Modern dünyada hilâfet-6

YORUM | Dr. YÜKSEL ÇAYIROĞLU

Modern İslâm uleması ve aydınları arasında hilafetle ilgili temelde üç farklı yaklaşım olduğu söylenebilir. Reşit Rıza, Senhuri ve Abdülkadir Udeh gibi fıkıhta ihtisas sahibi olanlar klasik hilafet teorisinin bazı değişiklik ve uyarlamalarla modern zamanlarda da devam ettirilmesi düşüncesindedir. Allal el-Fasi, Seyyid Bey ve Muhammed Esed gibi yazarlar hilafetin dinî değil tarihî bir kurum olmasından hareketle günümüzde İslâmî ilke ve ideallere bağlı kalmak şartıyla daha başka yönetim modellerinin bulunabileceğini ileri sürer. Daha önce görüşlerine yer verdiğimiz Ali Abdürrazık gibi düşünen üçüncü grup ise İslâm’ın misyonunu manevî ve ruhî alana hasreder, siyaset ve yönetimin ise tamamen dinden bağımsız seküler bir mesele olarak ele alınması gerektiğini iddia eder.

Bu üç grubun aralarında önemli yaklaşım farkları olsa da hepsinin modern dönemde yaşanan değişimin farkında olduğu ve buna göre hilafet kurumuyla ilgili bir kısım değişikliklere gidilmesi gerektiği noktasında ittifak ettikleri gözden kaçmamalıdır. Gerçi geçmişle ilgili özlemlerini dile getiren ve tarihî dönemleri olduğu gibi yeniden ihya etmek isteyen görüşler de yok değildir. Fakat bunlar olsa olsa nostaljinin, duygusallığın veya aşırı idealizmin birer ifadesi olabilir. Dünyanın ve insanlığın geldiği seviyeden habersiz, realitelerden kopuk, zihnî kurgulara dayanan bu tür düşüncelerin üzerinde durmaya bile gerek yoktur.

Hiç şüphesiz hilafetin kaldırılması Müslümanlar arasında alternatif yönetim modelleri konusunda bir arayışın başlamasına sebep olmuştur. Fakat günümüzde İslâmî bir yönetimin keyfiyeti veya din-devlet ilişkilerinin mahiyetiyle ilgili ciddi kafa karışıklığı yaşanmasının ve konu etrafında ateşli tartışmalar yapılmasının asıl sebebi, birkaç asırdan beri etkisini devam ettiren ve son zamanlarda yeni bir dünya medeniyeti kurma yolunda ilerleyen modernitenin/postmodernitenin tabiatıdır.

Şöyle ki moderniteyle birlikte eşitlik, özgürlük ve insan hakları, uğruna mücadele edilmesi gereken en yüce değerler hâline geldi. Rasyonalist felsefenin etkisiyle akıl, âdeta kutsandı ve aşırı yüceltildi. Bütün bunlar içtimai bağların zayıflamasını ve bireyselleşmeyi netice verdi. Toplumsal ve kültürel alanlarda, eğitim müesseselerinde, siyasi ve idari mekanizmalarda ciddi bir sekülerleşme baş gösterdi. Milliyetçilik düşüncesinin uyanması modern-ulus devletleri ortaya çıkardı. Küreselleşmeyle birlikte toplumların ve devletlerin izole bir hayat yaşama ihtimalleri kalmadı ve hatta bağımsızlığın bile anlamı değişmeye başladı. Farklı etnik gruplara, dinlere ve kültürlere mensup olan insanların birlikte, iç içe ve aynı devlet çatısı altında yaşadıkları çoğulculuk realitesi ortaya çıktı.

Çok özet olarak ifade etmeye çalıştığımız bütün bu değişim ve dönüşümler karşısında hem düşünce ve zihniyetler farklılaştı hem de yapılar, kurumlar ve müesseseler. Özellikle kendine has bir felsefe ve anlayışı olan modern devletin ortaya çıkması ve insanları yavaş yavaş dünya vatandaşı haline getiren küreselleşme olgusu; devlet yapılarını, idari mekanizmaları, siyaset anlayışlarını ve yönetim tarzlarını derinden etkiledi. Geçmiş asırlardaki monarşi ve oligarşiler, yerini, cumhuriyet, meşrutiyet, liberalizm, demokrasi gibi devlet biçimlerine ve yönetim şekillerine bıraktı. 

Bunların yanı sıra anayasa ve kanunlaştırma faaliyetleri başladı; millet meclisleri ortaya çıktı; partilerin, seçimin ve muhalefetin olduğu yeni siyasi mekanizmalar kuruldu; hukukun üstünlüğü ilkesi benimsendi; yasama, yürütme ve yargı kuvvetleri birbirinden ayrıldı; hükümeti denetleme adına fren-denge mekanizmaları geliştirildi; sivil katılım, sivil muhalefet ve hatta sivil itaatsizlik öne çıktı.

Hepsinden önemlisi Müslüman muhayyilede hâkim olmaya başlayan gizli bir sekülerizmle ve modern değerlerin tahakkümüyle birlikte İslâm’ı algılama ve anlama şekli değişti. Müslümanlar Batı medeniyetinin meydan okumalarıyla yüz yüze geldi ve hazırlıksız yakalandıkları için bu meydan okumalara cevap veremediler. Bu da dinî meselelere bakışta bir kısım farklılaşmalara ve şüphelere sebep oldu. Kur’ân ve Sünnet’e popüler düşüncenin kodlarıyla baktıklarından modernist/tarihselci yorumlar ortaya çıktı. Hilafet müessesesinin önem ve gerekliliğiyle ilgili algılar radikal bir değişime uğradı. İslâm dünyası, geleneği yeni yorumlarla modern döneme taşıyacak entelektüel birikimden yoksun olduğundan, Batılı kurum ve müesseseleri kopyalamakla yetindi. 

Buradaki maksadımız modernite övgüsü veya yergisi yapmak değil. Elbette modern dönemde yaşanan değişimlerin bir kısmı insanlık adına çok önemli kazanımlardır. Fakat söz konusu felsefe ve anlayışların bir kısmının insan, toplum, kültür, sanat, siyaset ve devlet açısından yozlaştırıcı yönlerinin olduğu, önemli dezavantajlarının bulunduğu da göz ardı edilemez. Her ne olursa olsun, burada asıl önemli olan nokta, siyaset anlayışı ve devlet yapısıyla ilgili öne sürülecek görüş ve teorilerin mutlaka toplumsal karşılığının bulunması gerektiğidir. Müslümanların talep ve isteklerinin dikkate alınmadığı, toplumsal dengelerin gözetilmediği ve fiilî durumun gereklerinin hesaba katılmadığı bir yönetimin -ismi ve şekli her ne olursa olsun- başarılı olması mümkün değildir.

Kısaca hilafet teorisinin geliştirildiği klasik dönemin şartlarıyla modern dönemin şartları birbirinden oldukça farklıdır. Wael b. Hallaq, The Impossible State ismini verdiği kitabında önemli argümanlar öne sürerek hilafetin (İslâm devletinin), modern devletin tabiatıyla uyuşmasının imkânsız olduğunu ortaya koymaya çalışır. Farklı bir ifadeyle ona göre modern-ulus devletin yapısına uygun bir şekilde İslâm devleti kurmanın imkân ve ihtimali yoktur. Elbette onun bu tezi tartışmaya açıktır. Nitekim bu konuda farklı itirazlar da dile getirilmiştir. Fakat realiteleri görme ve içinde yaşadığımız fiilî durumun farkında olma adına onun konuyla ilgili görüşleri oldukça önemlidir.

Günümüzde hilafeti savunan ve onu tekrar ihya etme çabasında olan farklı şahıs ve gruplar vardır. Çoğu da bunu dinî bir vazife olarak görmekte ve İslâm’la özdeşleştirmektedir. Hakikaten hilafet, Cenâb-ı Hakk’ın Müslümanlardan kurulmasını talep ettiği dinî bir mükellefiyet midir? Ehl-i Sünnet tarafından oluşturulan hilafet teorisi, peygamberlik misyonuyla temellendirildiği, icmaa dayandırıldığı ve dinî referanslarla desteklendiği için dinî bir içerik kazanmıştır. 

Ne var ki daha önce de üzerinde durduğumuz üzere Kur’ân ve Sünnet’in yönetimle ilgili ortaya koyduğu bir teori, sistem ve model yoktur; ilke ve esaslar vardır. Allah Resûlü de (s.a.s) kendi yerine bir halife bırakmamış ve bu konuda bir açıklama yapmamıştır. Dolayısıyla hilafet, İslâm ulemasının ve idarecilerinin dinî referanslar ve siyasî tecrübeler çerçevesinde şekillendirdikleri daha ziyade tarihî ve siyasî bir kurumdur. Elbette bunun dinî bir mahiyeti, dinle sıkı bir irtibatı olduğu için dinî bir kurum olarak görülmesi de mümkündür. Fakat dinin kendisi değildir. Din tarafından öngörülen yegane siyasî model de değildir. Bu sebeple tarihin farklı zaman dilimlerinde Kur’ân ve Sünnet’in ortaya koymuş olduğu ilke ve esaslar çerçevesinde içinde yaşanılan zamanın şartlarına göre pekâlâ farklı devlet yapıları ve siyasi modeller ortaya koymak mümkündür.

Esasında bazı İslâm âlimlerinin de belirttiği üzere hilafetin kendisi dinî bir maksat değil; belirli hedeflere ulaşma adına kullanılacak bir vesileden ibarettir. Bu hedeflerin bir kısmı dinî, bir kısmı ise dünyevîdir. Dinin korunması ve neşredilmesi, iyiliği emredip kötülükten yasaklama, İslâm hukukunu tatbik etme, Müslümanların rahat bir şekilde dinlerini yaşamalarını ve ibadetlerini yapmalarını temin etme, Müslümanların birlik ve beraberliğini sağlama gibi maksatlar dinîdir. İnsanlar arasında hak ve adaletin tesis edilmesi, temel hak ve özgürlüklerin korunması, zulüm ve haksızlıkların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, asayiş ve güvenliğin temin edilmesi, düzen ve istikrarın sağlanması, kamusal taleplerin ve toplumsal ihtiyaçların karşılanması, huzur ve refahın elde edilmesi, ülke menfaatlerinin eşit bir şekilde dağıtılması gibi maksatlar ise dünyevîdir.

Esasında tarihte uygulamada olan halifeliğin İslâm’a ne kadar uygun olup olmadığını anlamanın yolu da onu bu maddelere göre değerlendirmektir. Bu yapılabildiği takdirde özellikle Raşit Halifelerden sonra uygulamada olan halifeliğin yer yer İslâm’dan ne kadar uzaklaştığı esefle müşahede edilecektir. Bu sebeple günümüz Müslümanları isimlere, kurumlara, modellere, şekillere ve yapılara takılmadan öz ve içeriğe, maksat ve neticelere yoğunlaşmalıdır. Bu maksatların elde edilmesi adına ortaya koyacakları yapı ve modellerin kamusal vicdan tarafından kabul edilebilir olmasına dikkat etmelidir.

Kurulan üst yapıların İslâm’a uygun olması, bir yönüyle de onların toplumsal talep ve isteklere dayanmasına bağlıdır. Unutulmamalıdır ki Allah Resûlü’nden sonra halifeliği ortaya çıkaran ana dinamiklerden biri de toplum fertlerinin bu yöndeki istek ve kabulleridir. İslâmî yönetimin meşruiyeti adına vazgeçilmez temel iki ilke olan şura ve bey’atın maksadı da kurulacak olan siyasi sistemi halkın rıza ve onayına dayandırmaktır. Çünkü halka rağmen kurulacak olan bütün siyasi sistemler istibdat ve despotizmi doğuracaktır. 

Bunların isminin “halifelik” veya “İslâm devleti” olmasının da bir önemi yoktur. İsmine halifelik denilse bile ortaya çıkacak olan yönetim anlayışı totalitarizm olacaktır. Bunun da İslâm’a hizmet etme bir yana, insanları dinden soğutacağında ve İslâm’la ilgili negatif algıları güçlendireceğinde şüphe yoktur. İslâm, insan iradesine, insan aklına ve insan tercihlerine fevkalade önem verdiği ve dinî mükellefiyeti bunlar üzerine bina ettiği gibi, Müslümanlara düşen temel vazife de kurmayı düşündükleri bütün siyasi sistemlerde bu hakikati göz ardı etmemeleridir. Maalesef siyasal İslâmcıların en büyük hatası da budur.

Öte yandan devletin bizzat kendisi değer belirleyen, insanlara belirli bir hayat tarzını dayatan bir kurum değildir. İslâm devletlerinde tatbik edilen kanunlar (içtihat ve hükümler) sivil ulema tarafından tedvin edilmiştir. Devletin asıl vazifesi, sivil toplum tarafından üretilen değerlerin yaşanır hale gelmesini ve korunmasını sağlamaktır. Hatta İslâm’a göre dinî, hukukî ve siyasi vazifelerin birinci muhatabı da devlet değil, İslâm ümmetidir. Devlet başkanı, ümmete vekaleten bu vazifeleri yerine getirir. Dolayısıyla devlet, dinin belirli emirlerini yerine getirmede taksirde bulunsa bile, toplumun elinden gelen gayreti ortaya koyması gerekir. Bunun için de toplumsal dönüşüm ve şuurlanma çok önemlidir.

Aynı şekilde bir kurum olması itibarıyla devletin dinî yoktur; dinin muhatabı ve hedefi şahıslardır. Devlet, onu idare edenlerin ve daha da önemlisi onlara bu görevi tevdi eden halkın dinî veya dünyevî tercihlerine göre şekillenir.

Medine vesikası ve Hudeybiye sulhu gibi hâdiselere bakılacak olursa, toplum fertlerinin asgari müştereklerde buluşmasının, birlikte yaşama kültürünün geliştirilmesinin, çatışmaların uzlaşma ve anlaşma kültürüyle bertaraf edilmesinin kısaca toplumda huzur ve istikrarın sağlanmasının da İslâm’ın öncelikli idealleri arasında yer aldığı görülecektir. Bunun için de mutlaka cehaletle mücadele edilmesi, ilmin yaygınlaştırılması, ekonomik kalkınmanın sağlanması, her türlü istibdadın bertaraf edilmesi, siyasî ve iktisadî bağımsızlığın elde edilmesi gerekir. Bütün enerjilerini hilafeti getirme veya İslâm devleti kurma yolunda harcayan Müslümanların mutlaka bunları da göz önünde bulundurması, hatta çözmeleri gereken öncelikli problemlerin bunlar olduğunun farkına varması gerekir.

Son olarak şunu da ifade etmek isteriz ki Müslümanlar, globalleşen bir dünyada muasır devletlerin algılarına ve tepkilerine de kayıtsız kalamazlar. Devletlerin, toplumların, kültür ve medeniyetlerin birbiriyle tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar etkileşim halinde olduğu küresel bir dünyada Müslümanların da küresel düşünmeleri gerekir. Onlar, küresel bir nitelik kazanan kronik problemlerin salt bir devlet modeliyle çözülemeyeceğinin farkına varmalı ve evrensel bir toplum projesi üzerinde kafa yormalıdır. Kuru tartışmaların arasında İslâmî değerlerin tükenip gitmesine müsaade etmemeli, bunun yerine, İslâm medeniyetinin insanî ve evrensel yönlerini öne çıkarmalıdırlar.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin