düşürmeye çalışanlar.

Tarihin derinliğindeki olaylara bakmamızı istemeyenler, o dönemlere ilişkin bir takım konuları kullanmak istiyor demektir.

***

Kaynaklar:
– Tarih-i Taberî, Ebu Cafer Muhammed bin Cerirü’t-Taberî, Sağlam Neşriyat. (3. cildin sonu 4. cildin başları)
– İslam Tarihi (el-Kamil fi’t-Tarih Tercümesi), İbn Esir, Ocak Yayınları. (3. cildin başları)
– Halifeler Tarihi, Celaleddin Süyûtî, Ötüken Neşriyat

Türkiye'de bu haberi engelsiz paylaşmak için aşağıdaki linki kopyalayınız👇

31 YORUMLAR

    • Burda yazılan bilgiler İslam Ansiklopedisinden ve diğer tarihi kaynaklardan alınmıştır. Hz. Hasan maksimum 4 olan eş sayısını aşmadan toplamda farklı zamanlarda 90 küsur farklı evlilik yapmıştır. 86 kez boşandığı için ona mıtlak lakabı verildi. Bu rakamlara sahip olduğu cariye sayısı dahil değildir. Bu çok sayıda evliliği babası Hz. Aliyi de rahatsız edecek noktaya gelmiş olmalı ki “Seluni” adı verilen bir hutbe verir Hz Ali ve halkı azarlar. “Oğlumla neden bu kadar çok kızlarınızı evlendiriyorsunuz? ” diye sorar. Hz. Hasan yakışıklı ve güzel bir simaya sahipti. Muaviye Hz. Hasanın Bu yönlerini bildiği için çok güzel bir kadın olan Ca’de’yi Hz Hasan ile evlenmesi ve zehirlenmesi için göndermiştir. Bu suikast karşılığında vaadettiği şey oğlu Yezid ile evlendirmekti. Ca’de suikasti yapıp Muaviyenin yanına gelip Yezidle evlenmek istediğini söyleyince Muaviye sen peygamber torununu bile öldürdün Yezidi haydi haydi öldürürsün der. Tr724 okuyucuları müslümanların tarihinin sadece menkıbelere konu olan örnek faziletli olaylardan öğrendikleri için ibret alınacak menfi olaylardan bi haberler. Yıldız savaşları denilen sahabeler arası savaşlardan en bi haber grup. Şu an yaşanan süreçler benzer süreçler. Müslüman böyle yapar mı denilecek hadiseler geçmişte de yapıldı. Hz. Hasan ahvaz vilayetinin gelirleri karşılığında hilafetten vaz geçmiştir ve Muaviye anlaşma yapmıştır. Ahvazın yıllık geliri ile geçinirken evliliklerine devam etmiştir aynı anda 4 eş sınırını geçmeden.

      • TR724 okurlari din tarihini yeni yeni okumaya baslamadilar, avam halkin bunlari bilmemesinin arkasindaki sebep ise özentiye yol acmasin diye gündemde tutulmamis olmasi. Nitekim ilerleyen yillarda ve yüzyillarda insanlar Hz. Hasan´i örnek almadilar, Hz. Ali´nin azarini dikkate aldilar ve bugüne kadar bu böyle geldi.
        Diger bir sebep ise bu insanlarin Peygamber Efendimizin (sav) torunu, damadi vs olmasi. Sünni gelenekte saygi cok önemli bir unsurdur. Yine bir sebep de bu insanlar icinde bazilarinin cennetle müjdelenmis olmasi. Peygamberimizin cennetle müjedeledigi insanlari analiz masasina yatirmak da bu saygi kültürüne ters düserdi.
        Gelelim günümüze: Bugüne kadar Mehmet Metiner disinda akrabanin gönlünü hos tutmak lazim diyen olmadi. Hicbir Islamci kaynakta dolandiriciligin, kayirmaciligin tesvik edildigini okuyamazsiniz. Su anki AKP hükümeti ise zaten Islamci falan da degil, zamanin ruhuna göre Islami istismar eden bir popülist. Bu insanlarin dinle alakasi yok.
        Bu yazilar eger Hizmet Hareketinin basindakileri muhatap aliyorsa, denebilecek sey su olur: Bugün Hizmet tabaninda AKP tabaninin tersine hic kimse yapilan kayirmalari, dolandiriciliklari tasvip etmiyor ve Hizmet´le bagdastirmiyor, HE´nin de agzindan bu zamana kadar böyle bir sey duymadik. O zaman geriye dini istismar eden abi takimi kaliyor. Din bir degerdir, degerli olan istismar edilir. Sorunumuz istismari önlemek, onun üzerine yazi dizileri yazmaktir. Hz. Hasan´in su kadar kadinla evlendiginden bugüne bakarak örnek alacak hicbir sey göremiyorum. Bu demagogluga artik bir son verelim.

      • Sayin Salih Erdem,
        Yazida kaynak olarak islam ansiklopedisi gecmiyor ama siz ” Burda yazılan bilgiler İslam Ansiklopedisinden ve diğer tarihi kaynaklardan alınmıştır.” demissiniz. Yazarla kaynaklar hakkinda ayrica görüstünüz mü yoksa müstear isim kullanan yazar siz misiniz?

  1. Evet bunlar zaten biliniyor. İlginç olan ise, cemaat, tarikat ya da siyasi oluşumlar bu konu gündeme geldiğinde “Eski olayları deşip, oralardan yeni düşmanlıklar çıkarmak doğru değil. Hem onlar sahabi, biz onları tartacak seviyede değiliz, hepsinin başımızın üstünde yeri var” diyorlar. Fakat ne zaman ki bir yerden darbe alıp can çekişmeye başlayınca “Hz. Hüseyin şöyle şehit oldu, nice zulme uğradı, biz de onların yolundayız, Muaviye yalan da söylemiş, ve dahi aldatmış” diye saydırmaya başlıyorsunuz. Eğer bu gerçekler açıkça konuşulsa ve geçmişte ders çıkarılsaydı şimdi dara düşüp inlenilmezdi. Hepsi de sahabi, biz onların hepsine de saygı duyuyoruz diyorsanız, yüce Rabbim de karşınıza Muaviye ve Yezid’i örnek alan bir şahıs çıkarır ve sizi de Kerbela çöllerindeymiş gibi inletir. O zaman da çıkıp “Muaviye’yi örnek alan bu şahsa saygı duyuyoruz, çünkü o da bir sahabidir sonuçta ve onun yolunu takip edince de kurtuluşa erersiniz. Bu bir tercih meselesidir” diyebiliyorsanız tebrik ederim dürüstlüğünüzü. Ama Kerbela’nın zekatı sayılmayacak zulmü görünce böyle tarihin gerçeklerini ortaya döküp düşüncelerinizi değiştiriyorsanız, bir oturup kendinize bakın derim.

  2. Kerbela’yı duyup da üzülmeyen Müslüman olur mu? Hz. Hüseyin (RA) Efendimizin şehadetine ağlamayan kaç Müslüman vardır? Bu işin bir yanı…
    Dünkü makale bugüne yatırımmış.
    Dün Hz. Osman Efendimiz (RA), fitne ambalajlı olayların hazırlıyıcısı ve suçlusu olarak anlatılmıştı ve yorumumda düşüncelerimi ifade etmiştim. Bu vesileyle tr724 yönetimine okuyucuya yorum hakkı tanıdığı için teşekkür ederim.
    Bizi o dönemde yaratarak elimizi kana bulaştırmayan Allah’a hamdederim; dilimi de, her iki tarafta da sahabinin yeraldığı bu olaylarda aklım, iradem ve Ehl-i Sünnet alimlerinin konuyla ilgili ileri geri konuşulmasını meneden fetvaları nedeniyle korumaya çalışır, dünkü ve geçmişteki yazılarıyla tarihi yaklaşımını bildiğim bir gazetecinin hatalı gördüğüm bakış açısıyla tutumumu değiştirip yargılamada bulunmam.
    Bunu “kaçmak” olarak yorumlayanlara cevabım:
    “Ey ehl-i Hak olan Ehl-i sünnet ve cemaat! Ve ey Al-i Beytin muhabbetini ittihaz eden Alevîler! Çabuk bu mânâsız ve hakikatsiz, haksız, zararlı olan nizaı (çekişmeyi) aranızdan kaldırınız. Yoksa, şimdiki kuvvetli bir sûrette hükmeyleyen zındıka cereyanı (dinsizlik ve süfyanizm), birinizi diğeri aleyhinde âlet edip, ezmesinde istimal edecek. Bunu mağlûp ettikten sonra, o âleti de kıracak. Siz ehl-i tevhid olduğunuzdan, uhuvvet ve ittihadı emreden yüzer esaslı rabıta-i kudsiye (kudsî bağlar) mabeyninizde varken, iftirakı (ayrılığı) iktiza eden (gerektiren) cüz’î meseleleri bırakmak elzemdir”(Lem’alar, 52)
    “Cenâb-ı Hak ellerimizi o kanlı hâdiselere bulaştırmadı; o halde biz de o hâdiselerden bahsedip dilimizi bulaştırmayalım.” (Ömer bin Abdülaziz’e ait bir söz. Şa’ranî, El-Yevâkit ve’l-Cevahir, 2:69; Bâcurî, Şerhü Cevheretü’t-Tevhid, 334)

  3. Ne saçmalıyor bu yazar.
    Hele Hz.Hasan efendimizi para ile satın alınan bir seviyesizlik ile ifade cüreti kabul edilebilir bir şey değil.
    Ve daha ne saçmalıklar….

    • Fahri Ertem bey, lütfen detaylı bir ilk dönem emevi tarihi okuyun. Muaviye ile Hz Hasan arasında yapılan antlaşma sabittir. Ahvaz vilayetinin yıllık rantı-geliri-arpalığı karşılığında Hz. Hasan babasının ölesiye yürüttüğü hak mücadelesinde geri adım atmıştır.

      • Geri adim attiysa nolmus, biz hic geri adim atmiyor muyuz, Osmanli Bosna´yi para karsiliginda Avusturya´ya, Kibris´i Ingiltere´ye niye birakti, hazir kurulmus gül gibi Dogu Trakya Cumhuriyeti´ni kendi eliyle niye yikti, HE 28 Subat´ta okullari devlete vermeyi niye teklif etti?

          • Dinimizde su durumlarda geri adim at, surda canini hice say, aha burda cek git gibi farzlar, vacipler, müstehaplar yok, kendine göre bi hesap kitap yapar, kararini uygularsin, kararin da seni baglar, mesela Emevileri, Osmanlilari baglamaz. Kimse Hz. Hasan böyle yapmis, demek ki Islam böyle istiyor demez. Hz. Hasan bunu yaparken bir fetvaya göre yapmadi.

  4. Devam…
    Efendimiz hayatta iken Hz.Hasan efendimizin sulh için hilafetten vazgeçmiş olmasını tebcil ve takdir ettiği Hz.Hasan efendimizin atfedilen para ile satın alma, kandırilma vs sacmalamalari kabul edilebilir şeyler değil.

  5. Islam tarihinin baslangiclarinda yasanan karanlik olaylarin irdelenmesine karsi cikan yok, bunlarla alakali yiginla kitaplar, romanlar yazildi, yaziliyor. Bunlardan yola cikarak kendimize ceki düzen vermemiz de tamamen yerine bir calisma olur.

    Soru ama su: Bu irdelemeyi kim yapiyor, ne zaman yapiyor, niye insanlarin kafasinin karmakarisik oldugu, birbirine süpheyle baktigi, kirk yillik emeklerine ah vah ettigi bir dönemde kim oldugu bilinmeyen biri tarafindan dogal afet gibi boca ediliyor?

    31 Mayistan itibaren okurla sohbet ediyormus gibi yaparak yazmaya baslayan yazarin kim oldugu belli degil, agirlikli olarak ekonomi yazacagini söyledi ama agirlikli konulari su aralar tamamen farkli konular, haftada iki yazi yazarak köse yazarlarindan daha cok yazar hala konuk yazar koltugunda.

    Ben örnegin Veysel Ayhanin kim oldugunu biliyorum. Son zamanlarda yazdigi yazilarla ne yapmaya calistigini biliyorum, bicok konunun altini bos biraktigi icin destekliyorum da. Amaci belli. Fakat “konuk” yazarimizin amactan cok “ajanda”si oldugunu düsünüyorum. 40 yildir kendisini taniyormusuz gibi davranmasi da sinir bozucu. Bize asil ismini bagislamali, kim oldugunu, akademik gecmisini paylasmali.
    Yazdiklarinin dogrulugu yanlisligi degil önemli olan, kendisinin kim oldugu.

  6. Yazınızı maatteessüf okudum. Aman Ya rabbi! Bu ne biçim bir dildir. Sizi ve Tr724’ü protesto ediyorum!!
    Başımızın tacı sahabe efendilerimize ne biçim edebe mugayir bir yazıdır. Onlar sahabi idi ve içtihat edebilirlerdi. Hazreti Ali tam haklı idi ama Hazreti Muaviye haksız değildi. Evet bazı şeyler yaşanmış olabilir ama bunu böyle saldırganca bir uslüpla yapmak kesinlikle yakışıksız bir durum…

    • Haklı tektir .Herkes savunduğu hakkın doğru olduğunu söyleyebilir ama hak tektir.Islam tarihinde eleştirel kültür yok olduğundan maalesef bugün bu haldeyiz İslamdaki eleştirel kültür Emevilerle yok edilmiştir bugünkü Sünni siyasal islam anlayışı tamamen emevilerden kalma bir anlayıştır. Tarihi doğru okumalı
      iyi yönlerini alıp yanlışlardan ders çıkarmalıyız muhabbetlerimle

  7. ALLAH SİZDEN EBEDEN RAZI OLSUN…

    1. GERÇEKLERİ OLDUĞU GİBİ SÖYLEMEK, DOĞRUYA DOĞRU YANLIŞA YANLIŞ DEMEK, ELEŞTİRİ AHLAKINA SAHİP OLMAK

    2. HER DOĞRU HER YERDE SÖYLENMEZ DEYİP GERÇEKLERİ KENDİ SİYASİ VE MEZHEPSEL GÖRÜŞÜNE ALET ETMEMEK,

    3. ALLAH’IN DİNİNE KENDİSİNİ MUHAFIZ GİBİ GÖRÜP ALLAH’IN MURADINI DÜŞÜNMEMEKTEN UZAK OLMAK

    4. Hz. PEYGAMBER EFENDİMİZİN SİYER FELFESİNİ ZAMANIN ÇOCUĞU OLARAK DOĞRU ANLAMA GİBİ BİR DERDİ OLMAK

    5. ZAMANIN SİYASİLERİ İLE ALİMLERİ MÜCADELEYE GİRİNCE TARİHTEN İBRET ALIP PROPANGADAYA ALET OLMAMAK VE GEÇMİŞ GELECEĞİN EN ÖNEMLİ REFERANSIDIR DİYE DÜŞÜNÜP MAKULÜ SEÇMEK

    6. KENDİ MAHALLESİ DIŞINDAKİLERE KENDİ MAHALLESİNDE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ TANIMAK DİYALOĞU HUSÛMETE ENGEL KOYMAK…

    BU TOPLUMSAL KÜLTÜR Bu coğrafyada bugüne kadar olmadığı gibi bundan sonra da olacağını düşünmüyorum.

    Ne kadar konuşsak boşuna…

    Bence BU SEBEPLE GÜNEŞ AHİR ZAMANDA BITIDAN DOĞACAK…

  8. O DÖNEMİ HER OKUYANDA ALLAK BULLAK OLUYORUM…..

    Neden mi?

    Müslümanların birbirini öldürmeleri kafam almıyor
    Sonra
    Anlatım şeklinden olsa gerek, amacın sanki Allah rızası olmadığı izlenimi veriyor..

    İşin doğrusu halifeler dönemine ait anlatılanlara inanmıyordum, taaaa AKP nin cemaat operasyonlarına kadar….

    Bugün artık anlatılanlara inanıyorum

  9. Tarih Araştırmalarının ve Tarih Yazımının Önündeki Temel Sorunlar
    Aydın Aktay
    “Tarih araştırmalarında araştırmacıları bekleyen en büyük handikaplar içinde pek çok sorundan söz edilebilir:
    Birinci sorun; Anakronizme düşme tehlikesidir. modern bir zihinle geçmişte olmuş bitmiş olayları (tarih), bugünün objektifliği zedeleyen durumumuzla, anakronizme düşmeden ne ölçüde sıhhatli bir değerlendirmeye tabi tutabileceğimizle ilgilidir. Anakronizmle malul tarihçilerin, modern zihin parametrelerini temsil eden
    “özel mülkiyet”in izlerini sürmede, “sivil toplum”, ve “güçler ayrılığı” ilkesinin temellerini aramada veya demokrasinin, rasyonalitenin mevcudiyet imkanlarını soruşturduğu görülmektedir.
    2.Oryantalizmin, Doğu imajını üretmesi bilindiği gibi Doğu’yu; tek adam yönetmelerinin egemen olduğu, rasyonaliteden ve demokrasi geleneğinden kopuklukla açıklaması ile ilgilidir, despotizm ve egzotizm ile özcü ve indirgemeci bir genellikle tüm doğu toplumlarına bu özellikler şamil kılınır. Buna, Doğu toplumlarını oryantalist
    Doğu inşasının gerçekleştiği görülür. Bunun dışında bir söylem geliştirmek adeta imkansız hale gelmektedir. oryantalistler eliyle üretilen Doğu imajından söz edilebilir. Çoğu zaman bu etkilerden azade bir bakış açısını ortaya koyma hassasiyetine rağmen bu hassasiyeti en derinden taşıyan tarihçilerin bile bundan kaçınamadık-larını görürüz.
    3. Popülizmin batağına düşmektir. Tarihi olayların
    ve tarihle ilgili iddiaların modern tüketici formatına sahip ilgili bireylerince nasıl bir tüketim hevesiyle popülizme dönüştürüldüğü de bir vakıa olarak öne çıkan bir başka durumdur. Tarih bu kişiler için adeta geçmişin eğlenceli, eksantrik, gizemli ve dinleyene haz veren dinledikçe tüketilen bir fırsat ve imkanlar alanıdır.
    4. Analojiler kurma takıntısıyla farklı zamanların ve kültürel-tarihsel kontekslerin düşünürleri, toplumsal doktrinleri ve hareketleri karşılaştırıldığında bazı tarihsel analojilere, benzerliklere varılabilir. Bu benzerlikler çekici olduğu kadar aldatıcı da olabilir. Kimi kez bu yapay benzerlik ya da analojiler yapay, ipuçları yanlış çıkarımlar ya da benzerlikler temel farklılıkları örtebilir.”

  10. Sonunda yillardir söyledigimi bir Cook müslüman ufak ufak söylemeye basladi. Muaviye bir alçakti. Alcaklar icin sahabe vs demek uygun degil bana kalirsa

  11. Yıldız (Sahabeler kastedilmektedir) savaşlarını dinlemek hoşumuza gitmeyebilir, ama zaten bu olayların adı konulmadığı ve ibret alınmadığı için hep tekrar edegelmiş. Müslümanlar sahabelerin hayatından örnek almıştır ama ibret almamıştır. Afganistandan Fas a kadar olan Müslüman coğrafyada müslüman fırkalar islami fetvalarla birbirlerini tekfir etmekte mücadele etmektedir. Her grup kendisinin fırka-i Naciye (Kurtuluşa eren grup) olduğunu düşünmektedir doğal olarak. Ümmeti ilk Hz. Muhammed s.a.v. e atfedilen şu hadis bölmüştür veya bölüneceklerini öngörmüştür. “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bunların içinden bir fırkası ehl-i necat (fırka-i naciye) olacaktır.” Kalan 72 fırka için cehennem öngörülmüştür. Her grup kendisinin ehli sünnet olduğunu iddia ve ispat yoluna gitmiştir. 15 Temmuz dan sonra Hizmetin kurumlarına diğer ehli sünnet müslümanlar üşüşmüştür din-i mübini islam adına. Yapılan işkence ve zulümlerde bir kısmının bizzat payı vardır. Bu çok acı gerçekle yüzleşmeye çalışmak bu travmayı akaidle izah etmek çok zordur. Hizmet hareketi bir nevi kardeş katline uğramıştır. Malları müsadere edilmiş canları kanları helal sayılmıştır islam hukukçusu Hayreddin karaman ile islam tarihçisi ahmet akgündüz tarafından. Bu gerçekle yüzleşmek çok zordur arkadaşlar. Terapi ve tedavisi ise işte muhterem yazarın bu tarihi makalelerinde gizlidir.

    • Müslüman cografyada insanlarin birbirini tekfir etmesi ibret almakla degil cehaletle aciklanabilecek bir durum. Caresi de belli: egitim ve diyalog. Evet ya, Hz. Osman akrabalarini kayirmasaydi, su sahabe öteki sahabeye savas acmasaydi, yüzyillarca gül gibi yasayacaktik öyle mi, sizin terapistleriniz bunu söylüyorsa yapacak bi sey kalmamis.

      Eger bir ülkede dolandiricilik, kayirmacilik, katliam, karsisinda bir tane alim cikip icabinda boynumu vurun demiyorsa, diyemiyorsa, bu Hz. Osman´in, Hz. Hasan´in sucu degil, toplumdaki genel iman zayifligi.

      Efendim HH kardes katline ugramis. Ne kardesligi, sen bu adamlarla bizim ayni kaynaktan geldigimizi saniyorsan terapistini degistir. Yüz defadir söylüyoruz bu adamlarin dinle, diyanetle alakasi yok, dini istismar ediyor, dini degerleri manipüle ediyor diye. Bi kere talan Türk kültüründen kalma bi adet, adam dini degerlerin yükseliste oldugu bir dönemde bu eski adetine dini bir kilif bulmak zorunda, bunu anlamak bu kadar mi zor? Bu adamlar senin nereden kardesin oluyor?

      Simdi Müslüman cografyanin icinde bulundugu durum ortaya konduguna göre isaret edilen medeniyet Bati olmali? Bugün hic kimse demokrasi ve insan haklari icin 20 sene önce Afganistaná giren Amerikanin ordan niye ciktigina, güya maglup bir devlet gibi telas icinde vatandaslarini oradan kacirmaya calistigina anlam veremiyor. Sen bence bundan ibret al. 200 senelik Bati medeniyetinin katlettigi insan sayisi Allahu alem insanlik tarihindeki bütün katliamlardan daha fazladir.

      Su agzinizdan düsürmediginiz travmaniza gelince… Sen Hirosimada yasananlari okudun mu, Kizilderililerin basina gelenleri okudun mu, Ermenilerin basina gelenleri biliyor musun, daha düne kadar HH olarak adini bile anmadiginiz. Sen Peygamberimizin etleri taraklarla taranan gecmis ümmetlerle alakali hadisi bi okudun mu, sindirdin mi? Imanimiz zayifmis demiyoruz da sarildik bi travma lafina gidiyoruz.

      Peygamberimiz (sav) alemlere rahmet olarak inmis, onun yildiz dedigini ben yokluga mahkum edemem, bunun ironisini yapmaktan Allaha siginirim. Müslüman dünyasi onlardan cok sey ögrendi, Hz. Osmandan utanma duygusunu, cömertligi, Hz. Ömer´den adaleti, Hz. Ebubekirden sadakati ve kiyaslama yaptigimizda dünya tarihinin insanlara en iyi davranan ülkelerini kurdu. Osmanli bile cepten yedigi halde 600 sene Müslümani, Hiristiyani, Yahudiyi bir arada söyle veya böyle baris icinde tuttu. Su kötü demagoji huyundan kurtulun artik.

  12. Tekfir hadisesini yapanlarla yuzlesmek zorunuza gitmis olmali. Cahilin tekfirle ne isi var. Tekfir cemaat liderleri, hocaları, seyhleri ve mollalar tarafından yapılmaktadır Türkiyede. Bana burada fırka ve cemaat ismi saydırmayın. Bir gazeteciye işkence yapan polis namaz vakti gelince işkencesine ara verip namaza gitmiştir. Size pir u pâk bir islam tarihi anlatılmış veya öyle biliyorsunuz. Osmanlıyı öğrenmek için vakanüvistlerin yazdığına değil, bulgarlara, sırplara, hırvatlara, macarlara, ermenilere araplara ve kürtlere sorun. Son 100 yılında ayanlara ihale ile verilen topraklardan vergi toplayabilmek için yapılmış zulümleri araştırın. 600 yıllık Osmanlı tarihi müslümanlar için bir fetret ve kayıp zamandır. Mülkiyet hakkı hane dokunulmazlığı gelişmemiştir. Müsadere ile halkın malı devlet sultan adına gasbedilmiştir. Bilimsel bir çalışma yapanlara kan kusturulmuştur. Farklı düşünen din alimleri ve dini gruplar soy kırıma uğramıştır. Şeyh Bedreddin idam edildikten sonra çırılçıplak 3 gün bedeni sergilenmiştir. Hurufiler Fatih tarafından diri diri yakılmıştır. Yeniçeri teşkilatı imha edildikten sonra Bektaşiler e tedhiş yapılmıştır. Osmanlı padişahlarının yarısı kendi ailesinden birilerini katletmiştir. Osmanlı Devleti muaviyenin başlattığı kralcılığın ve yağma devletinin en son ve en başarılı örneği olmuştur. Yavuz 3 sadrazamını mahkemesiz katletmiştir. Osmanlı sistemi ile Hz. Muhammed s.a.v in hedeflediği sistem tamamen zıttır. Osmanlı da fıkıh gelişmiştir ama hukuk gelişmemiştir.

    • Nasi olsa 600 yil ya, iyi malzeme var di mi sirala gitsin, mesele demagoji yapmak olduktan sonra asili tartismanin ne öne mi var di mi? Söyle her yüzyildan on tane zulüm saysan hakli ciktin gitti. Gelmis bana liste yapiyor, sanki ben bunlari duymadim, bilmiyorum.

      Evet yaaa, tekfir edenlerle yedigim-ictigim ayri gitmedigi icin cok gücüme gitti, nasil yüzlesemedim bilemezsin. Ah Hz. Osman ah, sen niye akrabani kayirdin ki, bak bugün herkes seni örnek aliyor, Muaviye senin yüzünden basa gecti, Emevilerin mimari sensin, sen olmasaydin tekfirciler de olmazdi bugün.
      Bu savrulma öyle bi sey ki, okuduklarini bile anlamiyorlar.

  13. Tr724 takibi bırakın o muhsiniyle yazıp çizsinler demekki tayyib belası bize azmış içimizdeki beyinsizler yüzünden yeni brlalara hazır olun

    • Muhsin diye biri yok, takma isim, yazar kim, neci, uzmanlik alani ne, en önemlisi niyeti ne belli degil, ama hayranlari bol o belli. Ibrahim Öztürkten süpheleniyorum.

  14. Sahabe hakkinda fazlasiyla haddini aşan bir yazı olmuş. Keşke bu yazının yayınlandığı mecra böyle bir yer olmasaydı, yazar kendi görüşlerini başka bir yolla dile getirseydi!

  15. 3 tane türkce kitaptan kötü bir özet yaparak TR7/24`te yazar olunabiliyor mu? Veysel Ayhan, Adem Yavuz Aslan, Nedim Hazar, Bülent Korucu gibi yazarlarin arasina M. Ahmet karabay`i nazarlik olarak mi koydunuz.

  16. Sayin Salih Erdem,
    Yazida kaynak olarak islam ansiklopedisi gecmiyor ama siz ” Burda yazılan bilgiler İslam Ansiklopedisinden ve diğer tarihi kaynaklardan alınmıştır.” demissiniz. Yazarla kaynaklar hakkinda ayrica görüstünüz mü yoksa müstear isim kullanan yazar siz misiniz?
    Benim kanaatim Salih Erdem adiyla yorumlar yazan beyefendinin yazarin kendisi olabilecegi yönünde. M.A. Karabay`in tarih konularindan bahsettigi 4-5 makalesinin altindaki Salih Erdem imzali yorumlara bakin..

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin