Medya Davasında şimdi de mütalaa skandalı

YORUM | SEFER CAN

Ağırlıklı olarak Zaman Gazetesi yazar ve çalışanlarıyla Feza Gazetecilik bünyesindeki diğer yayın organlarının mensuplarının yargılandığı davalarda skandallar bitmiyor. Suç unsuru içermeyen ve çoğu sanığın sadece isminin yazılı olduğu iddianamelerle ilk adım atılmıştı. Ortalama 400 gün sonra mahkeme karşısına çıkabilen gazeteciler, kovuşturma aşamasında eşine rastlanmamış uygulamalarla karşılaştı. Bazı sanıklara tahliye veren mahkeme heyetleri duruşma savcısıyla birlikte açığa alınarak haklarında soruşturma açıldı. Mahkemenin tahliye kararını uygulamamak için sanıklar hakkında aynı suçlamalarla yeni soruşturma başlatıldı. Bir yılı bile dolmayan duruşmalarda defalarca heyet değişikliği yaşandı. Bilhassa taşradaki davalarda henüz iddianamesi bile hazırlanmamış gazeteciler bulunuyor. Süreçteki diğer skandalları arşive havale edip bugün yazarların ağırlıkta olduğu davada savcının mütalaasını irdelemek istiyorum. Tek kelemiyle özetlemek gerekirse ‘böyle başa böyle tarak’ denilebilir. Duruşma savcısının ‘performansı’ süreçte görev yapan meslektaşlarını aratmıyor.

Savcı, ‘FETÖ’nün medya ayağını yazacağım derken en basit bilgileri bile hatalı vererek muhteşem bir giriş yapmış. Başlangıca Sızıntı Dergisini koymuş. Ancak Wikipedia’da bile 1979 yılında çıkmaya başladığı yazılıyken savcı tarihi 1986’ya taşımış. E haklı tabii Wikipedia’ya Türkiye’den girilemiyor. Adamcağız VPN ile girip suç işleyecek değil ya! Zaman Gazetesi konusunda tek rakam farkıyla amorti kazanmış: 1987 demiş. Bu cümleleri takip eden bölümde öyle büyük bir çam devrilmiş ki tarih hataları sevap gibi kalmış.

DEVAM EDEN DAVA KUMPASMIŞ!

Savcı Cem Üstündağ, bir bölümü Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi’nde devam eden Ergenekon ve Balyoz davaları için ‘sözde darbe soruşturmaları’ ifadesini kullanmış. Zaman Gazetesi, Aksiyon Dergisi, Cihan Haber Ajansı, Cihan Radyo ve Irmak Televizyonu’nun “Türk Silahlı Kuvvetlerine yönelik Ergenekon, Balyoz gibi sözde darbe soruşturmalarını haklı göstermeye çalışan bir yayın politikası izlediği,” savı ileri sürülüyor. Oysa bahsi geçen davalar devam ediyor. Yargıtay’ın bozma kararından sonra yeniden yargılama yapan İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Ergenekon davasında eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ve bağlantılı suçu işledikleri iddia edilen aralarında Dursun Çiçek, Nusret Taşdeler ve Hasan Iğsız’ın da olduğu 18 kişinin dosyasını ayırarak Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi. Diğer sanıklar bakımından karar için 26 Nisan 2018 tarihine gün verildi.

Balyoz’da ise Çetin Doğan’ın aralarında bulunduğu yedi sanık hakkında verilen beraat kararının bozulması için Yargıtay’a temyiz başvurusu yapıldı. Yargıtay bu konuda son hükmü tesis etmiş değil. Yani savcı AYM, Yargıtay ve yerel mahkemenin kararını beklemeden hükmü vererek hem hukuku katlediyor hem de suç işliyor. Sanıklar hakkında suç uyduruyor. Savcı Üstündağ aynı hatayı Tahşiyeciler davasıyla ilgili de işliyor. Temyiz sürecini yok farz ederek kafasına göre hüküm veriyor. Tetikçi Cem (Küçük) ile Savcı Cem arasında bir fark arıyor insan…

BU BİR YOLSUZLUK SORUŞTURMASI…

ABD’deki Reza Zarrap Davasında Türk Hükümetinin tuttuğu avukatların bile rüşvet ve kara para aklama suçlamalarını kabul ettiği bir ortamda yolsuzluk hakkında haber ve yazı yazmanın suç olmasının hukukta karşılığı yok. Üç yıl önce kaleme alınmış metinlerin 15 Temmuz’la bağını kurmak ise savcıların hayal gücünü epeyce zorlamasına yol açıyor. Ülkenin önde gelen yazarlarından ‘Sanık’ Ahmet Turan Altan, “Yolsuzluğu eleştirmek nasıl oluyor da darbeye zemin hazırlamaktır. Bu durumda şedit bir dille yolsuzluğu eleştiren muhalefet liderleri benim dışımda sayısız yazar, şu anda hükumetin paralelinde yazanlarda dahil, gazeteciler, televizyoncular, milyonlarca halk kitlesi de mi darbeyi hazırladı, böyle şey olur mu sayın hakimler.” Şeklinde isyanının dile getirmişti.

Mümtazer Türköne de yargılamanın aslında 17-25 Aralık davasına dönüştüğünü ve bunun AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın istemediği sonuçlar doğurduğunu dile getirdi. Yazarlar doğal olarak yolsuzluk eleştirisinin darbeyle ilgisi bulunmadığını izah etmeye çabalıyor. Ve bunlar kayıtlara geçiyor. Hem iddianame hem de mütalaadaki alıntılardan savcıların Erdoğan açısından ‘kötü niyetli’ olduğu bile öne sürülebilir. Mesela Ali Bulaç için: “Sanığın 27/12/2014 tarihinde zaman gazetesinde yayınlanan yazısında yolsuzluğun nedenlerini tartıştıktan sonra yazısını ‘bizim gibi gırtlağına kadar yolsuzluğa batmış toplumlarda dindarlar nasıl kolaylıkla yolsuzluğa bulaşır’ şeklinde bir soruyla bitirdiği,” şeklinde alıntı yapmış. Başka bir alıntıda “Sanığın 29/12/2014 tarihinde aynı gazetede yayınlanan yazısında yine yolsuzluk konusunu işlediği,” deyip bırakmış. Mümtazer Türköne’nin dediği gibi bu aslında 17-25 Aralık yargılaması, o amaçla hazırlanan dosyaya 15 Temmuz sosu eklenmiş sadece.

‘DELİL’ BULMAK İÇİN ÇIRPINMALAR

Alkan’ın bir isyanı da araba alım satımı ya da diğer ticari işlemlerden darbe delili çıkarmaya oldu: “Böyle iddianame mi olur, kocaman adamlarız, yani şurada iki günlük uğraştığımız şeylere bakın yani, çıldırıyorum, yok araba alım satımı, yok efendim şu şirkete ortak oldun mu olmadın mı ve bizim halimiz. Üç müebbetlik ceza talepleri düğün şekeri gibi etrafa serpiştiriliyor,” İddianamedeki bu garabet mütalaada da devam ediyor. Savcı, yayın görevi olmayan sanıkları mahkum ettirebilmek için iddianamedeki absürtlüğü sürdürüyor. Normalde en fazla ticaret mahkemelerinin konusu olabilecek iddiaları darbe davasının delili olarak zikrediyor.

Savcılığın ‘yurt dışına kaçarken havaalanında yakalanan’ sanıklarla ilgili delilleri komik nitelemesini hak ediyor. Hakkında herhangi bir adli kontrol hükmü bulunmayan şüpheli olduğundan bile habersiz kişileri, ellerinde gidiş dönüş biletiyle havaalanında yakalamışlar. İbrahim Karayeğen ve Orhan Kemal Cengiz bu minvalde soruşturulan yüzlerce sanığın bu dosyadaki temsilcileri.

Bankasya’ya para yatırmak da bu süreçte öne sürülen hukuksuz gerekçelerden. Çalışılan şirket maaşları oradan ödediği için savcı biraz zorlanmış. Maaşını hemen çekmeyip bankada bekletenler diye bir suç uydurmuş, Ali Bulaç’ın ağır suçlarından(!) biri bu. Ali Bulaç demişken, savcı, 1971 yılında Yüksek İslam Enstitüsü sınavlarına hazırlanabilmek için cemaat evlerinde 6 ay süre ile kaldığını yakalamış! En ağır suçlarda dahi zaman aşımı 20 yıl, arada çıkan üç affın bütün suçları sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırdığı gibi hukuksal itirazların anlamı olur mu? Bilemiyorum.

MÜTALAA ZENGİN GÖRÜNSÜN DİYE

Savcılık, mütalaasını zengin göstermek için midir nedir; insanların çalıştığı gazetenin twitter hesabına giriş yapmış olmalarını da saymış.

Savcıların en fazla kızdığı ifadeler ‘yargılanacaksın, mahkemelerde hesabını vereceksin’ cümleleri. Oysa mahkeme hukuk içinde hesap sormayı önerir ve meşrudur. Hukuk içinde hesap sorma çabası darbenin alternatifidir. Beyin cidarlarını zorlayarak “Esasen yurtta sulh konseyinin 15 Temmuz gecesi TRT ekranlarından zorla okuttuğu bildirinin pek çok yerinde darbenin gerekçelerinden biri olarak yolsuzluğun gösterilmesi tesadüf olarak görülmemelidir.” bile denmiş. Söz konusu bildiride terörle etkin mücadele, insan hakları gibi kelimeler de kullanılıyor. O kelimeleri kullananları niye toplamamışlar? Bir dönem Meclis sitesinden bile indirilebilen 17-25 fezlekesini bilgisayarında bulundurmak da suç haberiniz olsun.

Şahin Alpay’a isnat edilen suçlardan biri Fethullah Gülen’in kardeşinin vefatı üzerine taziye mesajı göndermek. Hasbi Gülen’in cenazesine katılanlardan birkaçı şöyle: Binali Yıldırım, Hayati Yazıcı, Numan Kurtulmuş, Recep Akdağ. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Cemil Çiçek ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise taziyelerini bildirmiş. Ne güzel hukuk değil mi?

İRONİDEN ANLAMAYAN SAVCI NESLİ

Ahmet Turan Alkan’ın savunmasında dikkat çektiği bir husus Türk toplumunun ironi ile imtihanıydı. Savcıda hastalığın ileri derecede olduğu anlaşılıyor. Alkan’ın “ordunun meclis savunma komisyonuna bağlanacağı bir darbe girişiminin taraftarı olacağını söylediği,” yazı ne yazık ki suç delilleri arasında yer alıyor.

Zaman Gazetesi’nin Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki davalarını takip eden avukat Orhan Kemal Cengiz’in hakkında ise şu cümleler dikkat çekiyor: “Sanığın örgütün güdümündeki Gazeteci ve yazarlar Vakfının 2014 yılı Ocak ayında Abant ilçesinde yapmış olduğu bir toplantıda söz alarak “Arkadaşlar tamam, AKP bir sürü antidemokratik uygulamalar yapıyor ama herkes olan bitenin farkında, Cemaatin de hükümeti devirmeye çalıştığını biliyoruz, bari bize numara yapmayın. Ayıp oluyor” şeklinde sözler söylediği,”. Çok düşündüm, benim hayal gücüm savcının buradan nasıl bir suç ürettiğini çıkarmaya yetmedi.

Başka bir sanıkta “makrube (aslı maklube) isimli yemeğin hazırlanışı sırasında çekildiği tespit edilen video kayıtlarının bulunduğu, söz konusu yemeğin örgüt mensupları arasında alışkanlık halini almış bir etkinlik olduğu,” tespit edilmiş. Sanığın evinde F, D, L, K, G, C serilerinden olan 24 adet birer dolarlık banknotun ele geçirilmiş. Yurt dışında okuyan çocuğunun çantasındaki paralardan bir dolarları seçip almışlar. Tam 24 tane ve her seriden. Savcı sanığın Cemaatteki konumunu bir dolar serisine göre tespit etmeye kalktıysa devreleri yanmıştır. Cihan Haber Ajansı Genel Müdürü Faruk Akkan’ın oğlu ile yazışmaları da zehir hafiyenin gözünden kaçmamış: “Fatih’im Moskova isimli bir kişi ile yapmış olduğu görüşmede “Fatih’im abilerine ulaşınca haber ver” şeklinde sözler söylediği, benzer konuşmaların aynı kişiyle çok uzun bir süre devam ettiği…”

HİÇ YAKALANMAMIŞ SANIĞA CEZA TALEP EDİLİYOR

Absürtlüklerin yanında hukuk skandalları gölgede kalıyor gibi ama ihmal edilebilecek hatalar değil. Mesela hiç yakalanmamış ve ifadesine başvurulmamış bir şüpheli hakkında ceza talep ediliyor. Mahkeme salonunda hazır olduğunu sanıyor olabilirler.

Fethullahçı yapının militanlarından Yurt ATAYÜN isimli eski polis müdürünün sosyal medya hesabı üzerinden “sizin en büyük hatanız Hoca Efendiyi sıradan bir hoca, cemaatini de cami cemaati sanmanız oldu. Geçmiş olsun” şeklinde paylaşımda bulunduğu…” Savcı bilhassa yazarların tamamı için bu cümleyi kurmuş. 30 Temmuz 2014’ten beri tutuklu bulunan Atayün’ün bu mesajı atması fiili olarak imkansız. Ayrıca harakiri yapması ve Erdoğan’ın 17-25 Aralık soruşturmalarıyla ilgili bütün tezlerini kabul etmesi anlamına geliyor. Gerçekten böyle bir mesaj olsa bizzat Erdoğan üstünde tepinirdi. Yurt Atayün ile hiç bir bağlantısı olmayan ‘Kahraman police’ diye açılmış ve şu an aktif olmayan bir hesaptan atılmış provokatif bir tweet, Şahin Alpay, Ali Bulaç dahil bütün yazarların suçlanmasına gerekçe yapılıyor.

Büyük skandallardan biri şu tespit: “Her ne kadar sanık hakkında ayrıca TCK 311 ve 312. maddelerinde yazılı suçlar nedeniyle kamu davası açılmış ise de; her iki maddenin gerekçesi incelendiğinde bu suçların TCK 309/1 maddesinde yazılı anayasayı ihlal suçuyla birlikte işlenmesine yasal olanak bulunmadığı anlaşıldığından, sanık hakkında müsnet suçlar nedeniyle açılan kamu davasında ceza verilmesine yer olmadığı,”

İddianameyi hazırlayan savcı, onaylayan başsavcı, kabul eden mahkeme, bitme aşamasındaki yargılamada kanunen mümkün olmayan bir talebi fark etmemiş. O kadar eleştirdiğimiz duruşma savcısı Cem Üstündağ’a bir alkış!

1 YORUM

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin