Milletvekili-Yüzbaşı atışması

YORUM | BEKİR SALİM

 

YIL 1996…

Yüzbaşılık yıllarım…

“Gönül Dostları” ile Ankara Büyük Sürmeli Otelinde mutad bir şiir toplantısındayız. O gün benim için çok özeldir. Zira, çok kıymetli bir milletvekiliyle tanışma mutluluğuna eriştim. Büyük sanatkâr, büyük ozan… Çok iyi bir doğaçlamacı… Düşünce, fikir ve anlayış olarak  bana alabildiğine ters ama kişilik olarak bir o kadar yakın… Son iki hafta yazdığım yazıda bana “Barış Pınarı harekâtı Bilâl değil hilâl meselesi“ diye siteme eden milletvekili ağabeyim…

Herkes kendi şiirlerini okudu. Ben de birkaç taşlama örneği sundum. Program tam bitmek üzereydi ki Milletvekili eline bir bağlama aldı ve bana hitaben şöyle söyledi:

Milletvekili:

“Gönül Dostlarına” ilk defa geldim.

Seninle tanıştım, şükür kardeşim.

Fukaraydı gönlüm, hazine buldum.

Ne kadar tatlısın Bekir kardeşim.

 

Doğrusu tatlı-matlı deyince biraz rahatsız oldum. Hem benim uzman olduğum alan hiciv… Rahat kulaç attığım denize çekmek istedim. Hele şu verdiğim cevaba bakın:

Bekir SALİM:

Bakma benim temiz, masum yüzüme,

Kaynar içim fokur fokur kardeşim.

Sevgiden, gönülden nasihat etme,

İmam bildiğini okur kardeşim.

 

Milletvekili:

Bilirim; kavgadır senin muradın.

Hicivde göklere yükselmiş adın.

Lâkin, sevgi varken nedir inadın?

Allah versin akıl, fikir kardeşim.

 

Bekir SALİM:

Benim sevgi ile gittiğim yere,

Sen rüyanda gidemezsin bir kere,

Hem, şiirde “yükselmişim göklere”

Oysa senin yerin çukur kardeşim.

 

Milletvekili:

Anladım; sabretmek düşecek bana,

Kötü söz yakışmaz güzel insana,

Bir gün yanılıp da benzersem sana,

O zaman yüzüme tükür kardeşim.

 

Bekir SALİM:

Duyan sanır, hiç kötü söz demezsin.

Sen ciğere “mundar” der de yemezsin.

İstesen de bana benzeyemezsin.

Ben altınım, sen de bakır kardeşim.

 

Milletvekili:

Âşığım, susarım, bildin mi niye?

Bizim köyde dokunmazlar sabi’ye

Hem aslan zincirli, kafeste diye,

Çakallar görmesin hakir kardeşim.

 

Bu dörtlük beni hayli hırpaladı. “Ben milletvekiliyim, her sözü her yerde söyleyemem, yoksa senin ağzının payını verirdim.“ derken bile yerden yere vurmuştu. Ama, onu ben bu tarafa çekmiştim ve bu kadar güçlü bir atışmacı olduğunu hesaplayamamıştım. Yani hak etmiştim. Dilimin ucuna cevap olarak çok sert bir dörtlük geldi ama sahnede de olsa bir yüzbaşının bir milletvekiline öyle bir söz söylemesi yakışık almazdı.  Kalktım ve “Bu söz üstüne söz söylenmez” diyip Ağabey’e sarıldım, sahneden ayrıldım. Atışma geleneğine göre bu “meydandan kaçmak” anlamına geliyordu. O an hiç düşünmemiştim…

Gece saat bir buçuk… Telefon sesiyle uyandım. Çok keskin bir anason kokusu… Sayın vekilim, anlaşılan o gün hızını alamamıştı. Bakın nasıl uykumu kaçırdı?

Milletvekili:

Be hey bıyıksız Yüzbaşı,

Göz üstünde kaş’ın mı var?

Zoru görünce kaçarsın,

Yoksa senin çişin mi var?

 

Ben de gözümün biri açık biri kapalı… Bu sefer kızdım:

 

Bekir Salim:

Bana bıyıksız diyorsun,

Bıyıkla bir işin mi var!

Konuştukça kokuyorsun,

Yoksa çürük dişin mi var?

 

Demeye kalmadan, “Asker Meclisin emrinde değil mi kardeşim, bırak cevap vermeyi ve madem taşlama istedin sus ve sadece dinle!“ deyip ağzına geleni söyledi… Yanlış anlamayın, saz elinde telefon kulağında ve tamemen doğaçlama… İrticâlen…

Kırkar, yününde yatarım,

Götürür mal’a katarım.

Seni vâdeli satarım.

Piyasa da peşin mi var?

 

Seni bazlama yaparım,

Sırtında hurc’a teperim.

Sözcükten saray yaparım.

“Taş Üstünde Taş”ın mı var? (*)

Nasılsın benim şekerim,

Tasmayı takar, çekerim.

Yalağa yal’ın dökerim.

İnsan gibi aş’ın mı var?

 

Sende cevher bulmuyorum.

Pek dikkate almıyorum.

Kim ıslattı, bilmiyorum!..

Eteğinde yaş’ın mı var?

 

Sakın sözümü unutma,

Eline geçeni yutma,

Boşuna havanı atma.

Yedi tane leş’in mi var?

Olmuşsun aşşığın lezi, (**)

Altına bağlarım bezi,

Defol, Allah’ın çömezi…

Benim kadar yaşın mı var?

 

Âşığım, çok abartmışam,

“At” dedin, ben de atmışam.

Zaten, ben hanek(***) etmişem,

Şairilikte eşin mi var?

 

Ve daha dörtlükler, dörtlükler…Allah’tan telefonunun bataryası zayıfladı…

1996/ANKARA

(*) “Taş Üstünde Taş“ benim ikinci şiir kitabımın adı

(**) Aşşığın lezi: Erzurum yöresinde oynanan bir oyun. Koyunların diz bölgesindeki bir kemikten aşşık yapılır ve oynanır.

(***) Hanek etmek: Şaka yapmak

Not: Bu mebus dostumla yüzlerce atışmam oldu. Bu yazıya gösterilen ilgiye göre belki gene paylaşırım.

1 YORUM

  1. Abi süpermiş tam milletvekili de iyi biliyormuş Erzurum ağzını. Bu kafiyeli ve nükteli dörtlük nasıl çıkıyor abi kalıplarımı var kafanızda.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin