İletişim araçları hiç bu kadar çok olmamıştı ama insanlar hiç bu kadar yalnız hissetmemişti. Belki sorun bağlantı eksikliği değil, birlikte düşünebileceğimiz birileri olmayışı. Birlikte düşünmek aynı fikirde olmak değildir; haklı çıkmak da değil. Biri soru sorar, diğeri cevap arar, sonra roller değişir. Her iki taraf da sohbetin sonunda başlangıç noktasından biraz ileriye geçmiş olur. Bir insanın bize verebileceği en büyük hediye, fikirlerimize katılması değil, bir meseleye bizimle birlikte kafa yormasıdır.
ALİ TOPDAĞ | YORUM
İnsan kimi zaman neye ihtiyaç duyduğunu bilemez. Hatta yıllarca bir eksikliği hisseder de ona doğru bir isim vermeyi beceremez. Hayatın akışı içinde çalışır, okur, öğrenir, yeni insanlarla tanışır, görüşür, sohbet eder; böylece günler, aylar, yıllar geçer. Bazı insanlarla yapılan sohbetlerden sonra içi açılır, bazı sohbetlerden sonra ise açıklayamadığı bir yorgunluk hisseder. Bunun sebebini çoğu zaman karşısındaki insanlarda, şartlarda veya gündelik meşguliyetlerde arar. Bunlar doğru olmakla birlikte bana göre mesele çok daha derindedir.
Günümüzde iletişim imkânları hiç olmadığı kadar arttı. Telefonlar, mesajlaşma uygulamaları, sosyal medya platformları ve sayısız iletişim kanalı sayesinde insanlar birbirlerine her an ulaşabiliyor. Buna rağmen birçok insanın içten içe yalnızlık yaşadığı da bir gerçek. Bu yalnızlığın sebebi sadece yakın bir dosta sahip olamama olmayabilir. Belki de asıl eksik olan şey, insanın yakınında birlikte düşünebileceği birilerinin olmayışıdır.
Dikkat ederseniz bazı sohbetlerin kısa süre içinde tıkandığını görürsünüz. Kimi zaman insanlar konuşulan konuya hiç dâhil olmazlar. Karşılarındaki kişinin düşüncelerini dinler, başlarını sallayarak onaylar ve sohbeti o noktada bırakırlar. İlk bakışta bunda yanlış bir şey yokmuş gibi görünür. Ne de olsa herkes tartışmak zorunda değildir, herkes her konuda fikir sahibi olmayabilir. Ancak unutmamak gerekir ki konuşulanları veya yazılanları sürekli onaylanmak, onları sürekli eleştirmek kadar kötü bir durumdur.
Çünkü insanın her zaman haklı olması mümkün değildir. Hatta çoğu zaman fikirlerimiz, ancak başka fikirlerle karşılaştı(rıldı)ğında olgunlaşır. Bir fikir, bir düşünce hatta bir insan kendisine yöneltilen sorular sayesinde gelişir, derinleşir. Eksikleri itirazlarla görünür hâle gelir. Böylece alternatif bakış açıları, daha önce fark edilmeyen yönleri ortaya çıkar. Demem o ki insanın düşünce dünyasının gelişebilmesi için sadece konuşmaya değil, karşılıklı katkıya da ihtiyaç vardır.
Öte yandan her itiraz da insanı tatmin etmez. Bazı insanlar konuşulan veya yazılan şeylere karşı çıkarlar ama neden karşı çıktıklarını açıklayamazlar. Bazıları fikirlerini ifade ederler fakat onları geliştirmek için bir çaba göstermezler. Kimileri ise karşı tarafı dinlemeden kendi düşüncelerini tekrar eder dururlar. Böyle durumlarda ortada bir sohbet varmış gibi görünse de aslında iki ayrı monolog yaşanmaktadır. Herkes konuşmakta, fakat kimse kimseyi gerçekten duymamaktadır.
İşte bu yüzden bazı insanlar zamanla farklı bir şey aramaya başlar. Bu arayışın ne olduğunu fark etmek bazen uzun sürer. Çünkü ilk bakışta sorun, insanların yeterince okumaması, düşünmemesi veya bir fikir üretmemesi gibi görünür. Sonra insanların birbirlerini yeterince dinlemedikleri düşünülür. Bunların her birinde doğruluk payı vardır ama hepsinin altında daha temel bir ihtiyaç var: Birlikte düşün(ebil)mek.
Birlikte düşünmek, aynı fikirde olmak demek değildir. Hatta çoğu zaman tam tersidir. Birlikte düşünen insanlar her konuda anlaşmak zorunda değildirler, aynı sonuçlara ulaşmaları da gerekmez. Birinin gördüğünü diğeri görür, diğerinin fark ettiğini biri değerlendirir. Biri soru sorar, diğeri cevap arar. Sonra roller değişir. Bazen biri ikna olur, diğeri olmaz. Ama her iki taraf da konuşmanın sonunda başlangıç noktasından biraz daha ileriye geçmiş olur. Böyle sohbetlerde amaç haklı çıkmak değil, hakikate biraz daha yaklaşmaktır.
Ne var ki günlük hayatta bu tür sohbetlere çok sık rastlanmaz. Çünkü birlikte düşünmek emek ister. İnsan önce kendi fikrine dışarıdan bakabilmelidir. “Yanılıyor olabilirim” diyebilmelidir. Karşı tarafın sözünü bitirmesini beklemeli, anlamaya çalışmalı ve gerektiğinde kendi düşüncesini gözden geçirebilmelidir. Bunlar kolay şeyler değildir. Hepimiz zaman zaman kendi fikirlerimize gereğinden fazla bağlanabiliriz. Hepimiz bazen dinlemek yerine karşımızdakine cevap vermeye hazırlanabiliriz. Hepimiz zaman zaman anlamaya çalışmaktan çok anlatmaya odaklanabiliriz. İşte bu yüzden birlikte düşünmek, bilgi meselesinden önce bir karakter meselesidir.
Çok okumuş veya çok konuşmuş olmak bu konuda yeterli değildir. Hatta çok şey bilmek bile yeterli olmayabilir. Asıl mesele, insanın zihnini yeni ihtimallere açık tutabilmesidir. Karşısındaki kişinin sözlerinde kendisine katkı sağlayabilecek bir taraf olabileceğini kabul edebilmesidir.
İnsan, hayatın farklı dönemlerinde böyle insanların kıymetini daha iyi anlar. Çünkü zamanla görülür ki dostluk sadece aynı masada saatlerce oturmak değildir, hele aynı grup veya toplulukla birlikte yaşamak değildir. Hatta aynı düşüncelere sahip olmak bile değildir. Dostluk, bir mesele üzerinde birlikte düşünebilmektir, bir soruna birlikte cevap arayabilmektir, bir fikri birlikte geliştirebilmektir. Bana kalırsa insanı gerçekten rahatlatan dostlar bunlardır.
Saatler süren bazı konuşmaların sonunda zihinsel bir yorgunluk hissedilir. Ama dostlarla yapılan bu tür sohbetler insanı rahatsız etmez. Çünkü insan o süreçte sadece konuşmamış, düşünmüştür; sadece anlatmamış, anlamaya çalışmıştır; sadece kendi fikirlerini savunmamış, başka pencerelerden de bakabilmiştir. Böyle sohbetlerden sonra insanın zihni yorulsa da ruhu hafifler.
İnsan ilişkilerinde en çok ihtiyaç duyulan şeylerden birinin bu olduğunu düşünüyorum. Daha fazla konuşmak değil daha iyi dinlemek; daha fazla tartışmak değil daha samimi anlamaya çalışmak; daha fazla haklı çıkmak değil birlikte düşünmek. Çünkü bir insanın bize verebileceği en büyük hediye, fikirlerimize katılması değil bir meseleye bizimle birlikte kafa yorması/yorabilmesidir.

Keşke tüm sohbetler söylediğin formata dönüşse …
O zaman tadından yenmez.