Mayınlı bir arazi: Fiten edebiyatı! | Melahim Çağı (4)

YORUM | M. NEDİM HAZAR

Çıkan kısmın özeti: Hadis kitaplarında “Fiten, melâhim, eşrâtu’s-sâa, imâre, megâzî, menâkıb, sıfatü’l-kıyâme”gibi başlıklar altında gayba dair bu haberlere yer verilmiştir. Nitekim fiten ve melâhime ait haberler gayb ile ilgili olup, bunların bir kısmının kıyamete yakın, bir kısmının ise kıyamet günü ve sonrasında vukû bulacağı bildirilmektedir.

Meselenin içinde kaybolmadan şu hususu vurgulamak çok önemlidir:

İslâm tarihinde “fitne” diye anılan ve erken dönemde meydana gelen karışıklıklar nedeniyle Müslümanların çok büyük sıkıntılar yaşadıkları bilinmektedir. Böyle bir dönemde Ehl-i kitap ile ilişkiler, fethedilen yerlerdeki kültürlerle münasebetler ve İslâm’ı seçen toplulukların atalarından devraldıkları inanç sistemleri ve kültürel miraslarını bir anda terk edememeleri gibi hususlar, fiten hadislerinin ortaya çıkışına müsait bir zemin hazırlamıştır.

Nitekim Fiten Edebiyatında yer alan malzemenin büyük bir çoğunluğunun, Apokaliptik Edebiyatta bol miktarda bulunan efsane ve mitoloji türünden rivayetlere benzediği ve bu kültürel mirastan büyük ölçüde etkilendiği ve beslendiği anlaşılmaktadır. Sahabe ve Tabiûndan bazı râvîlerin merfû rivayetlerin içerisine yaşadıkları bazı karamsar tabloları yansıttıkları, bu malzemenin daha sonra vaizlerin sermayesini oluşturduğu ve “ahlâkî öğüt” gayesiyle yazılan birçok eserde de bu rivayetlerin kullanıldığı ifade edilmektedir.

BU YAZIYI YOUTUBE’TA İZLEYEBİLİRSİNİZ ⤵️

Fiten ve Melahim çerçevesinde gelişen edebiyatın Yahudilik içinde ortaya çıkışı Hz. lsa’dan iki yüzyıl öncesine dayandırılır.  Daha sonra bu tarz, varlığını sürdürerek lsa’dan sonraki yüzyıllarda da ürünler vermiştir. Yoğunluklu olarak Hz. lsa’dan sonraki iki yüzyıl içerisinde görülse de, ondan sonraki yüzyıllarda da apokaliplik tarzda ürünler verildiği bilinmektedir.

Bu birkaç yüzyıllık dönem Kitab-ı Mukaddes Teolojisinde ‘apokaliptik dönem’ adıyla anılmaktadır.· Apokaliplik kitaplarda yer alan fikirler gerek Yahudilik, gerekse Hıristiyanlık teolojisinde oldukça etkili olmuştur.

Örneğin Yahudilik’te ahiret inancının bu dönemde daha da belirginleşen Hıristiyanlık’taki ahiret inancını hazırlayacak şekilde geliştiği söylenebilir. Apokaliptisizmin Hıristiyanlık’taki etkisini anlamak için ise Ernst Kaeseman’ın şu ifadesini aktarmak yeterlidir: “Apokaliptik, Hıristiyan teolojisinin anasıdır.”

İslam tarihine geldiğimizde ise, Resulullah Efendimizin (sav) vefatından kısa süre sonra baş göstermiş, İslam düşünce ve siyasi tarihinde derin izler bırakmış fitne döneminin bu defa benzer zorluklar ve sıkıntılar ortaya çıkardığını net olarak görmekteyiz. Hz. Peygamber’den sonra, daha Raşit Halifeler döneminde çıkan iç savaş Müslümanlara büyük acılar çektirdi.

Hz. Osman’ın öldürülmesi iç savaşı başlatan olay oldu. Cemel Vak’ası Hz. Ali ile Hz. Aişe’yi karşı karşıya getirmiş ve bu savaşta onbin Müslüman canından olmuştu.

Arkasından Sıffin savaşında Hz. Ali ve Muaviye karşı karşıya gelmiş, bu savaşta ise toplam yetmiş bin Müslüman kurban gitmişti. Bu savaşların ardından, ardı arkası kesilmeyen siyasi karışıklıklar, çalkalanmalar, hükümet değişiklikleri ve bunların ortaya çıkardığı dini, toplumsal, siyasi, ahlaki, ekonomik parçalanmalar, çatışmalar ve problemler devam etmiştir.


Kaynaklar fiten ve melâhim kelimelerine, daha ilk dönemlerden itibaren “içtimaî ve ahlâkî çözülme” anlamı yanında “Müslümanların iktidar uğruna birbirlerine karşı giriştikleri silahlı mücadele, siyasî-içtimaî kargaşa” şeklinde bir mana verildiğini gösteren çeşitli rivayetler ile doludur. 


İslam tarihinde fitne adıyla anılan olaylar ve bunların doğurduğu sorunlar, rivayetlerde gelecekten haber verme şekli de ve belli bir üslup içerisinde ifadelendirilmiştir. Bu çerçevede fiten edebiyatındaki söylem ile apokaliptik söylem arasında gözden kaçırılamayacak benzerlikler görülmektedir.

Bir fiten ummanı: Kumran Yazmaları!

Ölü Deniz Parşömenleri ya da Ölü Deniz Tomarları olarak da bilinen ve kırk bin adet elyazması parçasından oluşan bu metinler Hristiyanlığın ve Museviliğin bilinen en eski yazılı kaynakları sayılırlar.

Bu yazmalar, MÖ birinci yüzyıldan MS ikinci yüzyıla değin Ölü Deniz kıyısındaki Kumran vadisine yerleşmiş olan dini bir topluluğun tarihçesini aydınlattı. Bahsi geçen topluluk, Kumran Topluluğu veya Esseniler olarak bilinen, dışa kapalı Yahudi bir toplumdu. “Zadokite Belgeleri”, “Toplum Kuralları” ve “Disiplin El Kitabı” gibi yazılar, Kumran’daki günlük yaşam hakkında oldukça geniş ölçüde bilgi sahibi olunmasını sağladı. (bknz)

Bu metinlerde Dünyanın sonunda alacaklara dair herkese açıklanmamış gizli bilgiler rüya/ilham ve flash forward diyebileceğimiz bir teknikle açıklanır. Kumran parşömenlerinde Allah’ın, sırlarını peygamberlere bildirdiği önemle vurgulanır. Dolayısıyla bu durum fani olanın gaybı bilmesi değil, geleceği bilenin insana bildirmesidir.

Dolaylı, ağdalı anlatım, metaforlar ile süslenen bu metinleri çözebilmek bazı olaylar yaşanmadan mümkün olmadığı gibi, çoğu tarihçi/yazar biraz da metazori ile gerçeklik/metin ilişkisi kurmayı denemiştir. Zaten yazmalardaki vurgulardan biri de bu sırları herkesin anlayıp çözebilmesinin mümkün olmayacağıdır. Bu sırlar ancak ve ancak bu izlerde mezun (izinli) ayrıcalıklı kişilere açılır.

Örneğin Enocb’ta anlatıldığına göre bu levhalarda insanlığın bütün amellerinin kayıtları vardır ve bu levhalar dünya tarihinde olacak olayları önceden bildirmektedir.

“… Ey İdris, göğün levhalarına bak, onlar hakkında yazılanları oku ve onları tek tek öğren!” Bunun üzerine tabletlere baktım, onlarda yazılanların hepsini okudum ve her şeyi anlar hale geldim. Bu kitabı okudum ve insanlığın ve yeryüzünde bütün beden sahiplerinin çocuklarının bütün amellerini dünyanın bütün nesillerini okudum. O an Aziz olan Rabbi, Yüceliği, ebedi Meliki’ni tesbih ettim.”

Fiten rivayetlerinin bir derlemesi olan ve geleneğimizdeki bu tür rivayetlerin önemli kaynaklarından birisi olan Nuaym b. Hammad’ın (ö.H.229) Kitabu’l Fiten adlı eserinde bu kıyametin gelişine kadar olacakların Rasulullah’a gösterilmesi şu ifadelerle verilmektedir:

“Allah dünyayı, onda kıyamete kadar olup biteni görebileceğim şekilde benim önüme şu avuçlarıma baktığım gibi serdi. Bu, Allah’ın daha önceki peygamberlere de gösterdiği üzere, Peygamberine gösterdiği bir keşif (ceyelan) tir.”

Aynı hadisin başka bir versiyonunda “ceyelan” kelimesi yerine kullanılan “cilliyan” kelimesi; ‘kapalı, gizli tutulan bir şeyi açmak’ anlamına gelen C.L.Y. kökünden gelmektedir. Bu anlam ilginç bir şekilde apokalipsis kelimesinin anlamıyla örtüşür.

Bazı sahabiler/raviler bu tür bir meraktan ya da vazfiden dolayı çoğunlukla bu tür meseleleri aktarmayı tercih etmiş, ancak yaşadıkları toplumda çok hoş karşılanmamıştır. Okuyalım:

Sübey b. Hâlid şöyle anlatıyor:

“Tüster feth edildiği zaman Küfe’ye gelmiştim. Oradan katır getiriyordum. Mescide girdim, bir de ne göreyim: İnsanlardan bir topluluk ve aralarında bir adam oturuyor. Onu gördüğümde Hicazlılardan birisi olduğunu hemen anladım.

“Bu (zat) kim?” dedim. Oradakiler bana asık bir suratla dik dik baktılar ve “Sen bunu tanımıyor musun? Bu Rasûlullah (s.a)’in arkadaşı Huzeyfe b. El Yamân’dır” dediler.

Hüzeyfe (r.a): “İnsanlar Rasûlullah’ın (s.a)’j (Ümmeti için) hayırlı olan şeyleri sorarlardı. Ben ise şer olanını sorardım.” dedi. Halk ona gözlerini dikti. 

Hüzeyfe devamla şöyle dedi: Ben size hoşlanmayacağınız şeyler haber vereceğim, Ben Rasûlullah (s.a)’e “Ya Rasulullah, Allah’ın bize verdiği bu hayırdan sonra yine eskisi gibi şer olacak mı? Bana haber ver” dedim. “Evet”, karşılığını verdi.

“Ondan korunmanın yolu nedir?” diye sordum, “Kılınç” dedi. “Peki sonra ne olacak Ya Rasulullah?”

Cevap: “Eğer yeryüzünde Allah’ın bir halifesi olursa, sırtına (haksız yere) vursa malını alsa bile ona itaat et, ama eğer Allah’ın halifesi bulunmazsa, o zaman ağaç kökü kemirerek öl!”

Devam ettim; “Sonra Ne olacak?”

“Sonra Deccal çıkacak. Onunla birlikte bir nehir ve bir ateş bulunacak. Onun ateşine düşene Ecri (sevabı) verilecek, günahı silinecek, nehrine düşene ise günahı verilecek ve sevabı silinecek…”

Bunun son eşik olmadığını muhtemelen fark eden Hz. Huzeyfe son eşiği soruyor:

“Daha sonra ne var?”

“Sonra kıyamet kopacak.”

İşin en heyecanlı kısımlarına başlıyoruz ama bugünlük size daha fazla yormayayım…

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin