Melâhim Çağı! (2)

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Çıkan kısmın özeti: “Ve öyle bir fitneden sakının ki, içinizden yalnızca zulüm yapanlara dokunmakla kalmaz. Ve bilin ki, Allah’ın cezası şiddetlidir.” Enfal-25

Hadis alimleri Kainat Efendisi’nin (ASM) fitne ile ilgili ayetlerinin büyük bölümünü bu ayetle ilişkilendirerek anlamlandırmaya çalışmıştır.

Fitne ve bela söz konusu olunca sadece mübarek Kur’an’ın indiği dönem değil, yakın ve uzak gelecek ile ilgili meseleler de gündeme gelmiştir.

Şüphesiz kitap ve peygamber birer “haber verici”dir. Bu haberin gelecekle ilgili olan kısmı ise öylesine mayınlı bir alandır ki, iki tarafı uçurum olan incecik bir ip üzerinde gezinir gibi hassasiyetle gezinmek lazımdır.

Hz. Peygamber müminlere kitabı öğreten, açıklayan, yaşayarak örnek olan, kendisine ittibâ edilmesi emredilen son peygamberdir. O, bu Risâlet görevi esnasında kendisine bildirildiği kadarıyla gelecekten haber vermiştir. Onun gelecekle ilgili öngörülerine dayanan bazı sözlerini vahye mahzar olmadan kendi basireti, feraseti, tecrübesi ve sağlam muhakeme yeteneği sonucu söylemiş olması mümkündür. Bu bakımdan onun kıyamet öncesi ve sonrasına yönelik bir kısım ikazlarını doğrudan küresel kıyametle ilişkilendirmeden önce çok iyi araştırma yapılmasının uygun olacağı ifade edilebilir. Bu itibarla, sağlıklı, tutarlı ve sağlam bir din anlayışının ikame edilebilmesi için bahse konu hadislerinin doğru anlaşılması ve yorumlanması gerekmektedir.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Hadis kaynaklarında gelecekte vuku bulacak belalardan söz eden hadisler bağımsız bölümler halinde yer alır.

Bunların bir bölümü mev’ize amacıyla söylenmiş, şu ve bu şekilde fitne ve olaylar çıkarsa, bunlara karşı Müslümanın nasıl bir tavır takınacağı belirtilmiştir. Ebû Dâvud’un Kitâbü’l-Melâhim’inde yer alan, geleceğe ait bazı olaylar şöyle özetlenebilir: Allah’ın bu ümmete her yüz yılın başında dini yenileyecek bir müceddid göndereceği, İstanbul’un fethi, Allah’ın bu ümmet üzerinde iki kılıcı (iki askeri gücü), biri ümmete ait, diğeri düşman tarafından olarak bir araya toplamayacağı, kıyamet alâmetlerinden güneşin batıdan doğması, Deccâl’ın çıkması vesaire…

Hz. Ömer’in şahadetinden tutun da, Hz. Osman dönemindeki olaylara, Kerbela vakasına kadar pek çok devri “Fitne çağı” olarak niteleyenler olduğu gibi, her döneme ait bir bela ve müsibetlerin yağmur gibi yağdığı devirler olarak nitelendirilmiştir.

Dolayısıyla günümüzde yaşanan olayları da yine bu bağlamda değerlendirenler olacaktır ve bu bağlamlandırma giderek artan bir yoğunlukta yaşanacaktır.

Şurasını net ifade edeyim, şahsen kolektif ve kamusal hüküm çıkarılmadıkça bu tür çıkarsamaları çok yadırgamam.

Ancak iki ciddi ve büyük risk vardır böyle durumlarda.

Birincisi, Adnan Oktar örneğinde olduğu gibi olaylar ile haberleri birleştirebilmek için zaman içerisinde minik çarpıtmalar, yorumlarla işi kendi eksenine oturtmayı denemeler ve nihayetinde bağlamından tamamen koparılmayla kadar ulaşan bir anlam ve bağlam bozuculuk söz konusu olacaktır.

İkincisi ise bu tür vakıa-haber verme bütünleşmesi neticesinde hüküm sanki İslam’ınmış gibi bir mal edilme süreci yaşanır. Örneğin AIDS ilk ortaya çıktığında yine bazı kesimler bu korkunç hastalığı “Dabbetül Arz” olarak nitelemişti. Zamanla bu hüküm sanki Kur’an ve peygambere aitmiş gibi aktarılmaya başlandı. Ve bu bakış açısı çürütüldüğünde sanki çürütülen Kur’an_ı Kerim’miş gibi bir durum ortaya çıktı.

Turan Dursun’un neredeyse bütün çalışmaları böyledir. Yazdığı tüm reddiyeler dinin ve ayetlerin yorumlarına yaptığı itirazlardır. Müfessirler ya da alimlerin yaptıkları hataları doğrudan (haşa) Allah’a refere ederek dini saf dışı bırakmayı deneyip durdu Dursun.

Yorumlamak aklı olan her canlı için mümkündür. Dolayısıyla bir meselede derinlemesine ilmi olmayanların da bahsi geçen meseleler ile güncel meseleleri birleştirerek yorum yapması ve hatta bir neticeye ulaşması mümkündür. Ancak sıkıntı, bu netice ile amel edilmeye başlanması, hatta bunun adeta birer “Nass” olarak algılanmasıdır.

Yıllar önce bir üniversite öğrencisi iken Adnan Hoca’nın çok popüler olan kitapları vardı. Bunlardan biri de Yahudilik Masonluk isimli kitaptı. Adnan Hoca gelecekten haber verdiği ileri sürülen hadis-i şerifleri öylesine esnetip yorumluyordu ki, sözgelimi Boğaziçi’nde yan yatan bir petrol tankerini bile hadislerle açıklayabiliyordu.

Bu kadar da değil, kendisine ihanet ettiğini düşündüğü ve o dönem ismini “Kızıl İmam” olarak lakaplandırdığı bir delikanlı hakkında ayet ve hadisler bulup çıkardığını hatırlıyorum.

Niyetim Adnan hoca ve dini meseleleri yorumlamasını eleştirmek ya da gömmek değil şüphesiz. Belki bugün kendisi bile o yazdıklarını çok tutarlı bulmuyor olabilir nitekim.

Yavaş yavaş ana meselemize geliyoruz.. Devam edeceğiz…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin