Mahfi Eğilmez yazdı; Türkiye dış finansman bulmakta neden zorlanıyor?

Ekonomist Mahfi Eğilmez, son yazısında Türkiye’nin neden dış finansman bulmakta zorlandğını güncel rakamlarla anlattı. Dış finansman kaynağına erişimde bazı kriterler olduğunu anlatan Eğilmez, “Bir ülkenin dış finansman kaynaklarına erişimde miktar sınırlarını ve katlanılacak maliyetleri çerçeveleyen birtakım göstergeler bulunuyor. Bunları üç grupta toplamak mümkün: (1) Guidotti – Greenspan Kuralı, (2) CDS Priminin derecesi, (3) Kredi Derecelendirme Notu.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin bütün kıstaslarda kötü durumda olduğunu resmi rakamlarla ortaya koyan Eğilmez’in yazısı şöyle devam ediyor:

Guidotti – Greenspan kuralı; merkez bankasının sahip olduğu brüt döviz rezervleri ve altın rezervlerinin toplamının, ülkenin vadesine bir yıl kalmış olan dış borçlarına eşit olmasını öngören kuraldır. Bir yıllık süre içinde, dış yükümlülüklerin yenilenememesi halinde, o ülkeye dış kaynak girişinin devam edebilmesi için bu eşitlik önemlidir. Arjantin’in eski maliye bakan yardımcısı Pablo Guidotti bu kuralı bir G 33 toplantısında ortaya attı. Eski Fed başkanı Alan Greenspan bu kuralı birçok yerde dile getirerek yerleşmesini sağladı. Javier Calafell ve Rodolfo Padilla del Bosque yaptıkları çalışmayla rezervler/dış borçlar rasyosunun birçok dış kaynak krizinin göstergesi olduğunu ortaya koydular.

CDS primi; Bir kuruluşun, alacaklı tarafın karşılaşabileceği alacağının ödenmemesi riskini belirli bir miktar karşılığında üstlenmeyi kabul etmesinin bedeli olarak tahsil ettiği primidir. Bir ülkenin CDS primi ne kadar yüksekse borçlanma maliyeti de o kadar yüksek olacak demektir. Çünkü bu prim ister istemez borçlanma veya kaynak bulma maliyetine yansıyor. CDS primi piyasada tıpkı döviz kurları gibi anlık arz ve talebe göre belirleniyor ve 300 baz puanın üzerinde ise o ekonomi aşırı riskli olarak kabul ediliyor.

Kredi derecelendirme notu; kredi derecelendirme kuruluşları tarafından bir ülke ya da şirketin kredi değerliliğinin ölçülmesi sonucunda ortaya çıkan nottur. Bu kuruluşlar, ülkeler için kredi ölçümlemesi yaparlarken ekonomik durum, siyasal durum ve riskler gibi unsurları ele alıyorlar. ‘Yatırım eşiği’ diye adlandırılan BBB- notunun altında nota sahip olan ülkeler yatırım açısından yüksek riskli ülke olarak kabul ediliyor.

Rubikon Kuralı; Sermaye hareketlerini serbest bırakmış bir ülkenin dış kaynaklardan doğrudan yabancı sermaye yatırımı, portföy yatırımı ve borçlanması için herhangi bir kural bulunmuyor. Venezuela ve Arjantin gibi iflas konumunda sayılan ülkeler hariç bir ülkenin riskleri hangi derecede olursa olsun dış kaynak sağlaması mümkündür. Burada önemli olan o kaynağın miktarının ve maliyetinin ne olacağıdır. Riskler yükseldikçe dış kaynaklara erişimin miktarı azalırken maliyeti yükselmektedir.

Yukarıda sözünü ettiğimiz üç ölçüyü bir araya getirirsek karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor:

Bu tablodaki kriterlerin tutturulma sayısı arttıkça dış kaynaklara erişim o kadar kolaylaşır ve ucuzlar. Tersi olursa dış kaynaklara erişim zorlaşır ve pahalı hale gelir. Bunu bir çeşit Rubicon Kuralı olarak kabul etmek mümkündür. Bir ülke dış kaynaklara rahat ulaşabilmek istiyorsa bu koşulları tutturmaya çalışmak zorundadır. Bu benzetmede Rubikon’u dış kaynaklara ulaşmak için bir engel olarak düşünürsek bu koşullar sağlanmadan o ülkenin Rubikon’u yüksek bedeller ödemeden geçmesi mümkün olamaz.

Konuya Türkiye açısından bakarsak görünüm şöyle çıkıyor:

Bu tablo, Türkiye’nin dış kaynaklara ulaşmakta niçin düşük miktar ve yüksek maliyet sıkıntısı çektiğini gösteriyor. Türkiye, yapısal reformlara başlarsa önce ikinci sıradaki kriteri, ardından da zaman içinde diğerlerini yakalayarak Rubikon yapabilir.

YORUM YAZIN

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi girin